Bireysel Enerji Üreticisi Olmalı

Yazar: Mehmet Samet Yılmaz
 
Sanayi devrimi ile doğa tahribatı en üst seviyelere çıkan insanlık, 1900-2000 arasında ki 100 yılda, doğaya ve yaşadığı ekosisteme 2000 yılda verdiğinden daha fazla zarar vermiş ve dünyayı tahrip etmiştir. Enerji ve petrol savaşları ile bu doğa tahribatı oldukça kaotik bir hale gelmiştir. Teknolojinin gelişmesiyle doğaya verdiği tahribat artan insanlık 2000’li yıllardan sonra verdiği tahribatın farkına vararak bu konuda önlemler almaya başlamıştır. Bu süreç hem teknolojik, hem de sosyal çalışmalarla desteklenmeye çalışılmış ve bir nebze olsun sevindirici gelişmeler yaşanmıştır.
 
En büyük tahribatların ülkeler arası savaşların, sömürge yarışlarının en büyük sebebi olan enerji savaşlarında yeni bir aktör olarak sahaya çıktığı belirtsek yanlış olmaz. Doğaya verilen tahribatı ve CO2 salınımını azaltacak sürdürülebilir ve yenilenebilir enerji kaynaklarının başında gelen “Güneş Enerjisinden Elektrik Üretimi”nden bahsediyorum.
Güneş ışınlarının, elektrik enerjisine dönüştürülebileceğinin, yani fotovoltaik enerjinin 1800’lü yılların sonunda keşfedilmesi ile solar enerji hayatımıza girmiş oldu. Öncelerde laboratuvar ortamında verimi çok düşük şekilde üretilebilen solar filmler, günümüzde gelişen yarı iletken teknolojileriyle %50’ye yakın bir verim üretir hale gelmiş durumda. Yüksek verimli paneller maliyetleri çok yüksek olduğu için uzaya gönderilen roket ve uydu gibi sistemler üzerinde kullanılıyor. %14-19 bandında verim elde edebilen fotovoltaik paneller ise güneş santrallerinde elektrik üretmek için kullanılabiliyor.
 
2013 ten itibaren maliyetlerin ciddi anlamda düşüşe geçmesi ile güneş santralleri ve paneller yatırım yapılır hale geldi:
1958           :    ~$1,000 / Watt
1970'ler     :   ~$100 / Watt
1980'ler     :   ~$10 / Watt
1990'lar     :   ~$3-6 / Watt
2000-2004:   ~$1.8-2.5/ Watt (cost)
2005-2009:   $1.50 $1.00 / Watt (cost)
2009-2013 :   $1.00 $0.8 / Watt
2013-2017 :   $0.8 $0.35
 
Watt başına maliyetlerin, bununla beraber amortisman sürelerinin 20 yıl gibi sürelerden 5-7 yıla kadar gerilediği dönemimizde, 2016-2017 yılları için güneş santrallerinin zirve yaptığı yatırım dönemiydi diyebiliriz. Türkiye’de 2013’te lisanssız enerji yasası ile başlayan yatırım süreci şuan çok sevindirici şekilde rağbet görüyor. 2018 başı itibariyle 2 gigawatt kurulu güce ve 4 gigawatt lisanssız sözleşmeye ulaşan santral gücü ile çevrecileri sevindiren bir durumda. Her ne kadar ülkemizin toplam kurulu gücünün %2’si bandında olan bir oranda kalsa bile, yenilenebilir enerjiye yatırımcılar nezdindeki bu talep önümüzdeki yıllarda yeterli altyapılar sağlanırsa ve bu oranlar %10’lara çıkabilirse çok önemli bir yenilenebilir enerji portföyü ülkemizde de oluşmuş olacak.
Temelde yatırımcıların bu yatırımları yapmaları da yeterli gelmemekte. Bireysel olarak her bir tüketici aynı zamanda kendi çatısı, bahçesi veya tarlasında tükettiği enerjiyi üretebilirse o zaman sürdürülebilir bir dünyadan bahsetmek mümkün olacak. Bu yüzden, sürdürülebilir bir dünya için güneş, rüzgar ve biyokütle gibi yenilenebilir enerjileri desteklemeli bu konuda imkanlarımız dahilinde bireysel yatırım yapmalıyız.
 
Görseller:
  1. Cleanleap.com
  2. Pv-magazine-usa.com

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.