Tarımsal Kooperatiflerin Gelişimi - 7

Yazar: Tahsin Ayhan
 
Temel ya da çatı Kanun olarak adlandırabileceğimiz 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu, 1969 yılında bağımsız bir kanun olarak yasalaşmış, 1988 yılında 3476 Sayılı Kanunla biraz da yapı kooperatiflerine endeksli ve cezalandırma eğilimli bir hal almıştır.

Bu ceza maddelerinin gerekçesi de şöyleydi;

“Kooperatif organlarının görev, yetki ve sorumlulukları kanunun yürürlükteki hükümlerinde yeterli açıklıkla düzenlenmemiş olup, düzenlenmiş olduğu hallerde de hiçbir müeyyideye bağlanmaması nedeni ile pek çok usulsüz uygulama bakanlıkça tespit edilse dahi önlenememektedir. Mevcut kanunî çerçeve içinde engellenemeyen bu usulsüzlükler, çoğunlukla önemli yolsuzlukların gerçekleştirilmesine veya gizlenmesine vasıta olabildiği gibi, doğrudan suç teşkil eder nitelikte de olabilmektedir. Türk Ceza Kanunu'nun genel hüküm niteliğindeki 230 ve 240 inci maddeleriyle kooperatif yöneticilerinin ihmal ve suiistimallerinin ilişkilendirilmesinde ise güçlükler bulunmaktadır. Bu nedenlerle, kooperatif organlarının kanunun muhtelif maddeleriyle belirlenmiş olan görev, yetki ve sorumlulukları, önem ve mahiyetine göre gruplandırılarak bunlara uyulması keyfiyeti ilave edilen ek maddelerle uygun ağırlıkta cezaî müeyyideye bağlanmıştır.”

Yukarıdaki Meclis zabıtlarından aldığımız gerekçenin uygun ağırlıktaki cezai müeyyideye örnek olarak “genel kurulu toplantıya çağırmada bir günlük bir gecikmenin bile yönetim kurulu üyelerine altı aya kadar hapis ve adli para cezasıyla cezalandırılması” olarak gösterebiliriz!

1969 yılında ilk çıktığı şekliyle kooperatifçilik evrensel ilke ve değerlerine büyük ölçüde uygunluk gösteren Kooperatifler Kanunu, başkalaşan bu haliyle bile tarımsal amaçlı bazı kooperatiflerin muhatabı olan 1581 ve 4572 Sayılı kanunlarla mukayese edildiğinde halen daha bu özelliğini muhafaza etmektedir.

Bununla birlikte gelişen kooperatif uygulamaları düşünüldüğünde, çözüm odaklı bir yasal değişikliğe gitmek yerine, idarenin ve yargının örnek olaylar nezdinde aldığı nokta değişikliklerle pansuman iyileştirmeler yapılarak günümüze kadar ulaşan “emektar” Kanun’un artık devrini tamamladığı tartışma götürmez bir gerçektir. Hükümet politikası olarak kabul edilen Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planında bu konudaki yaklaşım;

“Uygulamada karşılaşılan sorunların çözümünü kolaylaştırmak, yeni Türk Ticaret Kanunu’nun getirdiği yenilikler, AB düzenlemeleri, BM ve ILO Kararları ile uluslararası kooperatifçilik ilke ve uygulamalarına uyum sağlayabilmek amacıyla kooperatifçilik alanında yeni bir düzenleme çalışması yapılmasına azami ihtiyaç bulunmaktadır. Bu çerçevede, ülke kooperatifçiliğinin hukuki altyapısının, ihtiyaçlara ve çağın gereklerine uygun olarak yeniden düzenlenmesi hedeflenmektedir.”

paragrafıyla ifade edilmektedir.

Özetle yeni bir kooperatifler kanunu hazırlanmaktadır. Bu konuda her ne kooperatifçilik çevrelerinde yankılanan ve kamuoyuna da yansıyan bazı başlıklar olsa da, komisyonda ve genel kurulda görüşülmeden olası taslak çalışmalardan ve duyumlardan yola çıkarak şimdiden tartışmaya başlamak gereksiz olacaktır.

Umarım yöneticilerimiz evrensel kooperatif ilke ve değerlerine uygun, kooperatiflerin demokratik yapılarını koruyan ve güçlendiren bir kooperatifçilik yasası yaparlar, mevcut sorunlara çare üretir, örneğin şu tarımsal kooperatif enflasyonuna artık bir son verirler. Çok amaçlı ve çok ortaklı kooperatif yapılar üzerine yoğunlaşırlar. Mevzuat birleştirmesi ve sadeleştirmesi yaparlar. Tarımsal amaçlı faaliyet gösteren kooperatiflerin farklı bakanlıklara ve farklı mevzuatlara bağlı olma garabetini ortadan kaldırırlar.

Ne demişler?

'İyi dilek dile ki karşılığını alasın.'

Gelelim yeniden güncel vaziyetimize…

T. Jefferson “Yasaların uygulanması onların yapılmasından daha zordur” demiş.

Uygulamanın hiç yapılmadığı ya da yanlış yapıldığı durumlarda sizin yasal düzenlemenizin kusursuz ya da çağın gereklerine uygun olması da hiçbir anlam ifade etmemektedir.

1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu 88. Maddesi özetle şöyle der;

“İlgili Bakanlıklar, kooperatifler, kooperatif birlikleri, kooperatif merkez birlikleri ve Türkiye Milli Kooperatifler Birliği için bu teşekküllerin mütalaasının da alınmak kaydıyla örnek ana sözleşmeler hazırlar.”

Örnek ana sözleşme, yani eski adıyla tip ana mukaveleler, ilgili bakanlıklar tarafından hazırlanacak.

Buraya kadar sorun yok görünüyor. Kanun koyucu, örneğin bir köyde kalkınma kooperatifi kurmayı düşünen vatandaşlara yardımcı olmak için, ilgili bakanlığın örnek bir ana sözleşme yayınlayarak yol gösterici olmasını bir yasa maddesi ile Kanun’da düzenlemiş.

Adı üzerinde, “Örnek”…

Kooperatiflerin ve üst birliklerin kurulabilmesi ve devamı için önemli bir belge olan ana sözleşmeler, hukuk düzeninde ortakların kendi aralarında düzenledikleri bir sözleşme görünümündedir. Kooperatif sözleşmeleri de kendi özel kanunları olan Kooperatifler Kanununda öngörülen emredici hükümler dışında, diğer sözleşmeler gibi genel hükümlere ve bu hükümlerden biri olan “sözleşme serbestisine” sahiptir.

Dolayısıyla kooperatiflerin ilgili bakanlıklarca hazırlanan örnek ana sözleşmelere uyma zorunluluğu bulunmamaktadır. Sözleşme serbestisi çerçevesinde emredici hükümlere aykırı olmamak kaydıyla ana sözleşmelere hüküm konulabilir, serbestçe yeniden düzenlenebilir. Örnek veya eski adıyla tip sözleşmeler muhatap kuruluşlar için yol gösterici niteliktedir.

Buraya kadar da sorun yok, görünürde.

Acaba uygulaması nasıl?

Örneğin, aynı köyde ikamet eden çiftçi arkadaşlar bir araya gelerek tarımsal kalkınma kooperatifi kurmaya karar verse; içlerinden eli kalem tutan bu işlere meraklı biri de kendi ihtiyaç ve özelliklerine uygun ve Kanun’un emredici hükümlerine de aykırı olmayan bir ana sözleşme hazırlayarak İl Tarım Müdürlüğü’nün kapısını çalsa acaba olur mu?

Kanunun lafzına göre olur, manasına göre de olur, lakin iş uygulamasına gelince kendimden biliyorum yorulmayın, olmaz.

Teoride olmaz değil, pratikte olmaz. Hiçbir yasal zorunluluğu bulunmamasına rağmen, kuracağınız tarımsal kalkınma kooperatifi için bakanlığın hazırladığı örnek ana sözleşmeye kelimesi kelimesine uymanız zımnen istenir. Kooperatif kurucu iradesi olarak matbu ana sözleşmeye katkınız sadece size bırakılan boşlukları doldurmakla sınırlandırılmıştır.

Yasal dayanaktan yoksun bu uygulamayla, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nda “örnek” tabiri ile geçen, yol gösterici ya da kılavuz mahiyette hazırlanması gereken ana sözleşmeler, en azından kuruluş aşamasındaki kooperatifler için zorunlu tutulmuştur.

Şimdi tam da burada bir durup düşünelim. Hatta empati yaparak olumlu tarafından konuya yaklaşalım. İdare uygulamayı bu şekilde yapmayı tercih ediyor, çünkü;
  • Aynı tür tarımsal kooperatiflerin aynı ana sözleşmeyle bağlı olması idareye hem kuruluşta, hem işleyişte, hem de denetimlerde büyük bir kolaylık ve eşgüdüm sağlıyor.
  • Bu uygulama kuruluş aşamasındaki tarımsal kooperatiflere sadece mevzuat anlamında bir hizmetle sınırlı kalmıyor, aynı zamanda kooperatif ortakları için en ideal ve en güncel ana sözleşme örneğini sunarak kooperatifin işleyişine katkıda bulunuyor.
Belki niyet anlamında başlangıçta her ikisi de geçerliydi ama uygulamanın akıbeti maalesef öyle olmadı.

İdare için kendi görev ve sorumlulukları açısından düşünüldüğünde belki pozitif bir takım katkıları olmuş olabilir. Ama tarımsal amaçlı kooperatiflerin ve ortaklarının bu uygulamadan menfaati değil bilakis somut zararı söz konusudur.

Örnek bir ana sözleşmeyle konuyu açacağız.


Sayı itibariyle en geniş ve kapsamlı olan kooperatif örneğini seçtik. Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Ana sözleşmesi üzerinde konuya devam edeceğiz.



Sözleşme özgür devletin temelidir.
James Madison
Görseller:
Arşiv.

 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.