Ülkemizde Bulunan Zararlı Bitkiler

Yazar: Salih Gökkür ve Selay Doğan
 
Bitkiler, fotosentez yaparak kendi besinini üreten, toprağa kökleri ile tutunarak tohumlarıyla yayılan, kuruduğu zaman bile toprağın organik maddece zenginleşmesine ve atmosferdeki karbondioksit dengesinin korunmasına katkı sağlayan en önemli canlı gruplarından biridir. Besin zincirinin olmazsa olmazıdır. Bazılarının yararlı kullanım alanları olduğu gibi, zararlı özellikleri de olabilir. Doğanın dengesinin bozulmaması için, bitki ve hayvan genetik kaynaklarımızın bir parçası olan zararlı bitki popülasyonları korunmalıdır. İnsanoğlunun doğal kaynaklarımızı koruyarak tüketme alışkanlığını kazanması artık zorunluluk haline gelmeye başlamıştır.
 
Yaklaşık 12000 bitki türü ile Avrupa'nın en zengin bitki florasına sahip ülkelerinden biri olan Türkiye'de insan ve hayvan sağlığını tehdit edebilecek düzeyde sayıları her geçen gün artan kayıtlı zehirli bitki türü bulunmaktadır (Akman ve Ozan, 1972; Bakırel, 2002). Geçmişten günümüze insanoğlu doğada bulunan bitkileri toplayarak besin ve tedavi amaçlı kullanmıştır. Bu süreçte her bitkinin yararlı olup olmadığı veya yararlı etkilerinin yanında bir takım zararlı etkilerinin de olduğu yaşanan olumsuz tecrübeler ile görülmektedir. Özellikle kırsal bölgelerimizde gıda veya şifa bulma amaçlı kullanılan bitkilere benzetilerek, farklı türlerin meyve, yaprak, çiçek, kök gibi kısımlarının değişik şekillerde kullanılması, ölümle sonuçlanabilecek ciddi zehirlenmelere neden olabilmektedir. Bunun yanı sıra bu bitkilerin geneli de zehirli olabilmektedir. Bileşenlerin miktarı bitkinin bulunduğu coğrafya, ekolojik şartlara, yaşına ve fizyolojik yapısına göre değişim göstermektedir (Özçelik ve Sağmanlıgil, 1993; Muca vd., 2012; Gül ve Topcu, 2017).  Zehirli bitkiler; içerdikleri glikozit, alkaloit, saponin, kristaller ve tanen gibi maddeler nedeniyle tüketildiklerinde bünyede biyokimyasal yada fizyolojik değişikliklere neden olarak hastalanmalara ve hatta ölümlere yol açan bitki türleri olarak tanımlanmaktadır (Tükel ve Hatipoğlu, 2001; Muca vd., 2012; Gül ve Topcu, 2017). Bitkilerin zehir etkisi bitkinin çeşidi, sahip olduğu toksik madde miktarı, etki ettiği canlının türü, yaşı, cinsiyeti, vücut direnci gibi birtakım özelliklere göre farklılık göstermektedir. Canlılarda zehirlenme belirtileri kusma, baş dönmesi, kalp çarpıntısı, kulak çınlaması, solunum ve nabız düşmesi, terleme, kasılma, bilinç kaybı ishal ve felç olma gibi belirtilerle kendini göstererek canlının ölümüne neden olabilmektedir (Güley ve Vural, 1978; Gül ve Topcu, 2017). 
Hayvancılık sektörünü olumsuz yönde etkileyen zehirli bitkiler, yüksek hayvan potansiyeline sahip birçok bölgemizin güncel problemleri arasındadır. Bitkisel kaynaklı zehirlenmelerde bitki türlerinin bilinmesinin yanısıra içerdikleri etken maddelerin tanı ve karekterizasyonunun teşhis ve sağaltım açısından oldukça önemli olduğu bildirilmektedir. Hayvan yetiştiriciliğinde zehirli bitkilerden kaynaklanan sorunların, geçmişte olduğu gibi günümüzde yaygınlık göstermesi bu tür bitkilerin detaylı olarak incelenmesini öncelikli hale getirmiştir. Yapılan araştırmalarda, hayvanlarda bitkisel kaynaklı zehirlenmelerin {türlere göre değişmekle birlikte) çoğunlukla akut tipte gelişerek büyük çapta hayvan ölümlerine ve aynı zamanda canlı ağırlık artışında azalma, yaşam süresinde kısalma, yün ve süt kalitesinde bozulma gibi üretim kayıplarına da neden olduğu bildirilmiştir. Hayvancılık potansiyelinin yüksek olduğu ülkemizde veteriner toksikoloji yönünden önemli bitki türlerinin tanınmasının ve sistematik olarak incelenmesinin zehirli bitkilere bağlı kayıpların en aza indirilmesinde faydalı olabileceği düşünülmektedir.  (Jamies vd., 1992; Pfister and Provenza,1992; Bakırel, 2002).
 
Aşırı ve kontrolsüz otlatma, meralarda çok iyi durumdaki (klimaks) bitki türlerinin azalmasına ve bitki örtülerinin orijinal kompozisyonlarından uzaklaşmalarına neden olmaktadır. Meralarda hızla çoğalan ve pek çoğu istilacı türlerden oluşan bitki topluluklarının büyük bir bölümü hayvanların severek ve isteyerek yemedikleri, yemekte zorlandıkları ve hatta bazen toksik maddeler içeren bitkilerden oluşmaktadır. Zehirli bitkilerin büyük çoğunluğu içerdikleri çeşitli alkaloidler ve diğer organik kimyasal bileşikler nedeni ile otlayan hayvanlar için önemli sorunlar yaratmakta, az tüketildiğinde hayvanlarda iştahsızlık ve buna bağlı olarak verim düşüklüğü görülmekte, aşırı tüketildiğinde ise zehirlenen hayvanların kurtarılması güçleşmekte, çoğu kez olay ölümle sonuçlanmaktadır. Hayvan sağlığı ve hayvansal üretim açısından zehirli bitki zararının en düşük düzeye indirilmesi için toksik madde içeren bitkilerin tanınması, biyolojilerinin ve özelliklerinin bilinmesi ve meralardan yararlanan üreticilere tanıtılması gerekir (Balabanlı vd., 2006).
 
Hayvanlar tarafından tüketildiğinde hayvanların bünyelerinde biyokimyasal ya da fizyolojik değişikliklere neden olan bu tür bitkilere “zehirli bitki” adı verilmektedir (Tükel ve Hatipoğlu, 2001; Balabanlı vd., 2006). Zehirli bitkilerin, hayvanlar üzerindeki toksik etkileri mevsimler, hatta aylara göre değişebilmektedir. Örneğin; Hezaren (Delphinium spp.) ilkbahar sonu ve yaz başlangıcında, Baldıran (Conium maculatum) bol güneşli yaz aylarında, kuzukıran (Hypericum perforatum) vejetasyon süresince her dönem hayvanların zehirlenmesine sebep olmaktadır. Hayvanların yaşı ve ırkı da zehirlenme hadiselerinde önemli rol oynamaktadır. Genellikle yaşlı hayvanlar zehirli bitkileri tanıdıklarından kolay kolay yememekte, ancak genç hayvanlarda aynı hassasiyet bulunmamaktadır. Ayrıca yerli ırklar zehirlenmelere karşı kültür ırklarından daha dayanıklıdırlar. Yörede yıllardır yaşayan hayvan ırkları zaman içerisinde bazı zehirli maddelere karşı bağışıklık kazanırken, aynı özelliği kültür ırklarında görmek mümkün değildir (Gökkuş,1999; Balabanlı vd., 2006). Hayvan cinsleri arasında da dayanıklılık yönünden farklılık bulunmakta, zehirlenmelerde koyunlar genellikle meradan yararlanan diğer evcil hayvanlardan daha fazla dayanıklılık göstermektedirler. Bazen de hayvanlar mecbur kaldıkları için zehirli bitkileri yemektedirler. Meraların kar örtüsü altında bulunduğu veya mevsimin çok kurak gittiği dönemlerde yiyecek bulamayan bazı hayvanlar, normal şartlarda tercih etmedikleri bitkileri yiyerek zehirlenmektedirler. Meralardaki kimi bitkiler yaşken hayvanlar tarafından tüketildiğinde toksik etki gösterirken, aynı bitkiler kurutulduğunda bünyesinde bulunan etken madde parçalanarak zararsız bileşiklere dönüşmekte ve zehir etkisi ortadan kalkmaktadır (Baytop,1989; Balabanlı vd., 2006)
 
Karacadağ,  Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde sönmüş bir yanardağ olup,  Diyarbakır ilinin güneybatısında yer alır. Kuzey-güney doğrultusunda uzanarak Diyarbakır Havzası ile Şanlıurfa Platosunu birbirinden ayırır. Karacadağ’da bazalt kayalıklarla kaplı açık alanlarda, özellikle 1300-1400 metrelerden itibaren, birçok bitki yerini, genellikle yastık oluşturan Astragalus gumnifer (geven) ve Acantholimon acerosum var. acerosum (pisik geveni) gibi dikenli bitkilere bırakmıştır. Bu alanlarda hâkim bitki topluluklarını bu türler oluşturur. Bunlar arasında Crocus (safran), Gagea gibi erken çiçek açan soğanlı bitkilere, Ranunculus kochii (düğün çiçeği), Ceratocephalus falcatus ve Senecio vernalis gibi zehirli bitkilere rastlanır. Geven türlerinin yer yer aşırı tahrip edilmesiyle, Picnomon acarna ve Echinops,  Eryngium türleri gibi dikenli bitkiler bulunur. Aşırı otlatmanın etkisiyle daha aşağı kesimlerde de otsu türler yok denecek kadar azalmış ve yerlerini dikenli ve sert yapraklı olan, Gundelia tournefortii‘ye (kenger) terketmiştir. Yine aynı şekilde birçok dikenli bitki büyük alanları işgal eder. Notobasis syriaca, Centaurea iberica, C. solsitialis, Echinops, Eryngium türleri yaygın dikenli bitkilerdir. İlkbahar aylarında zehirli ve yumrulu olan Eminium raufwolfii (yılan yastığı) ve zehirli olan Ranunculus arvensis (düğün çiçeği) tarlalar halinde steplere yayılmıştır. Bu bitkilerin yanısıra Triplospermum parviflorum (papatya), Adonis aleppica (kan damlası), Sinapis arvensis (hardal) çok geniş alanlarda görülür. Euphorbia’nın (sütleğen) birçok türü ise yaz aylarında geniş olarak yayılan zehirli bitkilerdir (Ertekin, 2002).
 
Günden güne artan insan faaliyetleri sonucunda azalan çayır ve mera alanlarında yıllarca süregelen hayvancılık zengin otsu türlerin populasyonlarının zayıflamasına birçok alanda tükenmesine ve doğal yaşam alanının çölleşmesine neden olmuştur. Elbetteki daha iyi araştırılması durumunda geven içinde ve geven yastıkları arasında birçok bitkinin yetişmesi ve korunması mümkündür. Değişik gruplardan birçok bitki taksonu aşırı otlatma baskısından bu şekilde korunabilmektedirler. Bu bitkilerden bazıları hayvanlar tarafından yenmeyen, zehirli bitkiler olduklarından dolayı korunabilmişlerdir. Yüksek kesimlerde yetişen ve erken ilkbaharda çiçek açan bazı soğanlı bitkiler, bu mevsimde otlatma yapılmadığı için korunabilmektedirler (Ertekin, 2002).
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygın olarak sürdürülen hayvancılık, hemen hemen tümüyle doğal kaynakların kullanımına dayalıdır. Özellikle otsu bitkilerin gelişimlerinin erken evrelerinde başlayan otlatma, çiçeklenme ve tohum oluşturma evrelerinde de devam etmekte ve bitkilerin yeni nesil vermelerini azaltmakta veya engellemektedir. Aynı zamanda, alçak yerlerden yüksek dağlık bölgelere doğru yapılan otlatma süreç içerisinde ovalıkların tamamen tarıma açılmasıyla dağlık alanların en ücra kesimlerine kadar yaygınlaştırılmıştır. Bu süreç aynı zamanda hayvancılığın yoğun olduğu bölgelerde dağlık alanların daha çok kullanılmasına neden olmuştur. Bu baskılar, otsu ve tür zenginliğinin fazla olduğu dağlık alanlarda bulunan nadir ve endemik bitkilerin populasyonlarının azalmasına hatta yok olmasına neden olmaktadır. Aşırı otlatmadan dolayı zamanla, hayvanların severek yediği bitki türleri kaybolmuş ve yerini hayvanların sevmediği dikenli, zehirli ve soğanlı, yumrulu bitkilere terk etmişlerdir (Ertekin, 2002).
 
1. Toksik Maddeler

1.1. Alkaloitler:
 
Alkaloitler hayvanlarda sinir sistemi ve karaciğer üzerine direkt etkide bulunurlar. Alkaloit alımıyla birlikte hayvanlarda beyin, omurilik, sinir sistemi bozuklukları meydana gelir ve ani ölümler görülebilir (Ergün vd, 2002; Balabanlı vd., 2006).  Alkaloitlerin çoğu acı lezzette ve renksiz olsa da bazıları renklidir. Alkaloit içeren bitkiler zehirli olduğundan, hayvanlar tarafından yenmemektedir. Bu nedenle alkaloitler, bitkiyi koruyucu özelliğe sahiptir. Alkaloit dozunun ayarlanması halinde bu bitkiler, tıp alanında tedavide kullanılabilmektedir (Koç 2002).
 
Hezaren türleri (Delphinium spp.), tohum, sap ve yapraklarında bulunan Delphinin ve Delphonin alkoloidleri nedeni ile rasyonlarda % 3 ve daha fazla oranda bulunduklarında büyük ve küçükbaş hayvanların ölümüne sebep olurlar. Benekli baldıran(Conium maculatum)’ın, bünyesinde bulunan alkaloitlerin en güçlü olanı Conin’dir. En çok sığır ve atlar üzerinde etkili olur, gebe hayvanlarda düşük doğuma ve sakatlığa yol açarlar. Güzel avratotu (Atropa bellâdonna), kök, yaprak ve meyvelerinde bulunan Atropin nedeni ile hayvanlara zarar verir. Atropin, emzikli hayvanlarda anne sütü aracılığı ile yavrulara geçer ve yavruların da zehirlenmesine neden olur. Çiğdem türleri (Colchicum spp.), tohumlarında bulunan Colchicin nedeni ile küçük ve büyükbaş hayvanlarda zehirlenmelere yol açar, at ve sığırlar üzerine olan etkisi, koyun ve keçilere oranla daha fazladır (Balabanlı vd., 2006).
 
Günümüzde ise Kolşisin kanserojen etkisini canlılar üzerinde sürdürmekle beraber, biyoteknolojik yöntemlerle bitki ıslah çalışmalarında yeni çeşitler elde etmek amacıyla başlıca kullanılan kimyasal ajan olmaktadır.
 
1.2. Glikozitler:
 
Bitkilerde bulunan glikozitler bitkilerin gelişme çağı, iklim ve gübreleme koşullarına göre değişebilmektedir (Baydar, 2005; Balabanlı vd., 2006). Bazı glikozitlerin etkisi, hayvanların sindirim sistemindeki enzimlerin bu maddeleri hidrolize etmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Glikozitler hidrolize olunca toksik siyonidli bileşiklere dönüşmektedirler (Çelik ve Bulur, 1996; Balabanlı vd., 2006).
 
Danakıran (Helleborus spp.), erken ilkbaharda merada otun bol olmadığı devrede genç hayvanlar tarafından yanlışlıkla tüketilir ve küçük ve büyükbaş hayvanlarda oldukça ağır zehirlenmelere yol açar (Balabanlı vd., 2006).
 
Zakkum, Nerium oleander, Apocynaceae familyasından Haziran-Eylül ayları arasında beyaz, pembe, kırmızı, sarı ve krem renklerde çiçekler açan 2-5 m yüksekliğinde zehirli bir bitki türüdür. Dere yataklarında ve su kenarlarında yetişir. Susuzluğa en dayanıklı bitkilerdendir ve kışın yapraklarını dökmez. Ayrıca bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir (Hepoğlu vd., 2018). Zakkumun bütün organları Kardiotonik glikozitleri (Oleandrin vd.) içerir. Bu nedenle zakkumu tanımadan yiyen bilhassa genç hayvanlarda ani ölümler görülür. Bu şekilde ölen hayvanların etleri de zehirlidir (Balabanlı vd., 2006).
 
Yüksük otu (Digitalis sp.), kırmızı çiçekli yüksük otu, mayasıl otu ve parmakçı otu olarak da bilinir. Türkiye’de dokuz tür yüksük otu türü mevcuttur ve çiçekleri farklı renklere sahiptir. Boyama için dokuz çeşidi kullanılmaktadır. Kullanılan en önemli türlerinden birisi Digitalis purpurea 50 ile 150 santimetre boyunda, tüylü yapraklı, kırmızı çiçekli iki yıllık otsu bir bitkidir. Diğer önemli türleri Digitalis ferruginea L. ve Digitalis lanata L.’dir. Geçmişte boyarmadde olarak Anadolu’nun bazı bölgelerinde kullanılmıştır. Boyarmaddenin yanında bitkinin içerdiği alkoloit bileşikleri zehirli olduğundan zaman zaman zehirlenmelere de yol açmaktadır. Bu bitkinin çeşitli haslıkların yüksek olmasına karşın zehri olmasından dolayı boyarmadde bitkisi olarak kullanılması tehlikelidir. Zehirli bitkiler sınıfına girmesi nedeniyle boyama reçetesi verilmemiştir (Karadağ, 2007). Yüksükotu türleri (Digitalis spp.) tohum, sap ve yapraklarında bulunan alkaloidler nedeni ile öldürücü etkiye sahiptir. Özellikle bitkinin taze sürgünlerini yiyen genç hayvanlarda zehirlenme vakaları daha çok görülmektedir (Balabanlı vd., 2006).
 
1.3. Oksalatlar:
 
Oksalatlar, toksik etkilerini kalsiyumu bağlayarak kanın dengesini bozmak suretiyle gösterirler. Aşırı oksalat alımları ruminantlarda böbrek tahribatına, tek midelilerde kemik bozulmalarına neden olmaktadır (Çelik ve Bulur, 1996; Balabanlı vd., 2006). Otlayan hayvanlara kalsiyumca zengin mineral maddelerin verilmesi oksalatların olumsuz etkilerini ortadan kaldırır (Ergün vd., 2002; Balabanlı vd., 2006).
 
1.4. Resinler – Resinoidler:
 
En iyi bilineni andromedotoksin (asetotoksin)’dir. Bu madde Orman gülü (Rhododendron spp.) türlerinde bulunmaktadır. Rhododendron cinsinde ayrıca erikolin ve rhododendrin bileşikleri de bulunmaktadır. Resin ve resinoidler yönünde zengin diğer bir bitki grubu sütleğen türleri (Euphorbia spp.)’dir. Sütleğen yiyen hayvanların sütü pembe olur, içerdiği polihidrik diterpen esterleri nedeni ile yakıcı, kızartıcı, müshil yapıcı, kusturucu ve ishal yapıcı özelliklere sahiptir. Sütleğen yiyen hayvanın sütünü içen yavrularda da bir süre sonra ölüm hadisesi görülmektedir (Balabanlı vd., 2006).
 
Sütleğen (Euphorbia sp.), farklı büyüklüklerde olan, yumrulu beyaz sütlü, otsu ve zehirli bir bitkidir. Kök, gövde, dal ve yapraklarında süt depo eder. Türkiye’nin hemen her yerinde yetişebilmektedir. Türkiye’de 90 çeşit sütleğen vardır. Boyama için bitkinin toprak üstünde kalan bütün kısımları kullanılır. Bitkide bulunan sütün mordan etkisi yaparak boyamanın haslığını yükseltmesinden dolayı taze olarak boyamada kullanılması ışık haslığını artırmaktadır. Bitkinin içerdiği boyarmaddenin ışık haslığının düşük olduğundan saray tekstillerinde kullanılmamıştır. Bu bitki ile boyanmış olan tarihi tekstillerin renklerini koruyamadığından günümüze ulaşamamıştır. Boyama işlemi, bitkinin kurutularak öğütülmüş çiçek, yaprak ve sapları ile mordanlı boyama yöntemiyle yapılır (Karadağ, 2007).
 
1.5. Fenolik Bileşikler:
 
Bitkilerde bulunan fenolik asitler; flouonoidler, isoflouonoidler, tokofereoller ve tanen fenolik bileşiklerdendir. Bitkilerde bulunan fenolik bileşikler okside olur ve aminoasitlerle birleşerek çinko gibi bazı mineral maddelerin ve besin maddelerinin yararlanılabilirliğini azaltırlar. Bu bileşikler bitkilerde fazla miktarda bulunur, böcek ve hayvan zararlarına karşı bitkiyi korurlar. Ayrıca oluşan ürünler, yemlerde arzu edilmeyen koyu rengin oluşumuna da yol açarlar (Itokura vd., 1988; Açıkgöz, 2001; Balabanlı vd., 2006).
 
1.6. Işığa Karşı Duyarlılık Yapan Maddeler: Bitkilerde bulunan en önemli fotodinamik madde klorofilin parçalanması ile oluşan Phylloerythrin’dir. Bu maddeler foto dinamik yani ışığa karşı toksik reaksiyonlar yaratma özelliğine sahip pigmentlerdir. Karaciğer bozuklukları Phylloerythrin’in toksik etkilerini daha da artırır (Çelik ve Bulur, 1996; Balabanlı vd., 2006).
 
Hypericum türlerinde bulunan Hypericine denen kırmızı çiçek pigmenti nedeniyle, bu bitkileri yiyen hayvanlarda güneşe maruz kalan pigmentsiz deri kısımlarında 1-2 hafta içerisinde yaralar ortaya çıkar (Cooper ve Johnson, 1984; Balabanlı vd., 2006). En büyük reaksiyon bitkiler taze iken tüketildiğinde yaşanır. Merada kantaron türlerini yiyen özellikle koyunlarda ve bazen diğer hayvanlarda bu durum çok sık görülür. Bitkinin yaprak, sap ve çiçeğinde bulunan Hypericine nedeni ile hayvanlarda ışığa karşı duyarlılık oluşmakta, hayvanların ışık gören bölümlerinde deri deformasyonları ve deri iltihaplanmaları oluşmaktadır (Balabanlı vd., 2006).
 
1.7. Nitrat ve Nitritler:
 
Nitratlar gerçekte ruminantlar için zehirli olmayıp, rumende nitrite dönüşerek zehirli etki gösterirler. Nitrit hemoglobindeki demiri ferro halinden ferri duruma okside ederek methemoglobine çevirir. Bu durumda oksijen dokulara taşınamaz ve sonuçta titreme, solunum sayısının artması, sallanma ve neticede ölüm yaşanabilir. Bu olaya nitrat zehirlenmesi denir. Bitkilerin yetiştikleri yerlerin sık gübrelenmesi ve vejetasyonun seyrek olması bitkilerde nitrat birikimini artırmaktadır. Amonyum nitratla yapılan uygulamalarda bitkilerde biriken nitrat, amonyum sülfat ve üre ile gübrelemeye oranla daha fazla olmakta, ayrıca bitki bünyesinde nitrat birikimi türlere göre de değişmektedir (Balabanlı vd., 2006).
 
Bitkiler bu bakımdan nitrat biriktirenler (tahıllar ve yabani otlar) ve biriktirmeyenler (çim türleri, baklagil türleri) olarak sınıflandırılmaktadırlar (Demir ve İptaş, 1996; Balabanlı vd., 2006). Adi ısırgan otunu çok fazla yiyen hayvanlarda yoğun nitrat birikimine bağlı olarak nitrogenez denilen zehirlenmeler meydana gelir (Balabanlı vd., 2006).
 
2. Yem Kalitesini Azaltan Maddeler

2.1. Taninler:
 
Tatları acı olduğundan yem bitkilerinde lezzetliliği azaltan faktörlerden birisidir (Aydın, 1996). Selülozun sindirimini zorlaştıran taninler (Manga ve Acar, 1988), genellikle baklagil tohumlarında yüksek oranda bulunurlar (Balabanlı vd., 2006).
 
2.2. Mineral Madde Düzensizlikleri:
 
Çayır, mera ve yem bitkileri içerisinde mineral madde eksikliğinde olduğu gibi, fazlalığında da hayvanlarda sağlık sorunları ortaya çıkar. Mineral maddelerden sodyum, kobalt, flor ve selenyum Türkiye çayır ve meralarında ön plana çıkmaktadır (Tosun ve Altın, 1986; Balabanlı vd., 2006). Sodyum, tuzcul (Halophyte) bitkilerin gelişmesi için önemli bir elementtir. Çayır mera bitkilerindeki sodyum oranı, yetişme ortamının denize yakınlığı, sulama suyunun ve toprağın özelliği ile bitki türlerinin bu elementi absorbe etme yeteneğine bağlıdır. Hayvanların sodyum ihtiyaçları mera bitkileri ile karşılanamadığında rasyona ilave edilen sodyum tuzları ile bu ihtiyaç giderilebilmektedir (Tosun ve Altın, 1986; Balabanlı vd., 2006).
Çayır ve mera topraklarındaki kobalt fazlalığı bitkiler için zehirli olmakta, kobaltın bitki bünyesinde yeterince bulunmaması halinde ise geviş getiren hayvanlarda iştahsızlık ve devamında ölümler görülmektedir. Kobalt eksikliği dekara 25-50 g/da kobalt sülfat uygulaması ile giderilebilmektedir (Gençkan, 1985; Balabanlı vd., 2006).
 
Flor elementinin fazlalığı hayvanlarda kemik oluşumunun anormalleşmesine ve dişlerin dökülmesine neden olmakta, özellikle hayvanların içme suyunda flor fazlalığı görülmektedir. Yüksek selenyum miktarı hayvan metabolizması ve organizması üzerine büyük ölçüde olumsuz etkide bulunur, tırnak bozukluklarına, yapağı ve tüy dökümü ile diş hastalıklarına neden olur. Rasyonlardaki selenyum noksanlığı ise hayvanlarda kısırlığa ve beyaz kas hastalığına neden olmaktadır (Tosun ve Altın, 1986; Balabanlı vd., 2006).

Çevremizdeki bazı bitkiler kedi ve köpekler için zehirlidir. Bu bitkilerin tüketilmelerine bağlı olarak birçok sistemde hasarlar ve dolayısıyla klinik belirtiler ortaya çıkar. Çevre düzenleme çalışmalarında bitkileri kullanırken sadece estetik ve fonksiyonel özellikleri değil bu anlamda bitkinin zehirli madde içerikleri de bilinmelidir (Yipel ve Yarsan, 2011).

Yipel ve Yarsan , 2011’e göre kedi ve köpeklerde zehirlenme meydana getiren bitkiler:
  • Allium Türleri / Soğan (A. cepa) ve
  • Sarımsak (A.sativum) / Bitki
  • Atatürk Çiçeği /Euphorbia pulcherrima / Bitki
  • Çoban Püskülü / llex aquifolium / Bitki
  • Galerina Türleri / Mantar
  • Kannabis/Marihuana / Hashiş / Bitki
  • Kuru/Yaş Üzüm - Vitis spp. Türleri / Bitki
  • Sarı Salkım Türleri / Laburnum spp. / Bitki
  • Müge Çiçeği /Convallaria Majalis / Bitki
  • Porsuk / Taxus baccata ve yakın türler / Bitki
  • Sinameki /Cassia / Bitki
  • Sümbül /Hyacinthus Orientalis / Bitki
  • Sütleğengiller / Euphorbia / Bitki
  • Tütün / Nicotiana Tabacum / Bitki
  • Yasemin Türleri /Cestrum Türleri / Bitki
  • Yılanyastığıgiller / Araceae Ailesi / Bitki
  • Yüksük Otu (/Digitalis Türleri / Bitki
  • Zakkum /Nerium Oleander / Bitki

Yipel ve Yarsan, 2011’e göre sadece kedilerde zehirlenme meydana getiren bitkiler:
  • Turuncu Güzeli / Hemerocallis Fulva / Bitki
  • Zambak / Lilium Türleri / Bitki

Yipel ve Yarsan, 2011’e göre sadece köpeklerde zehirlenme meydana getiren bitkiler

  • Ateş Dikeni / Pyracantha / Bitki
  • Atkestanesi/A. hippocastanurn/Bitki
  • Dağ Muşmulası / Cotoneaster Türler / Bitki
  • Dulaptalotu / Daphne, Mezeryon / Bitki
  • Güllekamış / Dieffenbachia / Bİtki
  • Fındık /Corylus / Bitki
  • Hanımeli / Lonicera Türleri / Bitki
  • Hint Yağı Ağacı / Ricinus Communis / Bitki
  • Kuş Üvezi / Sorbus aucuparia / Bitki
  • Nergisgiller / Daffodil / Bitki
  • Ökse Otu / Viscum album / Bİtki
  • Orman Gülü / Rhododendron / Bitki
  • Tespih Ağacı / Melia Azedarach / Bitki
  • Yalancı Sago Palmiyesi /Sikas / Bitki

Hanımeli, Lonicera caprifalium ait, çalı ve/veya sarmaşık grubundan bir bitkidir. Yapraklar karşılıklı, basit oval ve 1-10 cm uzunlukta çoğunlukla dökülen olmakla beraber sürekli olanları da bulunur. Türlerin çoğu hoş kokulu, yenilebilen nektar üreten, çan şeklinde çiçeklere sahiptir. Meyvesi çok çekirdekli kırmızı, mavi ya da siyah çitlenbik şeklindedir, çoğu türde meyveleri hafif zehirli olmakla beraber birkaçı (Lonicera caerulea) yenilebilir meyvelere sahiptir (Hepoğlu vd., 2018).
 
Tespih ağacı, Melia azedarach, tespih ağacıgillerden (Meliaceae) Hindistan’da ve Avrupa’nın sıcak bölgelerinde yetişen bir ağaç türüdür. Meyvesi zehirli ve kabukları ateş düşürücüdür (Hepoğlu vd., 2018).
 
Mürdümük yeşil yem olarak, biraz acımsı, çabuk sertleşme ve odunlaşma vasfındadır ve koyunlar için uygundur. Beyaz tohumları tehlikesiz olmalarına karşın, koyu ve renkli tohumlar zehirli olup, muhtemelen suda eriyen amidlerden oluşan, miktarı köken ve çeşide göre değişen Lathyrin kapsamaktadır. Yaklaşık % 28 ham protein içeren tohumlar, genellikle kaynatma ve buğulama  zararlı etkisini kaybetmektedir. Kaynatma ve buğulama işlemi uygulanan tohumlar bilhassa besi hayvanlarının yemlenmelerinde kullanılmaktadır (Gençkan, 1992).
 
Türkiye’de yaygın olan V. sinuatum L. türü gibi bazı türlerin tohumları, taşıdıkları saponinden dolayı zehirli olup, halk arasında bu zehirli tohumlar balık avında kullanılmaktadır. Kuzeydoğu Anadolu bölgesinde “Balıkotu” adıyla da tanınan Verbascum türleri ve bunların meyveli dalları göl ve dere sularına atılarak balıkları öldürmek suretiyle avlanmada kullanılmaktadır (Baytop, 1999).

Sonuç ve Öneriler

İnsanların doğa ile iç içe olduğu bahar ve yaz dönemlerinde, çoğu bitkinin toksin madde içeriğinin yoğun olduğu çiçeklenme ve meyve dönemlerine denk gelmesi ve insanların bu dönemde bitkiler ile temas halinde olması ciddi sıkıntılar oluşturabilmektedir. Bu yüzden bu alanda yapılan çalışmaların bir sistematik içerisinde yapılması, insanların bilgilendirilmesi için elde edilen sonuçların yazılı ve görsel ulusal ve yerel basında paylaşılması gerekmektedir (Gül ve Topcu, 2017).
 
Mera yönetiminde, mera amenajmanı kurallarına mutlaka uyulmalıdır. Zehirli bitkiler, zehirli bitkilerin yoğunlukta bulunduğu alanlar, hayvanların zehirlenme anında gösterdikleri fizyolojik tepkiler ve belirtiler iyi bilinmeli ve zehirlenmelerde olabildiğince erken harekete geçerek gerekli müdahaleler yapılmalıdır. Bu tür vakalarda öncelikle hayvanlar zehirli bitkilerin yoğun olarak bulunduğu alandan çıkarılmalı ve zehirlenen hayvanlara veterinerin müdahale etmesi sağlanmalıdır. Meralarda birçok zehirli bitki, lezzetli bitkilerden daha erken büyümeye başlar, bu nedenle meralarda lezzetli klimaks bitki türleri otlatma olgunluğuna gelmeden önce hayvanlar meraya çıkarılmamalıdır. Bu durum mera amenajmanı açısından da istenen bir uygulamadır. Aç hayvanlar zehirli bitkilerin bulunduğu alanlara sokulmamalı, çok kurak geçen dönemlerde hayvanlara ek yem verilmelidir (Balabanlı vd., 2006).
 
Zararlı bitkilerle ilgili çalışmalar hayvancılığımızın gelişmesine olumlu katkılar sağlayacaktır. Bazı zehirli bitkilerin çit bitkisi olarak kullanımı çiftçilerin ürünlerine zarar veren domuz gibi bazı hayvanların uzaklaşmasına katkı sağlayabilir. Özellikle birçok bölgemizde artan domuz sorununa çözüm bulmak için bazı zararlı bitkilerle denemeler yapılabilir. Zararlı bitkilerin tıpta, sanayide ve daha birçok sektörde bilinen ve henüz keşfedilmemiş faydaları mevcuttur. Doğadaki tahribata son verildiğinde, zararlı ve zararsız bitkiler dengeli bir biçimde var olmaya devam edeceklerdir. Aslında bitkiler için zararlı sınıflandırmasını yapmak, gelecek nesilleri doğa bilincinden uzak tutmaktadır. Yararı henüz keşfedilememiş bitkiler şeklinde adlandırma yapmak, bu bitkilerle ilgili araştırma ve geliştirme çalışmalarının yaygınlaştırılmasına fayda sağlayacaktır.

 

Abstract


Some Poisonous Plants in Our Country

Plants are one of the most important living groups that produce their own food by doing photosynthesis, spread with their seeds by clinging to the soil roots, contributing to the enrichment of soil organic matter and preserving the carbon dioxide balance in the atmosphere even when it is dry. Some of them are useful as well as harmful properties. In order not to distort the balance of nature, weed populations, which are part of our plant and animal genetic resources, must be conserved. It is now becoming a necessity for mankind to gain the habit of consuming by preserving our natural resources.

Kaynaklar:
  1. Açıkgöz, E., 2001. Yem Bitkileri. Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü, , 584s, Bursa.
  2. Akman, M.Ş., Ozan, K., 1972. Ankara yöresinde yetişen Melilotus (kokulu yonca) türlerindeki kumarinik ve flavonik glikozidlerin kağıt kromatografı metodu ile incelenmesi. A.Ü. Vet. Fak. Derg., 19 (3): 364-370.
  3. Aydın, İ., 1996. Yem bitkilerinin besin değerini etkileyen faktörler. Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Dergisi. 11(1): 167-176, Samsun.
  4. Bakırel T., 2002. Veteriner Toksikoloji Yönünden Trakya Bölgesi'nin Zehirli Bitkileri Üzerine Çalışmalar I. Trakya Bölgesindeki Zehirli Bitki Türlerinin Yöredeki Yayılışları ile İçerdikleri Etken Maddelerin Kalitatif Yönden Saptanması, İstanbul Üniv. Vet. Fak. Derg. 28(1), 125-142.
  5. Balabanlı C, Albayrak S, Türk M ve Yüksel O., 2006. Türkiye Çayır Meralarında Bulunan Bazı Zararlı Bitkiler Ve Hayvanlar Üzerindeki Etkileri Süleyman Demirel Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi, Seri: A, Sayı: 2, Yıl: 2006, ISSN: 1302-7085, Sayfa: 89-96.
  6. Baydar, H., 2005. Tıbbi, Aromatik ve Keyf Bitkileri Bilimi ve Teknolojisi, Süleyman Demirel Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları, Yayın No: 51, Isparta.
  7. Baytop,T., 1989. Türkiye’de Zehirli Bitkiler, Bitki Zehirlenmeleri ve Tedavi Yöntemleri, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi.
  8. Baytop T., 1999. Türkiye’de Bitkiler ile Tedavi Geçmişte ve Bugün. İstanbul: Nobel Tıp Kitapevleri, 1999: 334-336.
  9. Cooper, M.R., Johnson, A.W., 1984. Poisonous plants in Britain and Their Effects on Animals and Man, Ministry of Agric. Fishery and Food, Reference Book 161, 305p.
  10. Çelik, N., Bulur, V., 1996. Çayır-Mera ve Yem Bitkileri Kaynaklı Hayvan Zehirlenmeleri ve Beslenme Bozuklukları, Türkiye 3. Çayır-mera ve Yem Bitkileri Kongresi, 17-19 Haziran, 51-58, Erzurum.
  11. Demir, E., İptaş, S., 1996. Merada Otlayan Evcil Ruminantlarda Ortaya Çıkan Beslenme Bozuklukları ve Zehirlenmeler, Türkiye 3. Çayır-Mera ve Yem Bitkileri Kongresi, 17-19 Haziran, 179-185, Erzurum.
  12. Ergün, A., Çolpan, İ., Yıldız, G., Küçükersan S., Tuncer, D.Ş., Yalçın, S., Küçükersan, M.K., Şehu, A., 2002. Yemler, Yem Hijyeni ve Teknolojisi. Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı, S: 12-55, 318-344. Ankara.
  13. Ertekin, S., 2002, Karacadağ Bitki Çeşitliliği, Sürdürülebilir Kırsal ve Kentsel Kalkınma Derneği, http://www.surkal.org.tr/dynamicContent/2_KaracadagBitkiCesitliligiRaporu.pdf (Erişim Tarihi: 12.03.2018).
  14. Gençkan, M.S., 1985. Çayır-Mera Kültürü, Amenajmanı ve Islahı, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları, Yayın No: 483, İzmir.
  15. Gençkan, M.S., 1992. Yem Bitkileri Tarımı, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları, No: 467, 249- 254, Bornova-İzmir.
  16. Gökkuş, A., 1999. Çayır ve Meralarda Yabancı Bitki Savaşı, Çayır-Mera Amenajmanı ve Islahı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı – Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, Matsa Basımevi, Ankara.
  17. Gül, V., Topcu, E., 2017. Salıpazarı (Samsun) İlçesinde Yayılış Gösteren Zehirli Bitkiler Üzerine Bir Araştırma, Türk Tarım ve Doğa Bilimleri Dergisi 4(2): 162–168, 2017.
  18. Güley, M. ve Vural, N., 1978. Toksikoloji. Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi yayınları: 48, Ankara, 332 s.
  19. Hepoğlu E., İnce H., Ç., 2018 (Bilinmeyen Basım Tarihi). Mitolojik Ağaçlar Ağaç Ve Bitki Türleri Kuş Türleri, https://bit.ly/2I4DMaI , Erişim Tarihi: 03/03/2018.
  20. Itokura, Y., Habermehl, G., Mebs, D., 1988. Tannins Occurring in the Toxic Brazilian Plants. Herbage Abstract, Vol: 58 No: 12.
  21. Jamies, F.L., Nielsen, D.B., Panter, K.E., 1992. Impact of poisonous plants on the livestock industry. J. Range Manage., 45: 3-8.
  22. Karadağ, R., 2007. Doğal Boyamacılık, T.C.. Kültür Turizm Bakanlığı, Geleneksel El Sanatları ve Mağazalar İşletme Müdürlüğü Yayınları, Ankara.
  23. Koç, H., 2002. Lokman Hekimden Günümüze Bitkilerle Sağlıklı Yaşama, Başbakanlık Basımevi, Ankara, 38-69.
  24. Manga, İ., Acar, Z., 1988. Yem Kültürünün Genel İlkeleri (Ders notu), Ondokuz Mayıs Üniversitesi Yayınları, Yayın No: 37, Samsun.
  25. Muca, B., Yıldırım, B., Özçelik, Ş. ve Koca, A., 2012. Isparta’s (Turkey) Poisonous plants of public access places. Biological Diversity and Conservation, 5(1): 23-30.
  26. Özçelik, H. ve Sağmanlıgil, H., 1993. Van gölü havzasının zehirli bitkileri. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Dergisi, 4 (1-2) 171-189.
  27. Pfister, J.A., Provenza, F.D., 1992. Introduction to the symposium ingestion of poisonous plants by livestock. J. Range Manage., 45 (1): 2.
  28. Tosun, F., Altın, M., 1986. Çayır-Mera-Yayla Kültürü ve Bunlardan Yararlanma Yöntemleri, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları, Yayın No: 9, Samsun.
  29. Tükel T., Hatipoğlu, R., 2001. Çayır meralarda zehirli bitkiler ve hayvanlar üzerindeki etkileri. Tarım ve Köy İşleri Dergisi, Mayıs-Haziran, Sayı: 139: 40-43.
  30. Yipel,M., Yarsan,E., 2011. Kedi ve Köpekler için Zehirli Bitkiler, Türk Veteriner Hekimleri Birliği Dergisi,11(3-4):69-79.
Görseller:
  1. Yazara aittir.
  2. Bulmacabil.com
  3. Yembitkileri.gen.tr

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.