KALİTE YÖNETİM SİSTEMİ BELGELERİ GIDA GÜVENCESİ SAĞLIYOR MU?

Ülkemizde gıda işletmeleri genellikle geleneksel yöntemlerle üretim yapan küçük aile işletmeleri şeklinde yapılanmışlardır. Türkiye ekonomisinin büyük çoğunluğunu (Yaklaşık %99’unu) oluşturan kobi kuruluşları (küçük ve orta boy işletme) genellikle sözü edilen bu aile şirketleri olmaktadır. Türkiye’de gayri safi yurtiçi hasılanın % 28'ini oluşturan gıda sektörünün neredeyse tamamına yakını ‘kobi’lerden meydana gelmektedir (Anon, 2011).
İlerleyen yıllarda Türk mutfağının zenginliği ve bir tarım ülkesi olmamız gıda sektörünü Türkiye’de en gelişmiş sektörlerden birisi haline getirmiştir.  İhracatın artması, yasal mevzuatların değişimi, iş hacimlerinin büyümesi ise işletmeleri kurumsallaşmaya zorlamış ve bu gelişmelerin sonucunda da işletmeler Kalite Yönetim Sistemi Belge’leri alarak başarılarını taçlandırmaya başlamışlardır. Bu olumlu yönelime rağmen birçok firma açısından Kalite Yönetim Sistemleri’nin, kurumsallaşma yolunda çok önemli bir adım olduğu yeterince anlaşılamamıştır. Firmaları bu belgeleri almaya zorlayan en etkili faktörler hitap ettiği müşteri kitlesinin beklentileri ve söz konusu belgelere sahip olduktan sonra elde edecekleri şirket prestijidir.
 
Kalite Yönetim Sistemleri işletmelerde spesifik birer alana hitap etse de özünde ‘Toplam Kalite’yi yükseltmek amacıyla kullanılırlar. Kuşkusuz bu sistemlere zaman içinde yenileri eklenmekte ve mevcut olanlarda sürekli güncellenmektedir.
Dünyada çok fazla ilgi gören ve kullanılması halinde avantajları bir hayli fazla olan bu sistemlerin ülkemizdeki durumu ne yazık ki gelişmiş ülkelerle benzerlik taşımamaktadır. Ülkemizde kobi’lerin genel olarak kurumsal yapı anlayışlarına pek yatkın olmadığı söylenebilir. Aslında bunun temelinde bu sistemlerin kurulması ve işletilmesinde yapılan uygulama hatalarının da payı büyüktür. İşletmelere kurumsallaşma olgusu çok yanlış tanıtılmış ve söz konusu yönetim sistemlerinin kurulması aşamasında ticari bazı kaygılar sebebiyle uygulanan yanlışlıklar bütünü firmaların bu sistemlere bakış açılarını fazlasıyla olumsuz yönde etkilemiştir.
 
Sistem kurulumu kimi zaman amaçsız kullanılan dokümanlar kargaşası olarak kimi zaman da içi boş dosyalardan oluşan ve sadece bilgisayarların belli bir bölümünü işgal eden kullanışsız bir veri topluluğu olarak lanse edilmiştir. Bunun devamında hizmet niteliğinde olan sertifikalandırma aşamalarında da uygulanan yanlışlıklar dizini bunların tamamlayıcısı olmuştur. Aslında her aşama standartına uygun olarak gerçekleştirildiğinde, ne işletmeyi fazla yoran dokümantasyon, ne de haksız yere alınmış bir sertifika var olacaktır.
Toplumsal bilinçlenmeye bağlı olarak tüketicinin kullandığı markanın kalite sistem belgelerine sahip olmasını beklemesi, işletmelerde sistem kurulumu ihtiyacını doğursa da zaman içinde kimi firmalarda işlem amacından saparak parayla alınan belge haline dönüşmektedir. Bununla birlikte amacına uygun olarak kurulmuş sistem ve sertifikalandırma işlemleriyle, işletme var olan sistemini sürekli iyileştirmekte ve şirket giderek katma değer kazanmaktadır. Ancak işletmelerin çoğu yıllardır yapılan hatalı uygulamalar nedeniyle daha nitelikli düzeye gelecekleri inancını taşımamaktadır.
 
Ülkemizde Kalite Yönetim Sistemlerini bilinçli olarak kuran ve kullanan şirketler, gerçek anlamda kurumsallaşmayı amaç edinen şirketlerdir. Kurumsallaşmış ve vizyonu geniş olan şirketler bu sistemleri küresel ticaretteki önemi açısından kurarlarken, kurumsallaşmak isteyen şirketler ise verimliliği, güvenliği ve kaliteyi sağlama yolunda farkındalık kazandıkları için tercih etmektedirler. Küçük işletmeler ise Kalite Yönetim Sistemleri için yapılan harcamaları gereksiz masraflar olarak değerlendirmektedir. İşte bu noktada firmalara bu sistemlerin gerekliliklerinin ve getirilerinin doğru aktarılması, kazançlarının sadece kısa süre için değil uzun vadede olacağının vurgulanması, yani kısaca işletme sahiplerinin doğru bilinçlendirilmesinin önemi ortaya çıkmaktadır.
Türkiye’de haksız yere yapılan bu işlemler sebebiyle, sistem kurulumu sürecinde standartın gereklilikleri için kaynak ayırıp birçok külfete katlanan kuruluşlar, hiçbir zahmete girmeden daha az masrafla kendilerinden çok daha yetersiz firmaların aynı belgelere sahip olduklarını gördüklerinde sürece olan inançlarını kaybetmektedirler. Bunun devamında da ülkemizde giderek artan toplumsal bilinç nedeniyle kalite yönetim sistemi olan firmalar giderek güven kaybı yaşamaktadırlar. 
 
Özetle firma kalitesini ölçmede ‘Pahalı Bir A4 Kâğıdı’ işlevi gören bu belgeler gerek firma, gerekse tüketiciler gözünde değersizleşmektedir. Konuyla ilgili olarak bu durum 2. Gıda Güvenliği kongresi sonuç bildirgesinde de ele alınmıştır. Bildirgede, belgelendirme kuruluşlarının etik çalışmalarının sağlanması ve gerekli denetimlerin yapılmasının önemine dikkat çekilmiştir (Anon, 2010).
 
Belgeyi alan her firmanın konunun önemini kavraması gerekir. Sistem gereklilikleri tam anlamıyla sağlanarak alınan sertifikaların işletmelere; sürekli iyileşme, süreci daha iyiye götürüp devam ettirme zorunluluğu getirdiği unutulmamalıdır. Firma sistemle ilgili tüm kontrolleri yaparak olası riskleri kontrol altına almalıdır. Ama gerçekte durum böyle midir? Çarpıcı bir örnek olarak son zamanlarda gıda güvenliği konularında yetkili resmi kuruluşların yapmış olduğu denetimler sonucunda problemli olan üretici isimlerinin deşifre edilmesiyle; Kalite Yönetim Sistem belgelerine sahip olan bazı kuruluşların da bu liste içerisinde yer aldığı gerçeği ortaya çıkmıştır.
Sonuç olarak bu sistemleri kurmak ve yürütmek isteyen firmalara büyük sorumluluklar düşmektedir. Firma yetkilileri aldıkları belgelerin gerekliliklerini yerine getirmediklerinde o işletmede gıda güvenliğinden söz etmek de mümkün değildir.
 
Belge almak sadece belge alımı için sağlanan şartlar ile olmaz, önemli olan bu şartların devamlılık ve sabitliğini sağlayıp, oluşabilecek riskleri önlemektir. Sürekli iyileştirme süreci bu amacı gütmekte ve oluşturulmuş tüm kalite yönetim sistemleri de yapılan işlerin daha üst seviyeye gelmesi için hizmet vermektedir. Kuşkusuz burada yine firmanın bu konuda bilinçlenmesi önkoşuldur.
 
Kobi’lerimizin büyük bir çoğunluğu, Kalite Yönetim Sistemi belgelerini vurguladığımız gibi müşteri talebi nedeniyle temin etmekte ve bu belgeleri alırken kolay yolları seçerek alt yapı, personel yeterliliği ve sistem şartlarını yerine getirmediği için sürekliliği olmayan bir sistem kurulumu gerçekleşmektedir.
 
Bu sorun, sektör temsilcilerinin ve ilgili derneklerin kendilerine bağlı kobi’leri konuyla ilgili olarak bilinçlendirmesi ve eğitmesiyle çözümlenebilir. Bu doğrultuda eğitimin bir zincir olduğu benimsenmeli, şirket personelinin eğitimine gereken önem verilerek personel yeterliliklerinin tamamlanmaları sağlanmalıdır. Bununla birlikte alt yapı gereksinimlerinin de iyileşmeye yönelik olarak düzenlenmesi gerekmektedir. Ayrıca bu işin diğer ayağı olan belgelendirme kuruluşlarının, denetimlerini sıklaştırılması ile de bu aşamaların devamında gelen/ gelebilecek olumsuzluklar kontrol altına alınabilecektir.
 
Altını çizerek vurgulamak gerekir ki burada bu firmaların yeterlilik kazanmasına hak sağlayan ülkemizdeki yetkili resmi kurumlarla ilgili olarak bir yargı belirtmemekteyiz, ancak kontrollerin daha sık yapılması ve gittikçe artan bu haksız rekabetin önüne geçilmesi ivedilikle gerekmektedir.
 
Kaynaklar
 
Anon. 2010.  www.gida guvenligikongresi.org
Anon. 2011. Dünya Gazetesi/Güncellenme Tarihi: 05.12.2011

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.