En güçlü savunduklarımız en az bildiklerimizdir.
Türkiye’nin komşuları ve Avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında coğrafi yapı ve ekolojik koşullar açısından tarımsal üretimde büyük bir potansiyele sahip olduğu bilinen bir gerçektir.
Geçenlerde Japon araştırmacı ve üreticilerden oluşan bir heyet ile görüşme şansını yakaladık.
Türkiye iktisadi hayatında geçmişten itibaren tarım, önemli bir yere sahip olmuştur.
“Gündüz hasat yaparım, akşamları da kahvemi alıp bilgisayarın karşına oturur yazarım” şeklinde özetleyebileceğim iyimser planlamam pratikte zeytin ağaçlarına tosladı diyebilirim.
Kasım ayı çok kötü geçti, susuzluk kuraklık en önemli sorunumuz oldu. Bize yağmayan yağmur Ege Adaları ile İtalya’nın denize yakın yerlerine yağarak sel oldu, ne bize yaradı ne de onlara…
Bu ay geçen ay olduğu gibi zeytincilik açısından yazabileceğim çok şey yok. Sezon iklimsel olarak kötü girdi.
Doğumundan ölümüne ve tekrar canlanmasına kadar meyvesinden yaprağına, dalından çöpüne her parçası kullanıldı.
Eylül ayında yaşadığımız kuraklık hepimizi ciddi şekilde etkiledi. Bu kurak hava su rezervlerimizi aşağıya çekti. Bazı yerlerde yeraltı kuyuları kurudu. Barajlarımızdaki su azaldı ve su verilmeme başladı.
Üst örgütlenme ya da “örgütlenebilmenin” tarımsal amaçlı birim kooperatifler açısından önemini ve değerini Yönetim, Denetim ve Sosyal Sermaye konu başlıkları altında ayrıntılarıyla anlatmaya çalıştım.
Pandemi süreci tüm dünya için zorlu geçiyor. Öncelik herkes için can güvenliği olmak üzere sonrasında tabii ki de iş ve ekonomik sorunlar ve olmazsa olmaz psikolojik durumlar... Pandemi öncesinde gıda ticaret savaşları kızışmışken pandemi ile birlikte en önemli sorun olarak gündemin göbeğine oturdu.