Zeytinyağı Sektörüne Girdikten Sonra Karşılaştığımız Sorunlar

Yazar: Yasemin Zengin
 
Vakti zamanında mübadele yasası gereği dedelerimiz Midilli’deki topraklarımızı bırakıp Ayvalık’a göçmüş, Edremit Körfezi’nin güzel kıyılarında zeytinlikler yapmış. Eşe dosta karışıp yıllarca kendi tüketimimiz için zeytinimizi, zeytinyağımızı üretmişler.

Dedemizden aldığımız zeytin hikayesi, bir gün torun Efe’nin, dedesine: “Dede, zeytinyağının en hasını hep biz ürettik, biz tükettik. Var mısın herkes faydalansın bu emeğinden?” demesi üzerine başlar. Dede, torunu Efe’ye, “Torun, buralarda bütün aileler kendi zeytinyağını üretir tüketir, yani burada yağımıza ihtiyaç yok ama… Güzel Türkiye’mizin diğer şehirlerine yollayalım mı yağımızı?” der. Efe, dedesine, “hadi yapalım ama şartım var, zeytinyağımıza ADALI EFE zeytinyağı diyelim” dediğinde dedenin gözleri yaşarır,  “Tamam haydi işbaşına der”.
Böyle başlayan yolculuğumuzda, önce aile işletmesinden daha büyük, kurumsal bir firma olmak için çalışmalara başladık. Bölgenin içinde bu işi dededen alıp markalaşan kim varsa sorduk, soruşturduk. Ulusal ve uluslararası toplantılara katılarak eğitimler, bilgilendirmeler aldık.

Bu işe başladığımızdan beri karşımızdaki en büyük sorun işi kanuna, mevzuatına uygun, tüm izinleri alınmış, vergileri sürekli ödenen resmi bir firma adı altında yapmaya çalışırken karşımıza çıkan, isimsiz, markasız, adressiz, üretim izni olmayan kişilerin yaptığı ticaret oldu. Her ne kadar kalite ve güvenilirlik vurgusuyla ön plana çıkmaya çalışsak da aramızda maliyet anlamında dağlar kadar fark var ve tüketici, zeytinyağı gibi diğer bitkisel yağlara göreceli olarak pahalı bir üründe fiyatı maalesef önemsemekte. Bu tip ürünler her yerde, her şekilde satılabiliyor, devletin bu konuda bir düzenlemesi ve kontrolü olmalı ve özellikle kurumsal firmaları ekonomik ve sosyal açıdan korumalıdır. Merdiven altı üretim hem bizleri etkilemekte hem de vergi kaçağı olarak maliyeyi de etkilemektedir. 

Bundan başka bölgesel sorunlarımız da bulunmaktadır.

Ağaç plantasyonları Edremit Körfezi’nde geleneksel tarzda, yamaçlarda yapılmakta;  yani bakımı, hasadı kolay olmamakta. Bununla birlikte, yeni dönemde Aydın, Manisa ve Çukurova tarafında daha endüstriyel işlenebilecek, kontrolü, bakımı ve hasadı kolay dikimler yapıldı. Buralar devreye girdiğinde rekabette zorluk çekeceğiz. Butik üretim ile konvansiyonel üretimin maliyetleri arasındaki makas çok açıktır.

Yöre halkımız bilinçsiz ve eğitimlere karşı çıkarak dedemden böyle gördüm mantığıyla arazilerini işlemektedir. Dededen bilgilerle zeytinlikleri işliyorlar; bakımı, budamayı, hasadı, saklamayı, hiçbir şeyi doğru ve günümüz şartlarına uygun yapmıyorlar. Ana alıcı firmalar da 0,4 asit natürel sızma yağ ile 5 asit rafinajlık yağ arasında fiyat farkını az tutuyor ki köylü doğal olarak en kalitelisine değil, en fazla miktara yönelsin ve başka hiç bir kriteri önemsemesin. Yerli halk ile kapasitemizi arttırabilmek adına sürekli beraber çalışmak zorundayız çünkü onların bu durumu bizi direkt etkiliyor. Kaliteli zeytinyağı kavramını küçük üreticiye yeniden öğretmek ve anlatmak zorundayız. 

Devletin maddi desteklerinin Avrupa’ya nispeten az olduğunu, oysa ülkemizde maliyetlerin daha yüksek olduğunu, ihracatta rekabetin düne kadar çok zor olduğunu söyleyebilirdim. Son günlerde yaşadığımız dolar/euro kurunun yüksekliği ihracatı cazip hale getirmeye başladı. İhracat kanallarını zorlayacak bilinçli firmamız da ülkemizde çok fazla bulunmamaktadır. El birliği ile ihracat yapamamaktayız.  

Büyük alıcıların dalgalı tavrı; örneğin 2 yıl önce Tariş’in bence sebepsiz yere anormal fiyat artışı üreticiden tüketiciye tüm piyasaları etkilemiş ve olumsuzluklara sebep olmuştu. Sığ piyasada bu tip büyük alıcılar alım politikaları ile dalgalanmaya sebep olabiliyorlar. Küçük piyasaların en büyük sorunu spekülasyondur. Örneğin, “Zeytinde dane az”, “Ağaçlar dane attı” söylemi veya “Randımanlar zayıf” cümlesi sığ piyasamızda ciddi fiyat artışları yapmaktadır. Geçen sene Gemlik zeytininin fiyatının birden artması ancak son günlerde dalından alınan fiyattan daha düşük seyretmesi biz alıcı firmaları direk etkilemektedir.

İl, ilçe tarım ve orman müdürlüklerinin sahada daha aktif ve zararlıyla mücadele ve verim arttırılması konularında daha katkılı olmalarını beklerdim. Bu kurumlar daha çok masa başı çalışıyorlar. 2 sene önce ilaçlamanın gecikmesiyle zararlıların olumsuz etkisi çok fazla olmuş, düşük asit kaliteli zeytinyağı üretmek zor olmuştu. Bizlere yol göstermede eksikliklerini hissetmekteyiz. Kendimizi arazilerimizde yalnız hissetmekteyiz.

Firma olarak başka bir sektörden son 4 yılda zeytin sektörüne dede mirası olarak girdik. İyi işler yapmak istiyoruz. Katma değer vererek zeytinyağımızı yurtiçi ve yurtdışı pazarlarda hak ettiği yere taşımak istiyoruz. Bu hususta sektörün tüm paydaşları ile birlikte çalışmaya hazırız. Bereketli bir mahsül dönemi geçirmemizi temenni ediyorum.
 
Görseller:
  1. Olive Oil Times
  2. Yazara aittir.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.