Çocuk Gözüyle Tarım

Çocuk Gözüyle Tarım Çocuk Gözüyle Tarım

Çocuk Gözüyle Tarım 

Bir gün babam bana “Tarım ve Çocuk” konulu bir yazı yazmamı söylediğinde babama ufo görmüş köylü gibi baktığımı hemen söyleyeyim. Ben yahu ben; tarım ve doğa ile ilgili yazı yazacakmışım, bu yetmezmiş gibi üstüne bir de öğretmenimin olaya dahil olması (Yeliz Bahar) olayı benim yaşımda birinin hiç de istemediği  bir duruma soktu.

Ayrıca anlamadıkları şey şuydu: 21. YY’ın tam da ortasına doğmuş bizlerin ilgi alanına giren teknoloji bizi toprak, tarım gibi kavramlardan uzaklaştırıyordu. Baktığımız her yerde binalar, dinleneceğimiz AVM’ler vardı ve tablet kadar da eğlenceli bir konu değildi. İş başa düşmüştü bir kere o yazı yazılacaktı

Sonra biraz düşündüğümde, malum teknoloji çocuğuyum, aklıma oynadığım bir oyun geldi. Eminim oyunu birçoğunuz biliyorsunuzdur. Oyunun adı ”Simcity”.

Tarımla ilgili birçok şeyi sanal ortamda bu oyunda gerçekleştirebiliyordum. Ürünler yetiştiriyordum, bu ürünleri süper paralara satabiliyordum. O zaman tarımla ilgili şu an bildiğim en iyi şey “para kazanmaktı” İyi işti doğrusu. Fakat olay bu kadar basit değildi. Bu işin gerçeğini bizzat gidip dokunup kendi gözlerimle görmeliydim. Babama; madem yazı yazmamı istiyorsun beni bir tarlaya ya da bir bahçeye götürmelisin, oradaki her şeyi görmeliyim dedim. Babam da kabul etti. Ve işte araştırmacı yazar Emre sahalara inmişti.

Babam beni binlerce üzümün bulunduğu bir üzüm bağına getirdi. Ancak üzüm bağı kupkuruydu. Etrafta cadı saçına benzeyen dallar toprağa uzanıyordu. Bu kupkuru cadı saçlarından üzümün nasıl çıkacağını merak ettim. Bağdaki çiftçilerle sohbet ettim. Ama ağabeylerde çok ilginçti. Birinin kafasındaki şapkasının önü iyice aşağıya inmişti. Boynundaki şalı döndürmüştü de döndürmüştü. Ellerindeki eldivenle kocaman bir makası tutuyordu. Ayağındaki çizmelerin neredeyse içine girecektim. Neden böyle giyindiğini sordum. O da bu cadıyı prensese çevirmek için dedi ve başladılar önümde bir bir dalları kesmeye. Ben de boş durur muyum, bir makasta ben elime alarak onlara elimden geldiğince yardımcı oldum.

Bu bağlar ilkbaharda çiçek açacakmış! Sonra üzüm oluşurmuş. Yazın da o üzümleri kesip tekrar dalları budarlarmış. Kışın kuru geçermiş ve ilkbaharda tekrar çiçekler açmaya başlarmış. Döngü buymuş. Üzümler yıllarca yaşadığı ve bir kuruyup bir canlandığı için de çiftçiler üzüme ölümsüz bitki derlermiş. Bunları öğrendikten sonra, onlardan yaz için yapılacak hasada gelmek için de sözü kopardım. 

Eve giderken kafamda, cadı saçlı bağların üstünde hayal ettiğim bir sürü üzüm tanesi dönüp duruyordu.

Bu çok heyecan verici bir deneyim olmuştu. Sanırım bilgisayarlara ayırdığım zaman kadar bağlara da, doğaya da zaman ayırmalıydım.

Ben denedim! Bence siz de kendi çocuklarınızı, babamın beni götürdüğü gibi sık sık doğaya götürmelisiniz!

Benim gibi bir tablet canavarı bile doğaya gitmekten, üzüm budamaktan nasıl delice keyif aldıysa arkadaşlarım da bundan çok keyif alacaktır.