Zehra'nın İyilik Kampı

Yazar: Zehra Dörter
 
Hayat aslında seçimlerimizden ibaret. Neyi istiyorsak ve nasıl istiyorsak aslında öyle yaşıyoruz! Çünkü bunu SEÇİYORUZ.

Hepimizin değiştirmek istediği şeyler var hayatında. Değiştirmeye ve değişmeye odaklandığımızdan değerlerimizin farkına varamıyoruz ya da kabullenmenin ötesine geçemiyoruz. Sahip olmak isteyip de sahip olamadığımız her şey için “İSTEMEK” yerine “SEÇMELİYİZ”. Her şeye, herkese, her duruma izin vermeliyiz. Kabullenmenin ötesine izin vermeliyiz.

Hadi gelin hikayenin başına gidelim.

Bademciğimin şiştiğini düşünerek gittiğim muayeneden tiroid nodülü ile çıktım. Ardından USG çekimi sonrası gelen biyopsi kararı ile yıkıldım. Çünkü ben değil damar yolu açtırmak, kan aldıramayan biriyim ve anestezi olmadan biyopsi yaptıracağım. Kendime yaptığım bir dizi acsess bars ve spiritüel dovsing seanslarının ardından biyopsi yapılırken iğne korkumun sebepleri ile yüzleştim. Yaşadığım farkındalığı paylaştım. Başta güven halkam olmak üzere çevremdeki pek çok kişinin “Bak bu teyze/amca iğneci öyle yaparsan sana iğne yapar. Sus yoksa bu teyze/amca sana iğne yapacak.” demesi... Sahneler gözümün önüne geldiğinde seçme şansımın farkına vardım. Sağlıklı olmayı SEÇMEK!

Ultrason ve biyopsi sonuçlarım alanının en iyisi endokrin doktorları ve heyet tarafından değerlendirildi, kucağıma bir ameliyat kondu. Ameliyatın ardından gelen patoloji sonucu ile hayatıma TİROİD KANSERİ girdi. Önce kabullenme aşamasında kaldım uzunca bir süre ve sonra yine bir farkındalığım oldu. Seçtiğim yolun getirdiği hediyelerim.

Ameliyat kararı aldığımızda iki seçeneğim vardı. Biri organın yarısının alınıp patoloji temiz gelirse hayatıma ilaç almadan devam etmek, çünkü kanser gelme ihtimali çok düşüktü ve tüm hormanlarım olması gerektiği gibi çalışıyordu ama tekrarlama ihtimali vardı. İkincisi tamamını aldırıp, minik bir ilaç içerek hayatıma devam etmek ve nodülün tekrarlama ihtimali de ortadan kaldırmak. Ve tabii ki ben ikinciyi seçmiştim. Belirsizliklerden hoşlanmayan biriyim ve dedim ya hayat seçimlerden ibaret; ilk ihtimali seçseydim, ikinci bir ameliyat ihtimalini de seçmiş olacaktım. Bu, sürecin ve seçimlerimin ilk hediyesi oldu. Yapılan total tiroidektomi ameliyatı sonrası radyoaktif iyot tedavisi yapılması gerektiği açıklandı ve doktorum bu süreçte 3 hafta çocuklarından ayrı kalmak zorundasın dedi. Yanı sıra da bir sürü güvenlik önlemi anlattı. Çünkü bana iyi olan radyasyon başkalarına iyi değildi. Yine önce 3 haftalık ayrılık sürecine odaklandım ve farkına vardım ki beynim en kötü senaryoya kodlanmış. Hepimizin öyle değil mi?

İşte bu farkındalıkla doğdu #zehranıniyilikkampı. İyiliği seçmek de bir tercih ve seçmediğimizde sadece kendimiz değil etrafımızdaki herkes etkileniyor. En başta da en kıymetlimiz eşimiz ve sonra çocuklarımız.

Atom tedavisi, yani radyoaktif iyot tedavisi olmadan evvel oğlumu sütten kesmem ve 3 ay beklemem gerekiyordu. Bu süreçte ben de kendim için neler yapabileceğime odaklandım. İyi olmayı seçerken hayatımı nasıl kolaylaştırabileceğimi düşündüm. Bu konuda geçmişte aldığım eğitimleri, acsess bars ve spiritüel dovsing uygulamalarını, imgeleme yöntemlerini ve pozitif düşünme bilincini üst üste koyarak bir takvim yaptım kendime. İçine sanatla, terapi ve meditasyon yöntemleri de ekledim. Önce kendim deneyimledim ve başta kendim olmak üzere etrafımda ne gibi değişimler olduğuna baktım.

Sonra dedim ki bunun da bir hediyesi olmalı ve ben paylaşmalıyım. Instagram hikayelerimde paylaşmaya başladım bu tecrübelerimi. Hikayelerimi izleyenlerin de beni destekleyip motive etmesi ile bunu bir kamp haline getirmeye karar verdim. İlk adımı da atom tedavisi için hastaneye yattığım gün attım.

Hastanede kaldığım süre boyunca yaptığım her paylaşım, orada yaşadıklarımdan öğrendiklerim ve farkındalıklarım benimle beraber benzer süreçlerden geçenlere de ilham oldu. Hayatına dokunduğum kişilerin de başkalarının hayatlarına olumlu bakış açıları katmaları, iyilik halkalarının çoğalarak artmasına vesile oldu.

Kendimize verebileceğimiz en büyük hediye “kendimizi sevmek”. Kendimizle olan ilişkimizi şifalandırıp “iyiliği seç”tiğimiz ise içimizdeki çocuğu da şifalandırmış, hatta kendi ebeveynliğimizi de şifalandırmış oluyoruz. İyilik kampı ise bize bunu sürdürülebilir olarak hayatımıza adapte etmeyi ve başkaları ile de paylaşmayı öğretiyor. 21 gün süren bu kamp hem bakış açımızı değiştiriyor hem de bu hareketi davranış olarak hayatımıza kazandırıyor. 
Her ne hissediyorsanız hissedin, farkına varmanız gereken aslında bunun bir başlangıç olduğu ve önünüzde seçenekler olduğu. Kendinizi sevin ve onaylayın. İyi olmayı seçin.

Hayat sizi seviyor, siz de kendinizi sevin.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.