Yoksa Siz Organik Misiniz?

Yazar: Aşçı Fok Nurdan Çakır Tezgin
 
Yerel semt pazarlarını gezme merakım nedeniyle şehirli üreticilerle ve kırsaldan gelen köylülerle sohbetim hiç bitmez. Şimdilerde pandemi nedeniyle muhabbetleri kısa tutsam da şahsım için pazar yerleri gündelik yaşamın nabzıdır. Semt pazarlarının hengâmesi içinde doğru ve güvenilir gıdaya ulaşmak gerçekten zor. Epeyce bir cambazlık gerektiriyor. Satıcının dürüstlüğünü sınamak da zaman istiyor. Her söylediği tutarlı verilere uyuyor mu, mevsiminde olmayan sera üretimi satıyor mu, satıyorsa nasıl bir hikâye anlatıyor? Organik sözcüğünü kullanıyor mu? Organikten ve doğal gübreden ne anladığını sorunca verdiği yanıt sizi tatmin ediyor mu gibi onlarca soru peş peşe sıralanıyor...

Günümüz koşullarında köylü, şehirli, çiftlik sahibi, tüccar fark etmiyor hepsinin derdi olabildiğince yüksek maddi getiri elde etmek. Kimin derdi değil ki?

Parası yetmediği için bahçesindeki sebze meyveye ilaç atamayan küçük üreticileri konu edemiyoruz zira bu kesim devede kulak misali azınlıktalar. Olanlar da kasabalara kadar anca ulaştırabiliyorlar ürünlerini. Ya da biraz işi bilenler şimdilerde kurulmaya başlanan küçük yerel üretici pazarlarına getiriyorlar yetiştirdiklerini. Bunun yanı sıra merada otlayan hayvanın gübresini kullanıp, sirke, ot çöp sularıyla ilaçlama yapan, permakültür (malçlama, kompost, toprak, tohum su kullanımı) tohum bilgisine sahip bilinçli üreticiler de genele yayılamayacak kadar pek azlar. Atadan görme eski yerel tarım modelleri sadece bir avuç idealist yetiştiricinin derdi. Onlar da seslerini duyuracak güçte olmasalar yaptıkları üretimlerden hiç haberimiz olmayacak. Neyse ki sosyal iletişim araçları sayesinde tamamen doğal tarım yapan bu insanları tanır olduk. Çoğalmaları dileğimiz olsun, lakin endüstride ağır sanayinin şaha kalkmış ilerleyişi ilaçsız doğal dediğimiz üretimi giderek dar alanlara sıkıştırıyor.

Yüksek maddi getirinin ön koşula indirgendiği üretim şekli ister sertifikalı organik üretim olsun, ister kimyasal zararlı ilaç bombardımanına tutulmuş sanayi üretimi olsun her iki durumda da ticaretin varlığı kaçınılmazdır. Ve günümüzde ticaret yapmanın her (!) türlüsü özgürlük olarak tanımlanıyor. Bunlar yaşamın dinamikleri, ne var ki sağlığı dinamitleme riski işin içine karışınca durum değişiyor.

Sağlıklı üretim olarak karşımıza çıkan organik sertifikalı üretim şekli pek çok insanın kurtarıcısı gibi görünüyor. Özellikle şehirlinin ulaşabildiği marketlere girebilen organik yiyecekler ve tabi organik etiketli giysi ve kullanım eşyaları satın alanların içine bir nebze de olsa su serpiyor. Ulaşabildiği kolaylığın sağlık ölçütüyle doğru orantıda olup olmaması başka bir konu... 

Günümüzde sistemin işlerliği sertifikasyon üzerinden değerlendiriliyor. Kurallarınızın güçlülüğü kadar varsınız. Kuralları esnetmek gibi bir rahatlığımız olsa da kural koyucu en iyisini bilir, biliyor!

Slow Food hareketi kurallarına göre gıdanın yetiştirilme şekli kadar yetiştiği bölgenin de sorgulanması pek çok argümanı sorgulamamıza önayak oluyor.  Her ne kadar Slow Food yaptırımları azınlık çalışmaları gibi algılansa da, tüketici demiyorum satın alıcı kişiler tarafında kendine bir yer edindiği için emsal olarak gösteriliyor. Evet, SF kural ve ilkeleri olan iyi, temiz ve adil gıda felsefesi insan yararına bir felsefedir. Gıdanın yetiştiği yer ile besin olarak kullanılacağı yerdeki insanlar arasına 40 kilometrelik bir mesafeyi uygun bulur. Yani seyahat etmiş gıdaya iyi gözle bakmaz. Ve bununla birlikte temiz hava, temiz toprak ve suyu şart koşar.

Demem o ki; siz istediğiniz sertifikayla istediğiniz organik tarımı yapın, eğer ki çevrenizde bacası zehir saçan sanayi kuruluşları varsa, siyanür sularının zehirlediği akarsu ve yer altı kaynakları varsa otur sıfır! Siz istediğiniz kadar iyi tarım diye tutturun, istediğiniz kadar organik denilen ilaçlarla organikçi şirketlerin mevzuatına uygun tarım yapın çevresel faktörler uygun değilse, komşunuz Marslıysa olmaz, olmuyor.

Ayrıca, organik ilaçların masumiyeti konusunda neredeyiz bu da apayrı bir konu. İlla ki adı ilaç olan seri ilaçlamaya dayalı ürün yetiştirme işi söz konusuysa buna reçeteli ve de diplomalı tarım demek uygun düşecektir. Gençler arasında şakalaşma şekline dönüşen “ yoksa siz organik misiniz acaba” repliği eminim herkeste farklı çağrışım yapıyor. Tanımında bile ortak bir uzlaşıya varamadığımız “organik” sözcüğü, bizleri her koşulda sofrada birleştirebiliyorsa besbelli ki kimin ne anladığının çok da önemi yok!  

Ekonomik krizin pandemi korkusuyla kol kola gezdiği bugünlerde gıdanın sertifikasına kafa yormak, kundaktaki bebeğe bale yapmayı öğretmek gibi tuhaf bir şey herhalde. Şu pandemi patırtısından sağ salim çıkmak kısmet olursa, bizleri iyilikler bekliyor olsun…  
 
Görseller:
Yazara aittir, izinsiz kullanılamaz.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.