Zeytinyağı Sezonu 2018

Yazar: Mücahit Kıvrak
 
Bu yıl geçmiş yıllara göre daha farklı bir yıl yaşadık. Her yıl kendi içinde bir önceki yıla göre farklılık gösterir ancak bu yılı diğerlerinden ayıran iki temel özellik var. Birincisi iklim, ikincisi de ekonomik durumumuz. Buna göre üretici, tüccar ve sanayici ne yapacağını bilemedi; sonrasında yaşanılan gelişmelerle birlikte mutsuz, üzgün ve karamsar bir sezonu geride bıraktık.

Bu işe en başından kronolojik sırayla gidersek daha rahat anlamış oluruz.

Geçtiğimiz sene ülkemizde sızma zeytinyağı kalitesi yüksekti, ayrıca ürün birçok noktada vardı. Halen daha sırık kullanımının yaygın olması,  üreticilerimizin kış ilaçlamasının başında gelen bakırlı preparat kullanmaması nedeniyle ağaçta stres koşulları başladı. Geçtiğimiz kışın ülkemizde soğuk olmaması, hem bakteri ve fungusların yaşamlarının devam etmesine, hem de böceklerin popülasyonunun azalamamasına neden oldu. Şubat ayı içerisinde Adana ve Osmaniye dolaylarında bazı zararlıların halen daha yaşadığı ve aktif olduğu haberleri geldi. Hatta öyle ki beslenmesini tamamlayanların çoğaldığını ve zararının arttığını anladık.

Perşembenin gelişi çarşambadan belli idi. Bu kış bizim için zor geçecekti.

O aralar tarım dışında çalışan yaşayan insanlar havaların ne güzel olduğundan bahsediyordu. Çarşıda pazarda, sayfiye yerlerinde herkes “kış olmadı soğuk olmadı, hafta sonu yağmur yok ne güzel gezelim görelim” dediler. Kış ve bahar aylarında güneşli ve ılık günler güzel günler değildir. Edremit normale göre daha nemli idi.  

Ilık geçen ve az yağışın olduğu kışın ardından neredeyse temmuz başına kadar yazı hissedemedik. Yağan yağmurlarda geç geldi ve zamansız geldi. Yaz da geç geldi. Soğuk olmayan kışın ardı ılık yaza girişle başladı. Bu arada hem hastalıkların hem de zararlıların (böceklerin) yaşamlarının çok hızlı geliştiğini duymaya başladık. Geceleri serin idi, gündüzleri ise çok sıcak olmadı. Geçmiş yıllara göre farklı bir yıl yaşıyorduk. Çiçeklenme esnasında her şey çok güzeldi. Sonrasında nemin yüksek olması nedeniyle karabiber dökümü gerçekleşti. Her bir dökülen zeytin ülke ekonomisinden bir çivi çıkarıyordu. Rekoltemizi azaltıyordu.

Ekonomimiz ise ağustos ayında geriye doğru gidiyordu. Euro ve dolar kuru çok yükselmişti. Üreticilerimiz endişeli idi. Banka kredileri yükselmiş paranın maliyeti de artmıştı. Her bir ürüne zam geliyor, zeytinyağı fiyatları da sezona girmeden yükselmeye başlamıştı. Burada ülke içi tüketim azalacağı endişesine hepimizde görülmeye başladı. Şansımız zeytin üreticisi ülkelerde de rekoltenin ve kalitenin az olduğu haberleri geliyordu. 2,70 Euro seviyelerinde İspanya fiyatları seyrediyordu. Aslında daha önceki yılların fiyatlarına baktığımızda da orada da fiyatlar daha önceki yıllara göre 1 Euro seviyelerinde azdı. Euro 7 TL olduğunda 3 Euro’dan dünya yağ fiyatına göre hesap yaptığınızda 21 TL olması lazımdı. Sezona girildi. Suriye Afrin’den zeytin ve zeytinyağı alınması hususunda görüşmeler başladı. Suriye’ye sınırı olan illerimizde zeytin ve zeytinyağı ticareti bitme noktasına gelmişti. Sınırdan geçen kayıtlı zeytinyağı ihracat kaydı ile ülkemize giriş yaptı. Bunun duyulması herkesin aynı anda hasada girmesi, ürünün azlığı, kalitenin olmaması, banka kredilerinin maliyetinin yüksek olması, geçen seneden ellerinde ürün olması nedeniyle büyük sanayici köy ve mahallelerden ürün almadı.

Burada başka bir sorun gözler ününe serildi. Eskiden ticaret olduğu için elekçiler veya komisyoncular sektörde belli olmuyordu. Bu sene fiyatı belirleyen, spekülasyon yapan, manipüle eden gruplar oldular. Sosyal medyanın artık herkeste olması, sosyal medya gruplarına üreticilerin üye olması, herkesin herkesten haberi olması kafaları çok karıştırdı. Ayrıca komisyoncuların hiçbir şekilde üretimde yeri olmaması, eleği olanın vergi vermeden para kazanması dikkatlerden kaçmadı. Eleği alan cebine para koyan fiyatı belirledi. Para kazandı ama vergi vermedi. Ayrıca kar oranlarını da kendi belirledi. Maliyetler yükseldi diye üreticiden fiyat kırdılar tüccara ve sanayiciye daha yüksek kar ile sattılar. 

“Ne olacak bu sene yağ fiyatları?” sorusunu herkes birbirine sordu.

Güneyden itibaren fabrikalar üretime başladı. Asitler konuşulmaya başladı. Sızma zeytinyağı az çıkıyordu. Zeytin sineği ile mücadele edenler dahil herkesde sorun vardı. Ayrıca diğer kimyasal değerler de sorunlu çıkmaya başlamıştı. Havanın kurak gitmesi nedeniyle kimyasal değerlikler bozuk geliyordu. Tüm bunlar olurken yetkililerin sessiz kalması üreticiyi hepten karamsarlığa itmişti. Üretici konuluyor ama çözüm üretecekler konuşmuyordu.

1 Aralık 2018 itibari ile ülkemize Suriye’den zeytin ve zeytinyağı girdi. Fiyatlar dip yaptı. Kaliteden bu sene eser yok. Sektörde para dönmüyor. Üretici ne yapacağını bilmiyor.


Ne Yapmalıyız?

  • Tüketicilerimiz yıllık tüketecekleri zeytinyağını şimdi almalı çünkü stok maliyetini tüccara veya üreticiye yüklememeli,
  • Sektörün üst düzey yöneticileri çıkıp üreticiyi tatmin edici, gelecek seneki üretimi heyecanlandırıcı ayağı yere basan açıklamalar yapmalı,
  • Suriye’den giren yağı bahane edip fiyat düşürenler belirlenmeli ve ekonomik yaptırım yaptırılmalı ve sektörden el çektirilmeli,
  • Zeytin üreticisine gelecek sene için atacağı ilaç ve gübre desteği arttırılmalı,
  • Karışık yağcılığın önüne geçilmeli, bunun içinde zeytinyağına en çok karıştırılan yağların üreticilerinin ve satıcılarının faturaları karekodlanmalı ve kime satıyorlarsa o firma ciddi kontrol edilmeli (örneğin X köyündeki zeytinyağı fabrikası Y yağı aldı ise bunun takibi yapılarak zeytinyağının içerisine yanlışlıkla dökülmesinin önüne geçilmeli)
  • Üreticilerimiz de artık kooperatifleşmeli, var olan kooperatiflere destek vermeli, el birliği ile ayağa kaldırmalı yoksa bu zeytincilik artık bizim elimizden çıkacak.

Son olarak Suriye yağı ile çok yazıldı çok konuşuldu.

Türkiye’nin ağaç sayısına baktığımızda 750 bin ton rekolte mümkündür. 183 bin ton rekoltenin üzerine hadi 40 bin ton girdi diyelim; 223 bin ton zeytinyağı olacak. Geçmiş yıllarda biz çok daha fazla ürün ürettik. 750 bin ton yağı kendimiz ürettiğimizde bu yağı kime satacağız? Aslında bizim organizasyon eksikliğimizi gördük. Bakanlıktan başlayarak sektördeki en son insana kadar birlikte hareket edemiyoruz. Bu sene zarar ettik. Kar edemedik. Oysaki bu kurla çok ciddi ihracat yapabilirdik. Artık para kaybediyoruz. Bir araya gelmek zorundayız. Ya da birlikte olamazsak birlikte batacağız. 
 
Görseller:
Arşiv

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.