Çaysız Olmaz

Yazar: Gülhan Kara
 
Türkiye’de kahvaltı demek bir demlik çay demek. Çay olmadan kahvaltı olmaz. İş molası, yol molası hep bir ’çay molası’ olmuştur. Tiryakilere demli tarafından, çocuklara ise paşa çayı… İkindi vaktimiz, akşam sohbetlerimiz, iftar sofralarımız onsuz olmaz; simit, börek çaysız yenmez; toplantılarda, misafirlikte, evde işte hep çay demler ve çay içeriz.
Semaver gibi bir saltanattan bir içimlik poşetlere sığdırılan çayımız hızlı yaşam ve hızlı tüketime ayak uydurup ince belli cam bardaktan yeni tasarım kağıt bardaklara, oradan da serin serin içilecek cam şişelere geçiverdi. Biz çaya değil çay bize uyum sağladı. Çay halen insanoğlunu şaşırtmaya, şifa ve lezzet dağıtmaya devam ediyor.
Biz öyle Avrupalılar, İngilizler gibi saatine de bakmayız. Ne zaman önümüze taze demlenmiş mis gibi bir bardak çay gelse hayır demeyiz. Hava soğuktur içimizi ısıtmak, sıcaktır harareti kesmek için; sohbet uzayacak gibi görünür keyfe keyif katmak için; misafire ikram, peynir ekmeğe katık etmek için... Gazete okurken onunla keyif yapmak, buluşmanın adını koymak… Hep bir bahanemiz var çay içmek için. Adına bahçeler açmış, demlikler, bardaklar, kaşıklar üretmişiz. Esnafın günlük çay ihtiyacını karşılamak için çay ocakları açılmış, okul kantinlerinden iş hanlarına, vapurlardan otobüs terminallerine, minicik tost büfelerinden semt pazarlarına kadar, açık-kapalı, aklınıza gelen gelmeyen her noktaya çayımızı koymuşuz. Ciddi bir sanayi kurulmuş çay üstüne. Uzun yolculuklarda ihtiyaç molasının vazgeçilmezi olan “çaylar şirketten!” anonslarıyla mutlu olmuşuz.  Kars’ta kömür ateşiyle kaynayan semaverlerde demlenen çaylar, ofislerde elektrikli çay makineleri... Semaverlerden sonra önce bakır sonra çelik ve ardından porselen demliklerle hep çayın iyisini içebilmek için uğraşıp durmuşuz.
 
İkinci Dünya Savaşı sonrasında kahve ithalatının kesilmesiyle çayın tahta oturması daha kolay olmuş. Anadolu’da başka İstanbul’da başka türlü hüküm sürmüş. İlk önceleri İstanbul’un sosyetik kesiminde başlamış çay partileri, İngiliz usulü beş çayı davetleri. Aile çay bahçeleri de gecikmemiş. Belediyelerin açtığı aile çay bahçeleri hızla çoğalmış. Uzun kış gecelerinde televizyon karşısında birkaç bardak çayla keyiflenir olmuşuz. Nargile tiryakileri çayı keyiflerine katık ederken ev hanımları kabul günlerinde çaylarını ikişer demlik yapmaya başlamışlar. Kahvehanelerde çay ocakları, demlikler giderek çoğalmış. Eşe dosta en çok ısmarlanan içecek çay olmuş. ‘Hanım, bir çay koy da yorgunluk atalım’ der işten gelen koca. ‘Kızım çayı ocağa koy birazdan komşular gelecek’ der anne. Apartman girişinde karşılaşan kapı komşular için iletişim nedeni olur: ‘akşam çaya bekleriz’… İkindi vakti kapı çalar, çocuk: ‘annem çaya çağırıyor’ der ve koşarak gider… Kısaca ‘çay’ deyip geçmemek lazım, o kadar hayatın içinde ki.
 
Bir yandan giderek çoğalan şekerli, gazlı, aromalı, rengarenk soğuk içecekler; bin bir çeşit kahveler; şifalı bitkilerden kuru meyve çaylarına kadar yüzlerce sıcak – soğuk rakip karşısında dimdik ayakta duruyor demlikteki siyah çayımız ve 5000 yıllık saltanatını devam ettiriyor.
 
Tiryakileri kesinlikle çayı ince belli cam bardakta ve tavşan kanı, yani tam kızıl isterler. Bardak ağzına kadar tam dolmamalı, kaşığı da şekeri de yanında olmalı; ikinci çay, bardak soğumadan doldurulmalıdır. Doğu Anadolu’da, Erzurum, Van ve Kars’ta çay “kırtlama” içilir. Düzgün formlarda olmayan kırık parça şekerden ufacık bir ısırık alınır sonra bir yudum sıcak çay içilir. Çayla şeker damakta buluşur böylece…
 
Ben çayın her zaman keyifle içilmesi gerektiğine inanırım. Vapurda uçuşan martıları seyrederken, bir su kenarında, yanan bir ateşin başında, kumsalda… Gazetemi okurken, film izlerken, dostlarımla sohbet ederken, kahvaltıda… Nerede olursa olsun çaydan keyif alarak içerim. Hele birkaç gün içmemişsem nasıl özlerim. Demlik çayını tercih ederim. En çok da yolculuklardaki çay molalarını severim. Çıtır gevrek simidin yanında bir parça da peynir varsa o çayın keyfi bambaşkadır.
 
Türk Usulü Çay Demlemek Sanattır
 
Önce çayınız taze ve kaliteli olmalı. Demliğiniz bakır veya porselen, suyunuz yumuşak, kaliteli su olmalı. Bunlar bir araya geldiğinde iyi bir çay demlemek için koşullar uygun demektir.
Çaydanlığa suyunuzu doldurup ocağa koydunuz. Üzerindeki demliğin içine 4 bardak çay için 2 çorba kaşığı iyi kalite kuru siyah çay koydunuz. Su kaynarken demlikteki çay nemlenmiş olur. Suyu uzun uzun kaynatmadan ocaktan alıp fokurdaması durduktan sonra yani yarım dakika sonra demliğe boşaltıyorsunuz. Ağzına kadar asla doldurmayın. Çay demlenirken suyu çektikçe şişer ve önce yukarıya doğru kabarır. Demini verdikçe aşağıya çöker. Kabarma esnasında fazla doldurulan demlik genellikle taşar. Alttaki çaydanlığa su ilave edip eksilen suyu tamamlıyorsunuz ve kısık ateşte hem suyu kaynamaya bırakıp hem de çayın demlenmesi için gerekli süreyi bekliyorsunuz. 10-15 dakika yeterli. Sonra servis yapıyorsunuz. Çayı taze tüketmek lezzeti ve rengi bakımından önemli. Çünkü 30 – 45 dakikadan sonra çayın tadı buruklaşmaya, rengi bulanıklaşmaya başlar.
 
Bardakta poşet çay demleyip içerken de kaynar suyu bardağa boşalttıktan sonra içine poşeti salmanızı ve 4-5 dakika kadar bekletip poşeti içinden alıp içmenizi tavsiye ederim. Bir tavsiye de şekerle ilgili. Mümkünse şekersiz veya az şekerli için ki gerçek çayın tadını alın.
 
5000 Yıllık Bir Hikaye
 
Çay bundan 80 sene önce gelmiş ülkemize. Bu mis kokulu yeşil yaprağın keyfe dönüşmesi hiç de zor olmamış. Dünyada sudan sonra en fazla içilen ve içme alışkanlığı yıllar geçtikçe daha da artan bir içecek olan çay bitkisi 5 bin yıllık bir geçmişe sahip.
 
Uzakdoğu kökenli olduğu, Çin’den tüm dünyaya yayıldığı biliniyor ama bu ülkede ilk olarak nasıl fark edildiğine dair rivayet muhtelif. Bir efsaneye göre, büyük Çin İmparatoru Shen Nung’ın (M.Ö. 2737) hizmetlilerinden biri bahçede su kaynatırken bir yaprak kaynayan suyun içine düşüyor. Suyun bu yeni bitkiyle birlikte yaydığı kokudan etkilenen imparator, tadına da bakınca çay o gün bugündür insanoğlunun vazgeçilmez tutkularından biri haline geliyor.

M.S. 8. yüzyılın sonlarında Çinli düşünür Lu Yu, “Çay Kitabı” adıyla üretiminden tüketimine çay hakkındaki ilk geniş çaplı araştırmayı hazırlıyor. Çayın daha geniş bir şekilde tanınmasına destek sunan bu çalışmanın üzerinden tam 9 yüzyıl geçiyor ve 17. yüzyılda Avrupa bu gizemli tat ile tanışıyor. İngilizler, sağlık ve zindeliğin sunulduğu bu sıcak içeceği o kadar çok benimsiyorlar ki, kısa zamanda onu bir yaşam tarzı haline getiriyorlar. İngilizlerin asil içeceği olan çay için çok özel tasarımlı porselen fincanlardan, sütlük, şekerlik ve demliklerden oluşan servis takımlarıyla sunuluyor.
 
Çayın Türkiye’deki hikayesi ise 1787 tarihinde Japonya’dan getirilen çay tohumlarının ekilmesiyle başlıyor. Bursa civarında gerçekleşen ilk çay ekim çalışmaları, iklim şartlarının olumsuzluğu nedeniyle başarısız oluyor. Daha sonra ilk başarılı girişim, Prof. Ali Rıza Erteş’in 1919 yılındaki bilimsel denemeleri onucunda 1924 yılında Zihni Derin tarafından Rize’nin Müftü Mahallesi’ndeki bir bahçede 20 kilo mahsul elde edilmesiyle başlıyor. 16 Şubat 1924 tarihinde Rize’de çay yetiştirilmesi için meclisten onay alıyor ve günümüz çay üretiminin temelleri bu şekilde atılıyor.
Türkiye’nin çayına kavuştuğu bu son 84 yıllık kesite baktığımızda bazı önemli tarihler çıkıyor karşımıza: Rize’de gerçekleşen ilk elle üretim 1937, ilk imalat atölyesi 1939, ilk imalat fabrikası 1947, ithalat yasağı kanunu 1963, çayın özel sektöre açılması 1985 ve çayda iknci hayat projesi 2005. Dünyayla kıyasladığımızda, geç bir buluşma olmasına rağmen, Türk insanının, çayı geliştirerek günün her saatine, her mekanına hızla taşıdığını görüyoruz. Bugün, araştırmalara bakılırsa Türkiye’de halkın yaklaşık yüzde 99’unun her gün çay tükettiği tahmin ediliyor. Türkiye üretimde de, ülke toplamı ve kişi başına düşen tüketimde de ilk sıralarda yer alıyor. Türk kahvesi gibi Türk çayı da demleme şekli, sunumu, içimiyle kendi özgü bir ritüel.
 
Ferah çaylarınız olsun.
 
Görseller:
  1. Argun Tanrıverdi
  2. Olay.com.tr
  3. Rize Ziraat Odası

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.