Tarımsal Kooperatiflerin Gelişimi - 13

Yazar: Tahsin Ayhan

Şu “Sosyal Sermaye” dedikleri!

Kooperatifçiliğin olmazsa olmazlarından biri. Peki ama ne demek, neden daha önce çokça adını duymadık ya da tanıdığımız zaten bildiğimiz bir “Şey” yeni bir ad mı almış?

Tanımına baktığımızda işler iyice karışıyor, çünkü üzerinde uzlaşılan net bir tanımı yok.

Sosyal sermaye kavramı, sosyal bir değer olan toplumsal güven düzeyi ile ekonomik bir kavram olan sermaye kelimelerinin bir araya gelmesiyle oluşan ve daha çok ekonomik değer ifade eden yeni bir kavram. Bu tanımda yer alan 'Sermaye' kavramından, alışagelmişin dışında objektif ölçülerle değeri tespit edilebilen maddi kavramlardan ziyade varlığıyla fayda ve fark yaratan, objektif ölçülerle değeri ve katkısı ölçülemeyen soyut varlıklar kast edilmekte.

Başka bir tanıma bakalım.

Sosyal sermaye, bireylerin, toplumun resmi ve sivil kurumları arasında üyelik yoluyla fayda sağlama kapasitesi ve yeteneğidir.

Bu tanım 'Sosyal Sermaye' konusunda iki gerek şartı da beraberinde istiyor: Kapasite ve yetenek.

Bir başkası;

Sosyal sermaye insanlar arasındaki aktif ilişkilerle, insan ağlarını ve gruplarını birbirine bağlayan ve işbirliğine ortam hazırlayan güven, karşılıklı anlayış, ortak değerler ve davranışlardan oluşmaktadır.

Bir diğer tanıma göre de sosyal sermaye, belirli yeteneklere haiz olan insanların bir arada hareket edebilmesi için gerekli olan ağlar ve normların varlığında meydana çıkmaktadır.
 
Yapılan tanımlarda güven, norm ve kavramları ön plana çıkıyor. Kapasite ve yetenek bu kavramlarda aranılıyor.

Sosyal sermaye kavramı sadece kooperatifçiliğin konusu değil tabii ki. Yapılan tanımlamaları “kooperatif ortaklarını aktif ilişkilerle birbirine bağlayan ve işbirliğine ortam hazırlayan güven, karşılıklı anlayış, ortak değerler ve davranışlar” olarak uyarlarsak kooperatifçilik açısından önemi ve değeri daha iyi anlaşılacaktır.

Yani özetle demek istiyorlar ki;

“Arkadaş! Kooperatifin başarısı için, faaliyetine devam edebilmesi için kooperatif ortağı olarak senin de yapman gereken şeyler var. İyi niyetli olacaksın, diğer ortaklarla güven ve anlayış temelli ilişkilerin olacak, ben değil biz olgusunu öne çıkaracaksın, şahsi çıkarların ve anlık kazançların uğruna kooperatif ortaklarının aleyhine ve kooperatifçilik ruhuna aykırı işlere girmeyeceksin.”

Sosyal sermaye kavramı ile akademik lisanla anlatılmak istenen bu aslında.

Tanımı tamam. Gerisine bakalım. “Güven” kavramına mesela, ülke olarak ne durumdayız?

Geçen yazılarımızda belirtmiştik. Türkiye’de insanlara güvenirim diyenlerin oranı sadece %6. Kooperatifçiliğin gelişim gösterdiği ülkelere baktığımızda fark çok belirgin. Kanada %55, Norveç %65, Çin %55, Almanya %40, Japonya %39. Bize yakın oranlarda yani “insanların birbirine düşük düzeyde güvendiği ülkeler” statüsünde Gana ve Peru gibi ülkelerle aynı seviyelerdeyiz.

Tam olarak oranı veremeyeceğim ama trafikteki halimize baktığımızda “karşılıklı anlayış” konusunda da üst sıralarda olmadığımızı söyleyebilirim.

Tabii bu kavramların ülkemizde neden istenen seviyede olmadığı ya da düşük oranların açıklamaları sosyolojinin konusu; yazımda bunlara girmeyeceğim. Ama ortada bir gerçek, bir somut durum, bir tespit söz konusu. Bu mevcut şartlarda tarımsal kooperatifler ne yapmalı, sosyal sermaye kapasitesi nasıl yükseltilebilir? Bizim yapabileceğimiz sosyoloji boyutundan ziyade konuya tamamen duygusal(!) açıdan bakmak olacak.
 
Kooperatif ortağının cebi bu konuda belirleyici faktör. Eğer tarımsal kooperatifin ortağı kooperatifin faaliyetleri sonucunda yüzünü güldüren tatminkar bir kazanç elde ediyorsa sosyal sermaye boyutunda da artan bir performans göstermesi hiç de şaşırtıcı olmaz.

Burada da üst örgütlenmenin önemi tekrar gündeme geliyor.

Örneğimize dönelim. Zeytin Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifine...

Kooperatifin ortaklarının zeytinini alarak sıkan ve kooperatif markası altında satışını gerçekleştiren bu işletmemizin ortaklarına daha fazla gelir dağıtabilmesi için bir taraftan üretim maliyetlerini düşürmesi diğer taraftan ürünlerini daha yüksek fiyatlarla pazarlayabilmesi gereklidir. Her iki hedef de üst örgütlenme ile başarılabilir. Teknolojik imkanların, hammadde ve yardımcı malzemelerin üst örgüt üzerinden uygun şartlarda tedarik edilebilmesi maliyet boyutunda avantajlar sağlarken, yurtiçi ve yurtdışı piyasalardaki nihai tüketicilere ürünün yüksek fiyatla pazarlanabilmesi ve bu süreçte olabildiğince az aracı kullanılması ile de brüt satış kar maksimizasyonu sağlanmış olur. Dönem sonu elde edilen müsbet gelir gider farkının fazlalığı da kooperatif ortaklarının kazançlarına yansıyacaktır. Kooperatif ortağının emeğinin karşılığını aldığı, ürününün değerini bulduğu kısaca yüzünün ve cebinin güldüğü bir ortam aynı zamanda iyi niyet, güven, anlayış, sadakat ve benzeri norm ve davranışların da gelişmesi için uygun ortamlardır. Kooperatif ortağı güzel işleyen, yüksek gelir elde ettiği, maddi ve manevi olarak tatmin olduğu bu dişlinin işlemesi için üzerine düşeni yapmak konusunda herhangi bir dış motivasyona gerek kalmadan pozitif norm ve davranışlar geliştirebilir.

İşleyen bu sistemin bir şekilde dışında kalmasının doğuracağı zararın farkındalığıyla kooperatifin zararına ve kooperatifçilik anlayışına aykırı bir davranışta bulunmaktan kaçınır. Kısa vadede elde edeceği olası fiktif bir karın uzun vadeli sonuçlarını hesap ederek duygusal açıdan konumlanması gereken yeri daha doğru tespit eder. Sadece kendi için değil diğer kooperatif ortakları için de aynı normların oluşmasına çabalar, çünkü ben değil biz vardır, işleyen çarktaki her dişli önemidir, uyum ve eşgüdüm içerisinde hareket etmek gereklidir.

Burada verdiğimiz örnekten yola çıkarak tarımsal amaçlı birim kooperatiflerde sosyal sermaye olgusunun gelişimi için illa ki üst örgütlenme olmalıdır demek tabii ki doğru değildir. Üst örgütleme yapılmadan da sosyal sermayeyi arttırmak mümkündür. Sosyal sermaye konusunda örnek gösterebilecek nice kooperatif örneğimiz var ki üst örgütlenme yapmadan da bunu başarabilmişler. Üst örgütlenme bu konuda belki biraz daha ivme sağlayıcı veya katalizör unsur dersek yanlış bir değerlendirme olmaz. Ama gözlem ve tecrübelerle sabit olan bir şey var ki üst örgütlenme olsun ya da olmasın sosyal sermaye konusunda örnek olabilecek bir tarımsal kooperatiften bahsediyorsak orada kooperatifin dişlileri işliyor ve ortakların yüzleri gülüyordur.

Yönetim, denetim ve sosyal sermaye konularını ve sorunlarını üst örgütlenme başlığı altında çözüm önerilerimizle beraber ele alarak üst örgütlenmenin gereğini ve önemini tarımsal amaçlı kooperatifçilik boyutunda ayrıntılı olarak açıklayabildiğimi düşünüyorum. Üst örgütlenmenin tarımsal kooperatifçilikte karşılığının teorik kitap cümleleriyle değil de pratik hayat örnekleriyle anlaşılabilmesi ve algılanabilmesinin çok ama çok önemli olduğuna inanıyorum. Bu suretle konuya ve soruna doğru yaklaşır, doğru analiz eder ve doğru çözümleri sunabilirsiniz.
 
Tabii her şeyden önce konuya bakış açısı önemli.

Tarımsal kooperatifçiliğe önem ve değer vermek demek aynı zamanda Tarıma önem ve değer vermek demek, ya da bunu tersten okuyabiliriz. Tarımsal bir kalkınma veya katma değerli üretim hamlesinin tarımsal kooperatifçiliği göz ardı edilerek başarılması mümkün değil. Dolayısıyla tarımsal kooperatifçiliğin sorunlarına bakış açısında ve yaklaşımında da siyasal iktidarların tarım politikaları belirleyici olmaktadır.

Şahsımın(!) tarıma ve tarımsal amaçlı kooperatifçiliğe bakış açısı artık belli olduğu için üst örgütlenme sorunu hakkındaki çözüm önerilerimin de bu perspektifle değerlendirilmesi uygun olacaktır.
 
Ne yapılabilir?
 
Görseller:
  1. İzgören Akademi
  2. AİMSAD Dergisi

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.