Ne Kadar Doğalız?

Yazar: Muhammet Vurmaz
 
Yaşamımız boyunca yediğimiz, içtiğimiz her gıdanın doğal olması konusuna özen gösteririz. Peki ya yaşamımızı idame ettirdiğimiz çevremiz ne kadar doğal? Bilindiği üzere çevre, doğal ve yapay çevre olarak ikiye ayrılmaktadır. Mesela ormanlarımız doğal çevreye örnektir. Yapay çevre ise şehirleşme ile birlikte hizmet erklerinin yaşam alanlarını sonradan düzenlemesi ile ortaya çıkmaktadır.

Şimdi başta büyükşehirlerimiz olmak üzere çevremizin aslında ne kadar yapay olarak planlandığına bakalım. Önceden çocuklar toprakla oynar, ayakları toprağa basar, doğal çevre ile büyülerdi. Kısmen biz de o döneme denk geldik. Şimdilerde ise çocuklarımızın beton yığınları arasında kendilerine yer bulmaları adına park düzenlemelerini yapılırken, genellikle oyun gruplarından ibaret olduğunu ve kimyasal ürünlere ne denli muhtaç kaldığımızı görebiliriz. Hep söylenir, “Şehri betonlaşmadan kurtaracağız, yeni yeşil alanlar planlayacağız, uygulayacağız”. Yeni yeşil alanların ne denli doğal bir şekilde ortaya çıkardığımızın hiç önemi yok mudur? Amacımız apartmanların arasında sıkışmış kalan hayatları, doğanın eşsiz ruhu ve güzelliği ile buluşturmaksa, neden biz parklarımızda toprağa basamıyoruz? Bu noktada şehirlerimizde elimizde kalan tüm doğal ormanlarımızı koruyup, gerekli yürüyüş rotalarını düzenleyip kendimize bir hediye vermeliyiz. Belgrad Ormanı’na hiç gitmedim ama şöyle bir fotoğraflarına baktım ki müthiş. Orayı bu kadar cezbedici yapan nedir? İstanbul için elimizdeki tüm doğallıkları yok ettiğimizden elimizde nadir kalışı mı? Yoksa gerçekten doğal güzellikleriyle hizmet etmesi mi? Nadir kalışı ne kadar üzücü. Edremitliler bilirler, Hanlar diye bilinen bir bölge vardır. Doğallığıyla adeta yapay çevreye meydan okur. Bunca yıl çoğunlukla piknik alanı olarak kullanılmaktan öteye geçememiştir. Bu tür doğal güzelliklerimizin korunmasının yanında her alanının faydalandırılması için zaten var olan rotaların gerekli düzenlemeleri yapılarak bir Belgrad Ormanı hareketliliği de Hanlar mevkiinde neden olmasın? Doğallığı korunarak toprak yollarının düzenlenmesi yapılsa nasıl da güzel olur. Hafta sonları yürüyüşleri, mola noktalarında yapılacak sohbetler… Hayali bile hoş. Şimdi master planları geçiyorum, bunlar kolay ama uzun vadeli işler dediğinizi duyar gibiyim. O zaman şöyle devam edeyim. En azından geleceğimiz olan çocuklarımızı okullarında doğal çevre ile buluşturmak adına çalışmalar yapılmalı diyorum. Okul alanlarındaki bahçelerin tanzimi betondan uzak, doğal çevreye uygun olarak düzenlenmeli; hatta ve hatta daha da ileriye gidip domates, biber, salatalık üretmek, öğrencilerin toprakla iştigalini sağlamak bence yakın zamanda önemli planlarımızın arasında olmalı. Teorik eğitim, öğretim elbette önemli ama bırakalım haftada, ayda, artık uzmanlar hangisini uygun görürse alalım elimize çapaları başlayalım ekip biçmeye. Üretmeye okullarımızdan başlayıp üreterek büyüyelim. Doğal çevre, doğal yaşam ateşini okullarımızdan yakalım. İtalya’da müfredat gereği, her yıl ilkokul düzeyinde öğrenciler bir zeytin bahçesine götürülür, yılda bir kez hasat yaptırılır, oradan da en önemli ürünlerinin fabrikasından nasıl elde edildiğini, ne şartlarda üretildiği uygulamayla gösterilirmiş. Biz de yapabiliriz.
Apelasyon ailesine şahsımı da aralarına kabul ettikleri ve sizlerle buluşturdukları için teşekkür ederim. Huzurlu, mutlu, başarılı, çocukların ağlamadığı bir yıl dilerim. Saygılarımla.
 
Görseller:
Arşiv

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.