Yumurta Muhabbeti

Yazar: Aşçı Fok - Nurdan Çakır Tezgin
 
Yumurtayı nasıl bilirsiniz? Ey ahali, yumurtaya olan haklarınızı helal ettiniz mi?
Bunca yıl yasak kaftanı giydirilmiş yaşam tohumu yumurtayı bize yasaklayanları affetmeli önce! Bilimsel çıkışlardan öte yol yok tabi. Yumurtanın sürekli değişen yarar – zarar ikilemi ile tepe sersemine dönen insanlık, kadim halk reçetelerine sadık kalsa iyi olacakmış meğer.

Her ne kadar günümüzde kadim bilgeliklere doğru bir uyanış öne çıkıyorsa da, doğruların tek olmadığı dünyamızda kim neye inanıyorsa o pekâlâdır diyeceğiz.
 
Eski insanlar, dipdiri ve balık etli genç hanımlar için sağlıklı olduğunun altını çizmek istercesine “yumurta gibi yusyuvarlak” derlerdi. Yine ona keza yeni doğmuş bebekler için de erkek kız fark etmeden “yumurta gibi maşallah” da denirmiş.

Yumurta iyi bir şey ki her koşulda “yumurta gibi” söylemi dile pelesenk olmuş! 

Bir süredir sağlıklı beslenerek zayıflamaya çalışıyorum. Belli bir program çerçevesinde uzman bir doktor ile işbirliği içindeyim. Daha Türkçesi doktorumun hastasıyım!

Her şey doktorumun bana protein yedirme telâşıyla günde dört yumurta bile yiyebileceğimi söylemesiyle başladı! Vejetaryen olduğum için etlerden alamadığım proteini yumurtadan almamın şart olduğunu söyleyen doktorum; sabah akşam ikişer yumurta yiyebileceğimi belirtince pek şaşırmıştım. Ne var ki, altı ayı geçip epeyce bir kilo verip sağlığımı da düzene sokunca yumurta hazretlerinin hakkını fazlasıyla gözetmem gerektiğini düşünmeden edemedim.

Ah tabi, yanlış anlaşılmasın her gün dört yumurta yemiş değilim! Sadece sabahları ikişer yumurtam var, bazı günler tek. Fakat beni bu satırları yazmaya zorlayan şey, yumurtanın kolestrol canavarı ürküntüsüyle yıllarca öcü gibi korkmuşluğumdur. Üstelik en sevdiğim yiyeceklerin başındayken…

Son yıllarda ardı ardına çıkan bilimsel fermanlar yumurtayı baş tacı ediyorsa da her şeyde olduğu üzere yumurtanın da fazlasının zararı olacağı aşikâr. Bunu da akılda tutmak gerek. 

Yumurtanın eski zaman mitleri üzerinde dayanılmaz bir gücü var. Öyle böyle değil, geçmişte her hesap yumurta üzerinden dönmüş. Sepetteki yumurtalar matematiğimizin kırılgan sayıları olurken, civciv tavuk teraneleri bir dönem hepimizin zihin jimnastiğiydi hiç kuşkusuz.

İnşaattan, plastik sanatların fresk, resim ve heykel disiplinlerine, güzellik ürünlerine, terbiyeli çorbalardan salamura yapımına, hamur işlerinden bin bir çeşit yumurta yemeğinin dahil olduğu bilumum mutfak maceralarına ve de bebeklerin poposuna kadar uzanan bir yumurta kırma alışkanlığımız var.

Bebeklerin poposu ne alâka derseniz; eski güngörmüş büyükanneler karın ağrısı çeken sürekli ağlayan bebeklerin bezine her gün bir taze yumurta kırarlarmış. Yalnız önemli ayrıntı taze yumurta günlük olmalıymış. Rivayetlere göre, bazı bebekler gelincik denilen bir çeşit yel hastalığıyla doğarlarmış. (Tabi bu teşhis de kocakarı diye tabir edilen eskilerin teşhisi.)

Bu yelli bebekler karın ağrısıyla sürekli ayaklarını karnına çekerek ağladığından bebeğin poposuna yumurta kırılırmış. İşin tuhafı da her nasıl oluyorsa bu yumurtayı bebeğin poposu içine çekermiş. Ne zaman ki bebeğin popo yumurtayı içine çekmeyip dışa bırakırsa o vakit bebeğin yeli iyileşmiş demekmiş! Ölçü bu. Süre genellikle üç beş gün devam etse de bazen de haftalarca sürermiş.

Ve yine yumurtalı bir seremoni daha var; yeni doğum yapmış lohusanın bebeği ve kendisinin kırkı çıkması için kırklanma denilen yıkanma suyuna tuz ve bütün bir yumurta koymak anne ve bebeğin kokmaması ve dipdiri olması anlamına denk düşermiş. Kırk gezmelerindeki ziyaret ettikleri evlerde de, birtakım hediyelerle beraber illa ki tek sayılı yumurta koyarlardı bebeğin kundağına. Üç, beş ya da yedi. Bu adet bugün de devam ediyor hem de son derece abartılı yumurta süslemeleriyle… 

Bitki ve kanatlıların tohumuyla yumurtası bin yıllar boyunca insanlığa besin olmuş hayatın devamlılığını sağlamış. Tahıl tohumlarını ve kanatlı yumurtalarını çeşitli pişirme şekilleriyle sofralarına getiren insanlık, et bulamadığı zamanlar hayatta kalabilmeyi bu sayede başarmış.

Benim gibi et yemeyen fakat hamur işlerine ve ekmeğe düşkün birinin sadece protein, baklagiller ve sebze yiyerek kilo veriyor olması, yumurtanın çeşitli otlarla, baharat, soğan, havuç ve mantarlı tüm pişirimleriyle kucaklaşması demek oluyor.

Hani bir söz vardır: “açlık sofuluğu bozuyor”. Ekmek yememek için içi dolgulu omletler yapmanın mucitliği de ayrı bir şey.

Aslında yumurtanın tane hesabı çocukluğumdan beri canımı sıkmıştır. Bizim eve yumurtayı sütçümüz getirirdi her hafta. Otuzluk karton viyolde alırdı annem ve en çok da poğaça kurabiyede kullanırdı. Biz ailecek kahvaltıyı sadece hafta sonları yapardık. Nedense kahvaltıda herkese birer yumurta haşlanırdı. Niye daha fazla değildi ki!? Ben, yumurtam bitmesin diye karabiber tuz ekip ucundan azıcık ısırır ekmeğe kuvvet yerdim. Hay Allah, memur çocuğuyduk ondan mı acaba!

Arkaik dönemlerden beri süregelen yumurta kullanımlarına değinecek olsak ne kadar başarırız tartışılır ki, o başka bir yazının konusu olsun. Devekuşu, kaz, ördek, pelikan, keklik, karatavuk ve günümüzde soyu tükenmiş pek çok kanatlının yumurtasını yiyecek olarak kullanmış olan eski insanlar, yumurta yemekleri konusunda hiç de azımsanmayacak hünerler göstermişler. Kızgın kayalar üzerinde uzun saatler süren pişirmelerle kaskatı devasa omletler yapmışlar. Pişirdikleri omlet parçalarını yulaf bulamaçları içine parçalayarak koyup, türlü kokulu otlarla zamanın güçlü ve lezzetli yemeklerini yapmışlardır.

Pagan geleneklerindeki bahar karşılamaları da, yumurta ve yeşil otlar yemeyi yepyeni başlangıç döngüsü olarak simgeselleştirmiş olup, yumurta alıp verme ve hayatı kutsama görevini günümüze kadar taşımıştır.

En iyisi Paskalya yumurtalarını tavşanlar yuvasından taşımadan gidip bir omlet yapmalı.
Yumurta gibi yusyuvarlak olmasanız da taze yumurta gibi diri kalın.
 
Görseller:
Yazara aittir.
 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.