Batı Trakya'nın Gümülcine kentinde başlayan bir tarım hikâyesi, bugün Türkiye'nin Avrupa'ya açılan kapısı İpsala'da yeni bir yatırımla büyümeye hazırlanıyor.

Batı Trakya'nın Gümülcine kentinde başlayan bir tarım hikâyesi, bugün Türkiye'nin Avrupa'ya açılan kapısı İpsala'da yeni bir yatırımla büyümeye hazırlanıyor. Batı Trakya'nın Gümülcine kentinde başlayan bir tarım hikâyesi, bugün Türkiye'nin Avrupa'ya açılan kapısı İpsala'da yeni bir yatırımla büyümeye hazırlanıyor.

Gümülcine'den İpsala'ya Uzanan Model:

Yaban Mersininde Sürdürülebilirlik, Kadın Emeği ve Sözleşmeli Tarımın Başarı Hikâyesi

Batı Trakya'nın Gümülcine kentinde başlayan bir tarım hikâyesi, bugün Türkiye'nin Avrupa'ya açılan kapısı İpsala'da yeni bir yatırımla büyümeye hazırlanıyor.

Kalabalık bir Basın heyetiyle birlikte, Avrupa'nın birçok ülkesindeki market zincirlerine kiraz ve yaban mersini tedarik eden, bir Batı Trakya Türkü tarafından kurulan DCT Trading’in bağlı ortaklığı Bluefarm Yunanistan firmasını ziyaret ettik. Ertesi gün ise aynı grubun Türkiye İş Bankası’nın iştiraki olan Maxis Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi A.Ş. Karma Strateji Fonu ortaklığıyla Edirne'nin İpsala ilçesinde hayata geçireceği Bluefarm Tarım’ın yaban mersini yatırımı Lansman törenine katıldık.

Bluefarm Tarım’ı, yalnızca bir üretici olarak değil, “tarımda dönüşüm lideri” olarak konumlandırdıklarını söyleyen DCT Trading ve Bluefarm Tarım Yönetim Kurulu Başkanı Levent Sadık Ahmet, “Yatırımımız tamamlandığında Türkiye’yi başta Avrupa olmak üzere dünyanın yükselen yaban mersini tedarikçisi konumuna getirirken tarımda ileri teknoloji kullanımında bölgesel bir merkez konumuna yükseltmeyi hedefliyoruz” dedi.

Bu iki günlük program, aslında tarımın geleceğine dair önemli ipuçları verdi.

Tarımda Güvenin Adı: İzlenebilirlik

Bugün Avrupa pazarlarında ürün satabilmek için kaliteli üretim yapmak tek başına yeterli değil. Tarladan sofraya kadar geçen her aşamanın kayıt altına alınması, ürünün hangi bahçeden geldiğinin bilinmesi, kullanılan girdilerin takip edilebilmesi ve çevresel etkilerin ölçülebilmesi gerekiyor. Gümülcine'deki tesiste gördüğümüz en önemli unsur, izlenebilirliğin sadece bir sertifika gerekliliği olarak değil, kurum kültürünün bir parçası olarak uygulanmasıydı. Her ürünün hikâyesi kayıt altında tutuluyor. Bu yaklaşım, Avrupa pazarlarında güven oluştururken üreticinin de daha planlı çalışmasını sağlıyor.

Sözleşmeli Tarımın Doğru Uygulanan Hali

Türkiye'de sözleşmeli tarım denildiğinde birçok üreticinin aklına hâlâ çekinceler geliyor. Oysa Gümülcine'de gördüğümüz model, sözleşmeli tarımın üreticiyi baskılayan değil, güçlendiren bir araç olabileceğini gösteriyor. Üreticiler alım garantisiyle üretim yapıyor. Şirket ise kaliteli ve sürdürülebilir ham maddeye erişim sağlıyor. Kazan-kazan ilişkisi üzerine kurulan sistem, uzun vadeli güven ortamı oluşturmuş durumda. Belki de en önemlisi, üretici ile şirket arasında yalnızca ticari değil sosyal bir bağ da kurulmuş olması.

Kadın Emeğini Merkeze Alan Bir Yaklaşım

Ziyaret boyunca dikkat çeken bir diğer konu ise kadın istihdamına verilen önemdi. Şirket, özellikle kadın çalışanlara öncelik veren bir insan kaynakları politikası  uyguluyor. Tarımsal kalkınmanın sadece ekonomik değil sosyal boyutunun da bulunduğunu kabul eden bu yaklaşım, kırsal bölgelerde kadınların üretim süreçlerine daha aktif katılmasını sağlıyor. Bugün dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde kırsal kalkınma politikalarının merkezinde kadınlar yer alıyor. Batı Trakya'da gördüğümüz örnek bunun başarılı bir yansıması niteliğinde.

Kadın Kooperatifinden Avrupa Pazarına

Şirketin destek verdiği kadın kooperatifi ise ayrı bir başarı hikâyesi. Kooperatif üyeleri yaban mersini üretimine yönlendirilmiş. Teknik destek sağlanmış. Pazarlama sorunu yaşamamaları için sözleşmeli üretim modeli geliştirilmiş. Yani yalnızca üretim değil, ürünün ekonomik değere dönüşmesi de garanti altına alınmış. Türkiye'de birçok kooperatif üretim aşamasında başarılı olsa da pazarlama aşamasında zorlanıyor. Burada ise üretim ve pazar aynı sistem içinde planlanmış.

İpsala Yatırımı Stratejik Bir Adım

Programın ikinci gününde Edirne İpsala'da gerçekleştirilen temel atma töreni, bu modelin Türkiye ayağının başlangıcını oluşturuyor. İş Bankası'nın da destek verdiği yatırım, yalnızca yeni bir tesis anlamına gelmiyor. Türkiye'nin yüksek katma değerli meyve üretiminde daha güçlü bir oyuncu haline gelmesi açısından da önem taşıyor.

İklim değişikliği, su kaynaklarının etkin kullanımı ve artan ihracat talebi düşünüldüğünde yaban mersini gibi ürünlerin önümüzdeki yıllarda çok daha fazla önem kazanacağı görülüyor.

Gümülcine'de gördüğümüz tablo aslında bir gerçeği yeniden hatırlattı: Avrupa'ya sadece kiraz ya da yaban mersini satılmıyor.  Asıl ihraç edilen şey güven. O güveni oluşturan ise izlenebilirlik, sürdürülebilirlik, kadın emeğine verilen değer ve üreticiyle kurulan uzun vadeli iş birliği. Tarımın geleceği, yalnızca daha fazla üretmekten değil, daha doğru üretmekten geçiyor. Batı Trakya'dan İpsala'ya uzanan bu yatırım zinciri de bunun başarılı örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor.