Ulusal Tarımsal Arazi Kullanım Planlaması ve Sorunlar

Yazar: Yusuf Kurucu, Tolga Esetlili
 
Arazi kullanım planlaması terminolojik olarak pek çok uygulamacı tarafından eksik ya da yanlış anlaşılabilmektedir. Arazi kullanım planlamasında alınan kararlar sadece tarımsal üretimin planlanmasından ibaret değildir. Diğer disiplinler de kendi konusunda alana ait planlama kararları önerebilmektedirler. Bilindiği gibi, arazi kullanım planlamaları çok disiplinli çalışmalardır. Bilimsel ve uygulamacı birimlerin birlikte karar üretmesi gereken bir olgudur. Üst ölçekli arazi kullanım planlamasında tarım arazileri, yol, yerleşim, sanayi, liman, ticaret bölgeleri vb kullanım şekilleri için birlikte kararlar alınmaktadır.

Ülkemizde alana ait kullanım kararları alma yetkisine sahip yaklaşık 14 adet kurum bulunmaktadır. Ancak bu kurumların birbirleri ile olan iletişim ve/veya koordinasyon eksikliğinden dolayı, aynı alana ait fakat birbirinden bağımsız çok sayıda plan yapılmakta ve sonuçta bir arazi kullanım karmaşasına neden olunmaktadır. Bunun sonucunda çelişkiler ve tepkiler oluşmaktadır. Daha da kötüsü en önemli kaynaklarımız olan toprak ve su ile doğal öneme sahip alanlarımızın geri dönüşü olmayacak şekilde kayıplarına neden olunmaktadır.

Çok disiplinli olması gereken genel arazi kullanım planlama çalışmalarında, hem plan kararlarının hem de arazi kullanımındaki sürdürülebilirliğin sağlanması, verilerin güncel, çeşitli ve yeterli detayda olmasına bağlıdır. Bunun yanında mekâna ait verilerin bir bütün içerisinde görülebileceği, veriler arasındaki ilişkilerin incelenebileceği ve yeni verilerin üretilebileceği bir “veri tabanına” gereksinim duyulmaktadır. Bir başka deyişle öncelikli olarak tüm mekânın detaylı bir envanterinin çıkartılması gerekmektedir. Bu bağlamda, eğer bir tarımsal arazi kullanım planlaması yapılması hedefleniyorsa, öncelikle tarımsal arazilerin sınırlarının çizilmesi, ekolojik koşullarının saptanması ve daha sonra toprak ile arazi kullanımına uygunluk sınıfları gibi detayların coğrafi olarak belirlenmesi gerekmektedir.

Peki tarım arazilerinin sınırlarının sayısal olarak çizilebilmesi için metodoloji nasıl olmalıdır? Ülkemizin henüz tamamlayamadığı bu önemli aşama da aslında çok disiplinli bir çalışmayı gerektirmektedir. Ülke bütününde arazi varlığımızı ele aldığımızda, arazilerin çok farklı amaçlar ile kullanıldığını ve bununda bir zorunluluktan kaynaklandığını görürüz. Farklı disiplinlerin aldığı kullanım kararlarıyla yapıla gelen yollara, yerleşim alanlarına, sanayi bölgelerine, liman, hava alanları ve bunların lojistik bölgelerine vb. şüphesiz ihtiyaç vardır. Ayrıca ormanlarımız ülkemizin önemli bir bölümünü örtmektedir. Bir başka deyişle ülkemiz arazilerinde sadece tarımsal kullanım söz konusu değildir. Bu birbiri içerisine geçmiş farklı kullanım şekilleri arasında, tarımsal niteliği olan arazilerin hem kullanımlarının planlaması hem de korunabilmesi için sınırlarının çizilmesi ve detaylı özelliklerinin belirlenmesi gerekmekteydi. Yaklaşık 13 yıl önce yasalaşan 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım kanununda tanımlanan “Büyük Ova”ların Türkiye düzeyinde sınırlarının çizilmesi ve ilanı, 21 Ocak 2017 Tarihli ve 29955 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bakanlar Kurulu kararı ile T.C. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından, tarım arazilerinin korunması amacıyla yürütülen çalışmalar çerçevesinde en son güncellemelerle birlikte 59 ilde 205 ova  “büyük ova” ilan edilerek tarımsal nitelik taşıyan alanların amaç dışı ve yanlış kullanımlar gibi çeşitli nedenlerle toprak kaybı ve arazi bozulmaları sonucu yok olması büyük ölçüde önlenmiştir (ZMO, 2018). Atılan bu adımların sağlamlaştırılması ve tarım alanlarımızın daha verimli kullanılabilmesi için seri düzeyinde detaylı (1/5.000 ölçekli) etütlerinin tüm ülke düzeyinde ele alınarak gerçekleştirilmesi ve ayrıca ulusal toprak veri tabanı oluşturma çalışmalarının devam ettirilmesi yaşamsal önem taşımaktadır.

Ulusal tarımsal arazi kullanım planlaması için birincil olarak temel alt yapı özelliği taşıyan tarım arazilerin coğrafi olarak belirlenmesi ve sayısal olarak sınırlarının çizilmesi gerekmektedir. Ülkemizde yasal olarak korunması gereken araziler, 5403 sayılı kanun lejantında belirtilmiştir. Bu yasaya göre, Mutlak Tarım Arazileri, Dikili Tarım ve Özel Ürün arazileri tarımsal üretim içerisinde tutulmak zorundadır. Bunun yanında hayvansal üretim ve ayrıca erozyona karşı büyük önem arz eden meralarında korunma zorunluluğu vardır. Korunması gereken bu arazilerin sırasıyla önce ulusal düzeyde envanterini belirlemek ve sonra “Tarımsal Niteliği Korunacak Araziler” başlığında sentezlenmesinden sonra bu arazilerin tarımsal kullanım planlarının oluşturulması gerekmektedir. Görsel 1, 2 ve 3’de, tarımsal niteliği korunacak arazilerinin sınırlarının belirlenmesinde uygulanan aşamalara birer örnek verilmiştir. Bu örneklerden de anlaşılacağı gibi, öncelikle yasal olarak tanımlanan lejanta göre arazi sınıfları haritalanmış, daha sonra sentez yapılarak “Tarımsal Niteliği Korunacak Araziler” belirlenmiştir.

Sınırları belli olan tarımsal niteliği korunacak arazilerin, tarımsal kullanım planlaması için detaylı toprak haritası, sabit tesisler vb gerekli diğer verilerin toplanması ya da üretilmesi ise 2. temel alt yapı aşamasını oluşturmaktadır.
Görsel 1. Torbalı (İzmir) ilçesi örneğinde 5403 sayılı kanun lejantına göre arazi sınıflandırma haritası (Anonim, 2013)

Görsel 2. Torbalı (İzmir) ilçesi örneğinde Mutlak, Özel Ürün ve Dikili tarım arazileri ile Meraların birleştirilmesi ile oluşturulan “Tarımsal Niteliği Korunacak Araziler” sentez haritası (Anonim, 2013)

Görsel 3. Menemen (İzmir) ilçesi örneğinde tarımsal niteliği korunacak arazilerin bir sınır içerisinde birleştirilmesi ile oluşturulan ve tarımsal bütünlük gösteren Menemen Büyük Ova haritası (Anonim, 2017)
 
Tarımsal arazi kullanım planlaması bir ürün deseni planlamasından ibaret olmamalıdır. Günümüze kadar planlama çalışmalarında önce sorulan “hangi toprağa hangi ürün uygun” yaklaşımı belki en son sorulması gereken ve konunun bütünü düşündüğümüzde dar kapsamlı bir sorudur. Arazilerin tarımsal amaçlı kullanım planlama çalışmalarında, hayvansal, bitkisel üretimin planlanması, ürünlerin depolanması, işlenmesi ve pazarlanmasının bir bütün olarak ele alınması gerekmektedir. Tarımsal organize sanayi bölgelerin oluşturulması, tarımsal arazi kullanım planlamalarının en son ancak en önemli parçasını oluşturmaktadır.

Tarımsal arazi kullanım planlama çalışmalarında bazı tarım ürünlerinin bölgelerin kimliğini oluşturduğu da unutulmamalıdır. Zeytin, çay, antepfıstığı, bağ vb bitkiler önemli örnekleri oluşturmaktadır. Bu bağlamda, bazı bölgeler için ihtisas tarımsal üretim alanları oluşturmak veya geliştirmek de tarımsal planlamaların önemli bir parçasını oluşturmalıdır. Bir başka deyişle ürün-toprak ilişkisini temel almak, uygulanabilir ve etkili bir tarımsal arazi kullanım planlaması için tek başına yetersizdir.

Diğer kullanım şekillerinin işgal ettiği alanlar dışındaki araziler üzerinde tarımsal üretim planlaması yapılabilir. Ancak, verimli, daha ekonomik ve sağlıklı gıda üretimi için gerek duyulduğu ölçüde öncelikle tarla içi geliştirme hizmetleri yapılmalıdır. Parsellerin tarımsal üretime uygunlukları oldukça önemlidir. Parçalı arazi mülkiyetleri, şekil ve topoğrafik uyumsuzluklar tarımsal üretimi her zaman kısıtlamıştır. Görsel 4.’ deki uydu görüntüsünden de anlaşılacağı gibi, tarım alanlarını oluşturan parsellerin küçük boyutları ve toprak işlemeyi güçleştiren şekilleri ancak toplulaştırma çalışmaları ile düzenlenebilmektedir.
Görsel 4. Bayındır (İzmir) ilçesi örneğinde tarımsal üretimi sınırlayan küçük ve düzensiz tarımsal parsel yapısının RapidEye Uydusundan görünümü. Sarı renkler pamuk, kırmızı ve koyu kahverengi tarlalar 1. ve 2. ürün mısırı göstermektedir (Kaynak: E.Ü.Z.F. Uzaktan Algılama ve CBS Laboratuarı)
 
Etkili bir tarımsal arazi kullanım planlamasının yapılması, başta toprak özellikleri olmak üzere tüm ekolojik koşulları dikkate alınarak yapılan arazi sınıflandırılması aşaması ile başlamaktadır. Tarımsal kullanıma uygunluk sınıflarının belirlenebilmesi olarak da bilinen sınıflandırma işlemi için, detaylı toprak etütlerine gereksinim duyulmaktadır. Ulusal düzeyde, hala detaylı bir toprak veri tabanına sahip olmamamız, tarımsal arazi kullanım planlaması yapılmasında bir diğer temel eksikliğimizi oluşturmaktadır. Tek kaynak konumundaki temel toprak haritamız, 1970 yılında yapılmış ve 1984 yılında revizyonu tamamlanmıştır. Günümüze kadar ise her hangi bir yenileme ya da detaylandırma çalışmaları gerçekleştirilememiştir.

Kaynaklar:
  1. Anonim, 2013. İzmir İl Arazi Varlığı, İzmir İl Özel İdaresi Yayınları, İzmir.
  2. Anonim, 2017. 21 Ocak 2017 tarih ve 29955 Sayılı Resmî Gazete, 2016/9620 sayılı Bakanlar Kurulu kararı.
  3. ZMO, 2018. ZMO.org.tr
Görseller:
Yazara aittir.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.