2019 Yerel Üreticiye, Doğal Ürüne Sahip Çıkma Yılı Olsun!

Yazar: Gülhan Kara
 
“Bu sene doğala, doğaya koşup yerel olana sahip çıkalım”
2019 yerel üreticiye, doğal ürüne sahip çıkma yılı olsun!

Her geçen sene doğal, yerel, geleneksel tatlarımızı biraz daha kaybediyoruz. Her ne kadar bunun farkında olanların ve konuya sahiplenenlerin sayısı artıyormuş gibi görünse de gerçek öyle değil. Tarımda üretim azalıyor. Çiftçilik ve tarımla uğraşan üretici kavramı, ülkemizde köylü olarak tanımlanıyor. Oysa köylü olmak, köyde yaşamak, toprakla, hayvanla uğraşmak başka, onca insanın tüketimine yönelik tarımsal üretim yapmak yani profesyonel çiftçilik başka.

2019’a girerken yerel ürünlerimize ve üreticiye sahip çıkma, üretenlerin çoğalması adına bu konuya değinmek istedim. Başlığı da buna göre yazdım. Yerel üreticiyi destekleyip 1-2 dönüm tarlasında sayılı kilolarda atalık tohumdan domates, biber, mısır, bamya üreten, aslında “köylü” olup sadece ailesine yetecek miktarda ekip biçen, fazlasını da yerel pazarlarda veya yol kenarlarında satan üreticilerden bahsediyorum. Geleneksel yöntemlerle üretim yapanlar sadece onlar ve o kadar azaldılar ki bizim gibi artık şehir hayatıyla vedalaşıp bir köyde yaşamaya başlamış olanların desteğiyle üretmeye gayret ediyorlar. Daha doğrusu biz onlardan biraz daha fazla üretmelerini istersek bu iş olacak. Geçtiğimiz sonbaharda çeşitli noktalarda “tohum takas” etkinlikleri yapıldı. Atalık tohumlar toplandı ve ihtiyacı olanlar takaslarını yaparak tohumlarını topraklarıyla buluşturmak üzere köylerine mutlu döndüler. Ancak bu sene domates tohumunun azlığı dikkatimi çekti. Domatesin çekirdeğini ekip fide yapıp fidelerini dikip domates yetiştiren sayısı o kadar azalmıştı ki tohumlar sergilendiğinde en az olan domatesti ve en çok talep de domateseydi. Neden diye düşündüğümüzde cevabı açık: hazır fide alıp dikiliyor. Hazır domates biber fideleri de ithal tohumlardan üretiliyor. Bu fidelerin dikimi çoğalınca ve bunların çekirdeğinden de domates üretilemeyince sonuç kaçınılmaz oluyor.
 
Tüketici olarak (ki bu arada bu kelimeyi de hiç sevmiyorum) yapmamız gereken, senelerdir aynı tohumları ekerek üretimini devam ettiren, kimyasal tarım ilaçlarını kullanmayan, bilinçli üreticiyi desteklemek. Toprakla uğraşmak hiç kolay değil. Emek, zaman, sulama, çapalama ve bakım gerekiyor. Eğer doğal domates yemek istiyorsak doğal domatesin çoğalması gerek. Bu tüm sebzeler, meyveler için geçerli.

Bereketli toprakların bereketini kaçırmamak, sağlıklı yaşamak, sağlıklı bir nesil yetiştirmek, çocuklarımızı doğal ve yerel lezzetlerle tanıştırmak, sofralarımıza doğal malzeme ile pişmiş lezzetli ve sağlıklı yemekler koymak için doğalın peşinden koşmalı, doğal ve yerel ürünlerimize hep beraber sahip çıkmalı, doğal olanı talep etmeliyiz.

Pek çok alanda “sürdürülebilirlik” projeleri yürütülüyor. Çevre, gıda, su, toprak, hava… Kaynakların verimli kullanımı vs. Temelde önce insan ve insanın yaşaması için de temel de gıda var aslında. Benim 2019 için mesajım bu yönde. Kooperatifler kurulamıyorsa, sistem işlemiyorsa bunu sivil toplum kuruluşlarıyla yürütmek bir çözüm olabilir. Avrupa’da Amerika’da en iyi kazancı sağlayanlar çiftçiler, tarımla uğraşan üreticiler olurken muhteşem topraklara sahip ülkemizde tarımın bitme noktasına gelmiş olması, çiftçinin toprağını terk etmesi üzücü ve düşündürücü bir durum.
Profesyonel iş hayatım, mesleğim gereğince hep mutfaklarda geçti ve mutfakta geçmeye devam ediyor. Her türlü gıda dünyasının içinde oldum. Her geçen sene nelerin nasıl değiştiğinin de çok iyi farkındayım. Aynı miktar malzeme kullanarak ve aynı yöntemle pişirdiğim yemeklerin lezzeti neden 20 sene önceki gibi değil? Bu soru o kadar çok soruluyor ki? Her geçen sene pişirdiğimiz karnıyarığın veya pilavın, mercimek çorbasının lezzetinin bir önceki seneye göre giderek kalmadığını görüyoruz. Kestiğimiz bir sebze eskiden mis gibi koku yayarken giderek kokusunun kalmadığını; kabuğunun ya inceldiğini ya da kalınlaştığını; şeftalinin suyundan, karpuzun çekirdeğine, pırasaların havuçların boyutlarından maydanozun ıspanak büyüklüğünde oluşuna kadar görsel ve tatsal pek çok olumsuz değişim söz konusu. 1 kg patates alıp haşlayın. Soyduğunuzda her bir patatesin rengi de dokusu da farklı çıkıyor. İthal baklagiller, pirinçlerle ne annemizin zeytinyağlı yaprak sarmasını ne de anneannemizin etli nohudunun tadını bulamayız.

O zaman elimizde var olana sahip çıkıp, çoğaltmalı ve devamlılığını sağlamalıyız ki ağzımızın tadı daha fazla kaçmasın. Dileğim yeniden Türkiye’nin kendi kendine yetebilen bir tarım ülkesi olması. Umarım 2019 yılında bu doğrultuda büyük adımlar atıldığını görme şansını yakalarız.
 
Görseller:
Arşiv

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.