HAYVAN REFAHI ÜZERİNE

İnsanların diğer canlılardan en büyük farkı nedir?  Düşünmek, tasarlamak, iletişim, alet kullanmak gibi insana özgü olduğu iddia edilen pek çok özelliğin bugün diğer pek çok canlıda da görüldüğü biliniyor. Belki de uyum sağlama amacıyla tümünden yararlanmasıdır insanın ayırıcı özelliği. Tüm bu unsurları birleştiren insan uyum sağlayabilmek adına doğal olmayan olanaklar üretebilmekte ve doğal çevresini değiştirebilecek tasarımlar yapabilmektedir.

İnsanlar önceleri avcı veya toplayıcı topluluklar halinde yaşıyorlardı. Hatta bolluk döneminde toplayıcı olan toplumlar, kıtlık döneminde avcılık yaparlardı. Bu gün Orta, Güney Afrika, Güney Amerika ve Avustralya’da halen bu tip ilkel toplulukların yaşadığına şahit olunabilmektedir. Muhtemelen bu durumun ana nedeni bu bölgelerde bu tip yaşamı destekleyebilecek beslenme ve korunma olanaklarının sürmesidir. Oysa özellikle otuzuncu paralelin kuzeyinde kalan karaların geniş alanlara yayılması daha fazla kurak alanların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yani insanın bu alanlarda yaşama olanakları kısıtlanmıştır.

İnsanlar kıtlık karşısında bitki ve hayvanları çoğaltmaya ve diğer canlılardan korumaya başlamıştır. Zamanla bitki ve hayvanların yetişme koşullarını taklit etmek, seleksiyon yoluyla aranan verim yönünü geliştirmek için girişilen faaliyetler ile tarım bir kültür haline gelmiştir. İnsanın yiyeceğini kendi üretebilmesi ile doğa koşullarına göre şekillenen insan nüfusu hızla artmaya başlamıştır. Yapılan araştırmalar insanların sekiz bin yıl önce Neolitik çağda tarımsal faaliyetlere başladıklarını göstermektedir. Yapılan araştırmalar insan nüfusunun dönemin başında iki ile beş milyon arasında olduğunu gösterir. İki milyon yılda, alet kullanabilen insan bir kaç milyon nüfusa sahipken, Miladi takvimin başlangıç yılında, yalnızca sekiz bin yılda nüfus yüz milyon civarına ulaşmıştır.

Tarımsal faaliyetler sayesinde yiyecek kaynaklarının peşinde göçebe olarak yaşayan insan toplulukları yerleşik düzene geçmiş, mülkiyet ilişkileri ortaya çıkmıştır. Küçük gruplar halinde yaşayan insan toplulukları büyük yerleşimlerde bir araya gelmeye başlamış, topluluk düzeninden toplumsal düzene geçilmiştir. İnsanın yaşam kalitesindeki artış ile 25 civarında olan ortalama yaşam süresi 40 yaş civarına yükselmiştir ve insanın daha fazla refah arayışı da başlamıştır. Bu aynı zamanda insanın çevresiyle mücadelesinin de başlangıcıdır. İnsanlar için iyi haber, insanın yerleşim için seçtiği yerlerde yaşayan diğer canlılar için kötü haberdi. İnsan için koşulların düzeltilmesi diğer canlıların yaşam koşullarını olumsuz etkilemektedir.

İnsanlar giderek doğa koşullarının elverişsizliği ile baş edebilme konusunda öğrendiklerini diğer insanlara hatta diğer toplumlara aktarabilecek iletişim olanaklarını yaratmaya başladı. Bunun sonucu insanın doğa ile arasında giderek artan bir mesafe ortaya çıkmaya başladı. Toplumda sosyal olarak farklı kesimlerin, sınıfların ortaya çıkışı ile insanlar arasında da farklı yaşam olanakları ortaya çıktı. İnsan giderek artan bir refahı aramaya başladı. Kimi sahip olduklarının daha iyisini ararken, kimi başkasının sahip olduklarının peşindeydi.

İnsan Refahı Sorunu

Sanayi toplumunun ortaya çıkışı ile özellikle güçlü devletlerde refah toplumsal olarak aranmaya başlandı. Tüketim konusunda sınırsız iştaha sahip toplumların ortaya çıkmasıyla sonuçlandı. Bu sınırsız iştahı doyurmak için daha yoğun, daha çok girdi kullanımıyla ve üretilen canlının yaşam istekleri minimize edilerek yapılan üretim giderek hayvansal üretimi de endüstriyel bir hale getirdi. İnsanın karşısında her şeyi insana bağlı olan ve tepkisini dışa vurma olanağından yoksun olan hayvanlar adeta birer makine gibi daha az tüketip, daha çok üretebilecek koşullarda yaşamaya zorlanıyor; tavuklar kafeslere, sığırlar padoklara hapsediliyordu. Bazı insanlar hayvanlara bu şekilde muamele etmenin yanlış olduğunu  ileri sürerek, hayvan refahı kavramını geliştirdiler ve çoğunluk buna güldü; ‘İnsan refahını hâllettik de…” Gerçekten komik değil mi? Peki insan refahı sorunu çözülebilir mi? Modern insan sürekli refahın peşinde koşuyor. Daha büyük evlerde yaşamak, daha fazla eşya sahibi olmak,  daha yeni, daha güzel, daha…

İktisat bilimi bize insan ihtiyaçlarının sınırsız olduğunu söyler. Yani bu gün için ortalama 70 Kg ağırlığı, 1,70 boyu, 70 yıl yaşam süresi belli olan insanın ihtiyaçlarının bir sınırı yoktur. Ancak iktisat dahi dünya üzerindeki kaynakların sınırlı olduğunu söyler. Bu sınırlı kaynakların tümünü insan kullanıma açabiliriz bazı iktisatçılara göre. Yani insanlar yaşayabilir, doğa olmasa da, bitkiler olmasa da, hayvanlar olmasa da, böcekler olmasa da.

Mesela hap şeklinde gıdalardan bahsediyorlar. Hatta nasılsa buna katılan doğa bilimleri, sağlık bilimleri mensupları da var. Peki lifler, karbonhidratlar, tam olarak vücutta işlevini bilmediğimiz enzimler, hormonlar, vb. bir hapa sığdırabilir mi? Mesela insanın metabolik ihtiyaçlarını bu haplar nasıl karşılayacak? Ya da vücudumuzdaki yararlı canlılar bu haplarla yaşayabilecek mi? Büyüme çağındaki bir çocuğun ihtiyaçlarını hangi hap ve nasıl karşılar?

İnsan ihtiyaçları sınırsız ise, insan daha güzelini, daha iyisini, daha büyüğünü, hep dahasını arayacaksa… Gerçekten çözülebilir mi? Üstelik kaynakların kıtlığı ortadayken; siz daha yenisini aldığınız zaman muhtemelen daha yenisi piyasaya çıkmak üzere ise, aldığınızın bir üst modelini komşunuz almışken, hele bir de kredi kartınız varsa neden almayacaksınız ki?!

İnsan, refahı için her gün sabahın kör saatinde sıcak yatağını terk edip, trafik çilesine katlanıp, köle gibi çalışmayı göze alabilecek tek canlıdır. Hatta refah o kadar önemlidir ki sadece misafir geldiğinde üstünde oturulabilen lüks eşyalarımız, pahalı yemek takımlarımız vardır. Ampul değiştirmeye elektrikçi, musluk contasını yenilemeye tesisatçı çağıran insanların matkapları, şarjlı tornavidaları, lokma takımları olması elzemdir. Kitap okumayan insanların gösterişli kütüphanelerinde ciltlerine dokunulmamış kitaplar, karıştırılmamış ansiklopediler rafları doldurabilir. İhtiyaçlarımız sınırsız ya…

Havuç sopa siyasetini duymuşsunuzdur. Sopa deyince ne anlamak gerektiğini sanırım bilmeyeniniz yoktur. Belki havucu anlatmak gerek. Şiddete karşı (!) olan deve sahiplerinin başvurduğu yöntemdir. Devenin sırtına binersiniz. Bir sopanın ucuna havuç bağlar, devenin önüne uzatırsınız. Deve koşar da koşar... Ama havuca yetişmesi mümkün değildir. Ben de saçmaladım galiba şimdi… Ne alakası var ki deve ile insan refahının…
 
Peki, hayvan refahı?

Hayvan refahı hayvanın ihtiyaçlarının doğal yaşamına uygun bir şekilde karşılanmasına ilişkin bir kavramdır. Yetiştiriciliği yapılan hayvanların doğal yaşam biçimleri, özgün davranışlarına uygun barınak koşullarında ve hayvanın fizyolojik, biyolojik ve psikolojik bütünlüğünü bozmadan beslenme, ihtiyaçlarının karşılanması, üretim faaliyetlerinin hayvanın sağlığını bozmayacak, hareketlerini kısıtlamayacak şekilde gerçekleştirilmesini sağlamayı hedefleyen hayvansal üretim anlayışıdır.

Hayvan refahı insan refahı gibi ucu belirsiz bir kavram değildir. Dört başlık bir hayvan ailesi için 150 metre kare alan, çeşit çeşit eşyalar yoktur. Mesela salona deri koltuklar koymazsınız. Yataklık olarak saman kullanabilirsiniz. Deri koltuk mu dedim. Düşünseniz hayvanları kendi türlerinden hayvanların derileriyle yapılmış eşyalarla karşı karşıya bırakmak...

Mesela hayvan refahı açısından en geniş olanakları sağlayan organik tarımda inek başına dört metrekare iç alan ve otlak hariç üç metrekare her an ulaşabileceği gezinti alanı olması istenir. Barınakların serbest sistem, korunaklı, kolay temizlenebilir, hayvanın toprakla temasını önlemeyen, havalandırma olanakları yeterli, folluk, tünek gibi hayvanların özgün ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde inşa edilmesi gerekir. Organik tarım mevzuatına uygun ve temiz yem ile içme suyu niteliğindeki suya, ruminantların (sığır, koyun, keçi) çayır – meralara ulaşımın kolay olması, ter bezleri olmayan kanatlılar için gezinti alanlarında gölgeliklerin yapılması gibi önlemler alınmalıdır.

Hayvan refahı yalnızca üretim değil yetiştiricilik, canlı hayvan ticareti, hayvan nakliyesi, kesim, pet, binek, taşıma, gösteri, yarış, deney ve analiz amaçlı hayvan üretim ve kullanımında da kendini göstermektedir. Hatta sokak hayvanlarının da yaşam ortamlarında çeşitli önlemlerle yaşamlarını sürdürmelerini önerir.
 
Hayvan refahı hayvansal ürünlerin kalitesine de etkileri vardır. Hayvanların doğalarına aykırı koşullarda yaşamasının sağlıklarını bozduğu, hayvansal ürünlerde sorunlara yol açtığı anlaşılmaktadır. Et, süt ve yumurtada karşılaşılan antibiyotik, stres sonucu hayvanların bağışıklık sisteminin gerilemesi hatta çökmesi ile ilişkilidir. Doğalarına aykırı koşullarda, egzersiz yapmadan fazla üretime zorlanan hayvanlarda ortaya çıkan stres hayvan sağlığını bozmaktadır. Sıkışık ortamda hastalıkların bulaşma riski arttığından, antibiyotikler yem katkı maddesi gibi hayvanlara sürekli verilmektedir. Antibiyotikli ürünlerle beslenmek insanlarda sağlık sorunları yaratır. Aynı zamanda insan vücudundaki hastalık etmenlerinin antibiyotiklere dayanıklılık kazanmasının önünü de açar.

Ya da stres sonucu ürünlerdeki bazı enzim ve proteinlerin bozulduğu, özellikle pişirme esnasında bozulan maddelerin üründeki sağlıklı besin maddelerine olumsuz etkilerde bulunduğuna ilişkin bulgular vardır. Hayvanların stresle başa çıkmak için ürettiği hormon ve enzimlerin de ürünlerine geçtiği, bu tür maddelerin insanlarda duygu durum bozukluğu riskini arttırdığı gözlemlenmiştir.

Toprakla doğrudan temas etmeyen, doğal beslenme olanaklarından yararlanamayan hayvanlardan elde edilen ürünlerde bazı maddelerin eksik olduğuna dair bulgular da dikkat çekmektedir. Son dönemde yumurta raflarında yer alan ‘selenyumlu yumurta’ etiketini görmüşsünüzdür. Doğal olarak eşinme olanağı bulan bir tavuğun yumurtasında bulunması gereken bir maddedir. Eksikliğinde uyku bozukluklarından hiper aktiviteye kadar pek çok probleme neden olabilmektedir. Hamile beslenmesinde selenyum zihinsel sağlık sorunlarının önlenmesinde önem taşımaktadır. Yine zihinsel engelli çocukların beslenmesinde de selenyumlu yumurtanın çocukların uyum ve eğitim güçlüğü sorunlarını azalttığı araştırma sonuçlarında yer almaktadır.
 
Doğanın Karşısında İnsan

İnsan doğayı alt edebileceğine inandırılmıştır. Doğanın yerine teknolojiyi, suni kimyasal maddeleri koyabileceğini düşünür. Bu savunuların alt yapısı bazı iktisatçılardan gelmektedir. İktisat, deneylere değil, gözlemlere ve istatistiklere dayanır. Pozitif değil, kuramsal bir bilimdir. Yalnızca ekonomik kurum, ilişki ve faaliyetleri inceleyerek tüm dünyayı açıklamak mümkün değildir. Buradan yola çıkıldığında, insanın doğa üzerindeki egemenliğinin sınırsız olması gerektiği sonucuna varılabilir. Sonsuz büyümeye inanan bazı iktisatçıların doğa ve canlılar üzerine keskin sözler söyleyebilmeleri normaldir.  Siz iktisat üzerine söz söylemeye kalktığınızda aynı iktisatçıların tepkileri sert olmaktadır.

Oysa doğa bilimleri ile ilgili alanlarda çalışanlar ancak bilimsel olarak doğrulayabildikleri gerçeklerden bahseder. Bu alanlarda yapılan çalışmalar insanın doğanın bir parçası olduğunu göstermektedir. İnsan var olmadan önce varlığını sürdüren doğanın karşısında, doğanın bir parçası olan insanın verdiği mücadele ise bataklıkta debelenmek gibidir. Bu bataklığın insan tarafından doğayla baş etmek adına üretilmiş olması ise ayrı bir ironidir.

Ekolojik dengenin insan faaliyetleri sonucu bozulmasıyla, kendi yaşamını mahveden sorunlarla karşı karşıya kalır insan. Doğa, insanın yarattığı her boşluğu dolduracaktır. Doğada yok ettiğimiz her bir türün yerini dolduracak canlılar vardır. Ancak bu canlılar genelde biyolojik ve kimyasal birer silah gibidir. Adaptasyon yetenekleri gelişmiş, insana ve diğer canlılara zarar verme kapasiteleri yüksek canlılardır. İyi gizlenir, hızlı ürer ve geliştirdiğiniz mücadele yöntemlerine direnç geliştirirler. Fareler, hamam böcekleri, HIV, Ebola, Grip virüsleri vb. bu tür canlılardır. Bitki ve hayvan üretimindeki hastalık ve zararlılar da hayatta kalma stratejileri açısından başarılı canlılardır. Hastalık zararlı etmenlerini kontrol eden canlılar ise doğa ile mücadelemizin eseri olarak doğada azalmaktadır.

İnsan ihtiyaçlarının sınırsızlığı, insanın doğa olmadan yaşaması, insanın ekonomik kararlarının rasyonelliği iddiaları, bazı iktisatçıların kapitalist ekonomiye odaklanmasından kaynaklı ideolojik algılardır. İnsanın yeterli refaha sahip olmadığı düşüncesi de…

Doğadan kopan insan daha büyük şehirlerde sosyal ilişkilerden de uzaklaşmaktadır. İnsanın ortaya çıkan psikolojik boşluğu eşyalarla kurduğu ilişki ile gidermeye çalıştığına dair gözlemler vardır. Daha fazla ve daha değerli eşya sahibi olma hırsı belki de psikolojik boşluğun giderek büyüdüğünü gösteren bir olgudur.
Daha fazla, daha değerli eşya sahibi olmanın bir bedeli vardır. Daha fazla para kazanmak… Belki de daha fazla kazanmak için vazgeçilenler de beslemektedir insanın içindeki boşluk hissini. Daha kalitelisini, daha fazlasını, daha iyisini, daha yenisini aramanın bir sonu olabilir mi? Aldığınız her şey aldığınız andan itibaren eskimeye başlar ve kısa sürede de daha yenisi piyasaya sürülür. Artık ona yeni diyemezsiniz bile. İnsan refahı sonu gelmeyen ve insanı gönüllü köle haline getiren bir oyuna dönüşür.

Hayvan Refahı İnsan Refahının Alternatifi Değildir

Hayvan refahı yalnızca üretimi yapılan hayvanlar için değil, hayvansal ürünleri tüketen insanlar için de önemli bir kavramdır. Eşyaların daha yenisine, daha değerlisine para ayırabilen insan, gıdanın daha kalitelisine, daha değerlisine para ayıramıyorsa sorun maliyetlerde değil önceliklerdedir. Hayvan refahı için yapılan harcamaların getirdiği bir ek maliyet olduğu doğrudur. Bu ek maliyet endüstriyel üretimden kaynaklanan çevre kirliliği, sağlık sorunları, toplumsal sorunların yanında gerçekten önemsizdir.
Hayat kalitemizi, sağlığımızı doğrudan etkileyen hayvansal ürünleri üretirken hayvan refahı kurallarına uyduğumuzda gereksiz antibiyotik, kimyasal yem katkılarının kullanımı azalacaktır. Stres, yaralanma, hastalık gibi problemlerden kaynaklanan gıda sorunları azalacaktır. Hayvansal ürünlerde lezzet, koku ve hazımla ilgili sorunlar da azalacaktır. Doğal ürünlerle beslenme ve toprakla temas sonucu hayvansal ürünlerdeki olası eksik maddeler tamamlanacağından, bu maddelerin eksikliğinden kaynaklanan sorunlarda da azalma görülecektir.

Ancak tüm bunların ötesinde, hayvan refahının ahlaki ve vicdani yönü de unutulmamalıdır. Her türlü ürünlerinden yararlandığımız hayvanlar kendini savunma olanağından yoksundur. Tamamen esaret koşullarında yaşamını sürdüren, yaşamını sonlandırma hakkını kendimizde görebildiğimiz, yaşamını sürdürmek, üremek üzere ürettiği ürünlere el koyduğumuz canlılardan söz ediyoruz. Yetiştirdiğimiz hayvanları, adeta cezalandırır gibi olumsuz koşullarda yaşatma, doğal olmayan besinlerle besleme hakkını nasıl görmeye başladık kendimizde.  Bir canlıyı hareketsiz, doğasından uzak, toprağa temas hakkı tanımadan, dinlenme hakkı olmadan üretime zorlamanın gelişme olarak görülmesi ne kadar normal olabilir? Canlı bir varlığa saygı duymayanın insana saygı duyması nasıl beklenebilir? Peki, senin saygı duymadığın insanlar sana neden saygı duysun?

İnsanın refah arayışı ile giderek yükselen hırsları, umursamazlığı bulaşıcı bir hastalık gibidir. Siz başkalarını, hayvanları, çevreyi doğayı ne kadar umursuyorsanız, başkaları da sizi o kadar umursayacaktır. Hayatı hırslarımıza kurban olmaktan kurtarabiliriz. Önce birbirimize ve ürettiğimiz, ürünlerini tükettiğimiz canlılara saygı duymakla başlayabiliriz.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.