Su Üstüne Yazı Yazmak

Yazar: M.Ufuk Peker
 
İnsanın binlerce yıldır dikkatini çeken halkalı gezegen Satürn’ün halklarının yüksek oranda su buharı ve buz içerdiğini biliyoruz. Satürn’ün halkaları kadar devasa boyutlardaki uyduları da dikkat çekicidir. Bu uyduların en büyüğü olan Titan’da sıvı halde su bulunmamaktadır. Yazımıza sıvı halde su içermeyen bir gezegenle başlamamızın nedeni bu gezegende hayat olduğuna dair kanıtlar bulunması. “Ne alaka? İşte su olmadan da hayat olabiliyormuş!” diye düşünebilirsiniz.  Haklısınız… Ama Titan Dünya’dan güneşe 1,2 milyar kilometreden daha uzak. Bunun anlamı ne? Ama şimdi ilk paragrafta bunu açıklarsak yazıyı nasıl okutacağız?
 
Bilim insanları ortalama -1700C yüzey sıcaklığı olan Titan’ın yüzeyinde akarsu, göl ve denizler oluştuğunu, zaman zaman da yağışların görüldüğünü belirtmiştir. Suyun donmuş halde bulunduğu Titan’da kaynama derecesi -1610C olan metanın sıvı halde bulunması uydu yüzeyinde Dünya’ya benzer bir ortamın oluşmasını sağlamıştır.  ‘Bu benzerlik yaşam için uygun koşulları ortaya çıkarır mı?’ sorusunun yanıtını araştıranların beklentilerini karşılayan gelişmeler ardı adına gelmektedir. (McKay, Smith, 2005)
Titan uzun süredir deyim yerinde olsa da, olmasa da mercek altındaydı. Sıvı metanın varlığının, Titan adlı uyduda bir yaşam formu oluşması için elverişli ortamı yarattığına dair bulguların sürekli ortaya konduğunu söyleyebiliriz. Gelen bulgular Titan’da canlıların ortaya çıkmış olması ihtimalini derinleştiriyordu. Ancak doğrudan bir bulgu olmadığı sürece bu durumun varsayım olmaktan öteye geçmesi pek de mümkün değildi. 1.275,8 küsür milyon kilometre uzaklıktayken muhtemelen sıvı metan içerisinde hayatın varlığına ilişkin kesin bir kanıt bulunması imkânsız olmalı.
 
NASA tarafından geliştirilen sondaj aracı Cassini-Huygens’in yolculuğunun önemli bir durağı olan Satürn’deki mesaisinin büyük bir kısmı Titan üzerinde gerçekleşti. Cassini-Huygens’in Titan üzerinde yaptığı kayıtlar ve aldığı örnekler incelendiğinde ortalama -1700C’de var olabilen bir hayatın mümkün olduğu kanıtlamış durumda. Bahsettiğimiz ilkel yaşam formları, muhtemelen henüz sinir ve kas benzeri yapıları dahi geliştirememiş canlılar. (Cook, Weselby, 2010)
 
Dünya’ya bir şey olursa Titan’a gitme fikri ise hiç akılcı gelmiyor bana. Her ne kadar sıvı metan çok bulunsa da yakıt olarak kullanmak için büyük miktarda enerji gerekli. Hoş 1700C havayı ısıtmak da epey zaman alır zaten. Hani canlılar var ama besin olarak tüketilebilmeleri için birkaç yüz bin yıllık daha evrim geçirmeleri gerekecektir. Yemek birkaç saat geç kalınca kan şekeri düşen, huysuzlaşan insanın birkaç yüz bin yıl beklediğini düşünemiyorum zaten. Elimizdeki Dünya’ya sahip çıkmak, onu yaşanmayacak hale getirmemek daha akılcı ve kolay olacaktır diyerek geyiği, pardon sözü bağlamış olayım.

Su hayat için bu kadar önemliyse, suyun olmadığı bir yerde hayat nasıl ortaya çıkıyor? Bizim için neden su bu kadar önemli?

Çok Bağlanma, İpleri De Koparma

Suyun bizim açımızdan önemli olmasının nedeni, aslında 0-1000C arasındaki sıcaklıklarda sıvı halde bulunmasıdır. Yani Dünya’da etkili olan hakim sıcaklık aralığında sıvı halde bol miktarda bulunması suyu yaşamın anahtarı haline getirmiştir. Dünya’nın en soğuk yeri Antarktika Kıtası’nın merkezinde -930C’lik bölgede dahi derinlerde bulunan su sıvı durumdadır.

Dünyamızda yaşam su sayesinde var olabilmiştir. Sıvıları yaşamın anahtarı yapan onların bağlanma halidir. Katılar kadar sıkı bağları yoktur. Ama gazlar gibi ipleri koparıp birbirinden uzaklaşmazlar. Bu yumuşak bağlılık durumu maddenin  ‘SIVI HALİ’ olarak adlandırılır. Sıvılar içinde yer aldığı kabın şeklini aldığından her ortamda sıvı özelliklerini koruyarak var olabilir. Ayrıca sıvılar katıları taşıyabilir. Hacmi kütlesine göre geniş olan katı maddeler sıvı içerisinde veya yüzeye çıkarak yüzebilir. Sıvı ortamda sürtünme, katı ortamlardan daha az olduğundan sıvılar da yüzen maddelerin ivme kazanması daha hızlı olur...

Bazı maddeler ise hareket, ısı gibi etkenlerin de devreye girmesi ile sıvıyla birleşir. Moleküler bir bağa dayanmayan bu birleşme durumuna çözünme denir. Bazı gazlar da suda çözünebilir. Su altında yaşamın başlamış olmasının nedenlerinden biri solunum için gerekli oksijenin suda çözünmüş halde bulunabilmesidir.

Su içerisinde çözünmüş farklı maddelerin karşılaşması, etkileşime girmesi ve yeni bileşikler oluşturması mümkündür. Madde etkileşimlerini kolaylaştıran elektrik akımı, ısı, ışık gibi etkenler için sıvıların (özellikle de suyun) belirli seviyelerde geçirgenlik veya iletkenlik taşıması suyun çözücü etkisini ve suda yeni bileşikler oluşmasını teşvik eder. Karbon ve/veya azot içeren karmaşık bileşiklerin zincirler oluşturması ise yaşamın varlığı açısından çok daha büyük öneme sahiptir. Azotlu ve karbonlu bileşiklerin doğal olarak oluşturduğu polimer zincirler ribonükleik asit gibi kalıtım materyallerinden, hücre zarı gibi hücreyi koruyan yapılara kadar pek çok oluşum ancak sıvı bir ortamda ortaya çıkabilir ve bir araya gelebilir.

Canlı dokular büyük oranda su içerir. Dokuların oluşumunda, canlılıklarını korumalarında ve işlevlerini yerine getirmelerinde su önemli roller üstlenir. Besin maddelerin sindirimi, hazır besinlerin hücrelere kadar taşınması, hücre faaliyetleri sonucu ortaya çıkan atıkların toplanıp vücuttan atılması ve vücudumuzda tuz, PH, ısı gibi değerlerin sabit kalması büyük oranda su içeren vücut sıvıları sayesinde gerçekleşir. Bedenimizin esnekliğini, hareket edebilmemizi büyük oranda dokuları yumuşatan suya borçluyuz.

Dokuların özelliklerine göre değişse de ortalama olarak canlı organizmalarda su oranı %60’ın altına düştüğünde sorunlar başlar. Örneğin, insan vücudunda su oranı asgari %60 olabilir. Eğer bu oran %54 civarına gerilerse ölüm başlar, %50’nin altına düştüğünde ise ölümler kaçınılmazdır.  (Akın ve Akın,  2007).

Her gün yaşamak için ihtiyaç duyduğumuz sudan bir miktar fazlasını tüketmeliyiz. Su ihtiyacını sık aralıklarla su ve su oranı yüksek taze gıdalar tüketerek gidermemiz gerekir. Su içmek; organları rahatlatır, organların işleyişlerini kolaylaştırır, gevşemeye yardım eder, toksik etkili maddelerin vücuttan atılmasına yardım eder., vücut sıcaklığının aşırı yükselmesini önler, hatta cildin daha diri ve gergin görünmesini sağlar, kırışıklıkları azaltır. Ama tüm bunlardan fazlası da vardır.

Titan’da Metan, Dünya’da Su

Fazlasını sonraya bırakarak, sözü fazla uzatmadan yazıyı bağlamakta yarar var.

Güneşten uzaklığınız Titan kadarsa metan hayati bir sıvı haline gelebilir. Dünya kadarsa, su dışında bir alternatifiniz yok. Şimdilik suyun bu derece var olduğu ve döngüsünün bulunduğu tek ulaşılabilir gezegen yaşadığımız Dünya. Bu Dünya’da yaşayacaksak havasına, suyuna, doğasına ve doğal kaynaklarına sahip çıkmak zorundayız.

Kaynaklar:
  1. Cook, JR. Weselby J.(2010) What is Consuming Hydrogen and Acetylene on Titan? NASA News; 2010-190; https://go.nasa.gov/1kIqqPd
  2. Güner, E. (2015). Su Havzaları Ve Planlama İlişkisi (Doctoral dissertation, Fen Bilimleri Enstitüsü).
  3. McKay, C. P., & Smith, H. D. (2005). Possibilities for methanogenic life in liquid methane on the surface of Titan. Icarus, 178(1), 274-276.
Görseller:
  1. https://bit.ly/2PZ77f8
  2. https://bit.ly/2zuW9n5

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.