MİGREN

 
Ben çekmedim ama tahmin edebiliyorum o ağrıyı. Kalbin her atışında gözlerin arkasında beynimizin içerisinde balyozla birisi çivi çakıyor sanki. Dur durak bilmeden almış balyozu vur ha vur.  Diyelim ki doktora gittiniz, zaten içerisi emin olun ki sizin gibi şikayetleri olanlarla dolmuştur. Neden hepiniz aynı zamanda gittiniz bilemezsiniz elbette. Ama emin olun ki hepiniz aynı anda aynı şikayetlerle kapısını çalmışınızdır doktorunuzun. O da alır sizi toplu terapiye ve nedenleri ile ilgili soruları sorar sizlere. Emin  olun  bu  sorulara  en  az  biriniz  veya  birkaçınız  aynı  anda  "Evet  yaptım,  yedim, içtim,  yattım,  kalktım"  gibi  cevaplar  vermişinizdir.  Nedir  bu  sorular  derseniz  hemen girelim bir siteye ve migrene neden olan şeylere bakalım biraz. Sorular arasında yer alanlar;  sakın  şaka  zannetmeyin  girin  bir  siteye  görün; 'Günlük  rutinde  değişiklik yaptınız  mı?',  'Kaygı  heyecan  şok  yaşadınız  mı?'...  Her  birimizin  normalde  yapacağı şeyler. En güzellerinden birisi de uyku ile ilgili. 'Az mı uyudun, çok mu?' Az uyusan da migren, çok uyusan da. Ne yapacak bu gariban hasta. Eh, bir de çay kahve seviyorsanız, yandınız. İçsen dert, içmesen dert. Çok içersen tetiklermiş, alışmış ve aniden kesmişsen de tetiklermiş. Ne yapacağım doktor diye bağırası geliyor insanın. En sağlam soru yine bayanlara yönelik. Adet dönemi ile ilgili. Hani benim de başka bir şeyle ilgilendiremeyeceğim. Ama çevre ile ilgili sorular zaten komedi. Hava değişimi geçirdin mi? Yüksek irtifa, gürültü, keskin koku, sigara dumanı titrek ışıklar, uzun bilgisayar... En güzeli de beslenme ile ilgili olanlar. Yeterli mi beslendin, az mı, çok mu? Suyu bile yeterli içsen dert fazla içsen dert. Hele çikolata... Ah o yok mu ah! Yesen  dert  yemesen  dert...  Yesen  al  sana  migren , yemesen  al  sana  şeker krizi, yine migren. İnsanın  içinden  alacan  o  çikolatayı  diye  başlayan  ve  buraya  yazılmayacak laflar geliyor. Alkol, peynir zaten komedi... İçsen dert, yesen dert. Uyku hapı, doğum  kontrol hapı, hormon tedavisi ilaçları her biri migreni tetiklermiş. Dedim ya o gün doktorun kapısını aşındıran kişilerden  biriyseniz  ve  de  doktor  bunları sizlere  sordu  ve  her biriniz en azından birine olumlu cevap verdiyseniz yandınız. Doktor mutlu ve sizlere bilmiş edaları ile "Gördünüz mü bakın sizlere sayıp duruyoruz işte nedenler; işte sizler ve işte bunlardan birini veya birkaçını yapanlar..."  İyi de doktorum bunlardan her biri bir insanın normalde yapacağı hal ve hareketler ne yapalım? Az mı çok mu uyuyalım, yiyelim  mi  yemeyelim  mi, içelim  mi  içmeyelim  mi? 
Doktor  neredeyse  nefes alma diyecek, eh o zaman da dertler bitecek zaten. Tüm  bunlar  boşuna  çıkmıyor  elbette.  Harvard  MIT’de  yapılan araştırmalara dayanıyor. Yani  orada  ne  bulsalar  tamam  işte  neden o  oluyor.  Bir  araştırma yapacaksanız yakışıklı bir yerde olmalısınız, albenisi olmalı. İsviçreli bilim adamları diye  başladınız  mı  gerisini  sorgulamaya  gerek  yok. İyi  de  kardeşim  bunların buldukları  nedenleri  alt  alta  koydun  mu  sana  yaşama  deniyor.  Yeme, içme, yatma, kalkma. Tek yapma diyemedikleri bayanların adet  dönemi. Ellerinden  gelse  onu  da engelleyecekler  ama  yapamıyorlar  bir  türlü.  İyi  de sayın  tıp  dünyası  bunca soru sorduğunuz, onu  yapma bunu yapma yeme içme dediğiniz insanların size  gelmeden önce tekil değil de her birinin tek ama tek ortak yanları vardı, neden onu sorgulamak aklınıza hiç gelmedi? Hepsi insan onu sorgulamıyoruz elbette ama her birinin insan olarak yaptıkları, hem de istemsiz yaptıkları bir şey  var. Nefes almak, solumak. Her biri size  gelmeden  soludu, hava aldı az veya çok ona da karışacak  haliniz  yok ama heyecan sorunuz neredeyse buna da karışacak. Heyecanlandın mı? Soluk alıp vermen arttı mı? Biliyorsunuz  ki  artsa  dert  artmasa  dert. Ne  cevap  verseniz  ötekini  yap diyecekler. Almıyorum nefes mefes deyip çıkası geliyor insanın doktordan. Yahu ben buraya  bir  başka  neden  daha  öğrenmek  için  değil  şu kafama  çiviyi çakan haini kafamdan atmaya geldim diye bağırasınız geliyor ama yapamıyorsunuz. Yapsanız bak sinirlendin ondan diyecekler. İyi de nasıl atacağım o kafamda çivi çakan namussuzu. Neyse ben de uzattıkça uzattım artık  konuya  geleyim. 
 
Dedim  ya  şikâyete  gelen hastaların  tek  ama  tek  bir  ortak  yanları  vardı,  o  da  solumak  diye.  İşte  benim uzmanlık alanım da o solunan hava. Hava var, hava var. Hava var, içinde sadece hava olan; hava var içinde hava ile beraber gelen toz toprak olan. İşte sizlerden çok ama çok özür dileyerek sizlere aktarmak istediğim haber de burada başlıyor. Biz Türk bilim insanları Gazi Hastanesi'nin naçizane basit laboratuvarlarında hayvan etiğine de uygun  yapılan fare deneylerinde ve de ağrı biliminin en saygın dergisi olan Cephalalgia Dergisi'nde de yayınlanan makalemizde de gösterdiğimiz şekilde migrenin nedenini bulduk. Al bir neden daha demeyin, sadece nedenini değil çaresini de bulduk. Sizin, benim anlayacağım şu:  Migrene  neden  olan  c-fos  genini  bulan  Prof. Dr. Hayrunisa Bolay Belen Hocamız'ın bu oluşumuna neden olan olayın Sahra tozlarından tetiklendiğini  bulduk.  Bu  gen  migren  ağrısının  öncesinin  öncesi.  Yani  sizi  rahatsız edecek olan ağrıyı daha oluşmadan önce ortadan kaldırmayı bulduk.  Dedim ya özür dileriz diye, biz sadece migreninize neden olan olayı değil çareyi de bulduk. Ne ilaç ne de başka bir şey... Sadece soluduğunuz havayı temizlemek. Zaten deneyleri yaparken izliyorduk farelerimizi. Onlar sizler için can vermeden önce deney kafeslerinde bir kesimi tertemiz diğeri ise sahra tozlu atmosferde tutuluyordu. Sahra tozlu olanda bir hareket bir telaşe. Sadece hava soluyanlar ise huzur içinde birbirlerine sokulmuş son  saatlerini  geçiriyorlardı.  Hüzünlü  elbette  ama  hayatın  acımasızlığı bunlar, hele  de  benim  için.  Neye efendim? Batılı  bilim  adamlarının  iznini  almadan boyumuzu  aşıp  yaptığımız  bu  deneyler  sonucunda  migrene  neden  olan  olayı  ve  de çaresini de bulduk. Migren ağrınız varsa hemen bir deney yapalım. Yurdun batısında oturuyorsanız  hemen  Şubat  başını  hatırlayın,  eminim  unutmamışsınızdır  o  ağrıyı derdi. 
Şu uydu görüntüsünde gördüğünüz Şubatın ilk iki günü bizi etkileyen Sahra tozu. İşte hava  var  hava  var  dememizin  nedeni... Aynı  günde  yurdun  batısında  oturanlar her nefes ile akciğerlerine tozlu hava çekerken diğer yerlerde oturanlar ise sadece hava aldılar. Hava almak tabiri de buradan geliyor olsa gerek. İçinde sadece hava olan hava aldılar ama ya  batıdakiler?  Bol  tozlu  hava... Biz  bilmiyoruz  ama  vücut mekanizması  bunları  biliyor  ve  hemen  koruma  mekanizmasını  çalıştırıyor.  İşte burnunuzun  içerisinde  mevcut  kıllar... Kaba  bir  filtre  önce  büyük  parçaları  tutmak lazım. Zaten burun şekli de ona  göre tasarlanmış harika yapının  hava  ile  ilk temas noktası.  Dar  bir  giriş  sonra  genişleme...  Tüyler,  biraz  da  nem...  Zaten  nefes alırken hemen  başta  yerçekimine aykırı  bir  yön... Ne  enteresan  değil  mi?  Hem  yer  çekimine aykırı, hem de tüyler ile kaplı dar bir giriş... Hava hızlanıyor, sonra ani bir genişleme ki hız azalsın, içerisinde parçacık varsa daha ileri gitmesin. Burayı geçince ani bir dönüş, sonra dar kanalda hızlanan hava... Ama bu açıdan dolayı nazofarenks denen bölgede burnun arkasına  çarpan  bir hava akımı,  her  nefeste.  Nemli,  eğer  içerisinde  havadan başka  bir şey  varsa  tutulması  için  planlanmış.  İçerisinde  ne  var  derseniz  işte  uydu görüntüsü. Bol bol toz var. İyi de, ne oluyor bu tozlara, varsın olsun diyemeyeceğiz. Nano  teknoloji  moda ya, doğaya  da nano  boyutta  baktınız  mı  bambaşka  bir  dünya görüyorsunuz.  Sahradan  bize  gelen  tozlar  10  mikron veya  daha  ufak.  Ama  bunların içerisinde de çok daha ufak, mikronun da binde biri boyutunda ve de trilyonlarca bakteri ve mantar var. Kuru halde menün mesut geliyorlar o 10 mikron ve daha küçük kil mineralinin içerisinde ama tek istedikleri bir molekül su ve bu suyu da burundan içeri girince bulabiliyorlar. Suyu bulan veya nemli bir yere yapışan bakteri mantar hemen hücre zarı dışına oksalat çıkartıyor. Oksalik asidin kökü indirgeyici tahriş edici bir molekül. Neredeydi bu olay? Nazofarenks bölgesinin hemen arka duvarında. Her nefes ile oraya yapışan bakteri, mantarlar ve orada oksalik asit üretimi... Oksalat deyip geçmeyin; kayaların parçalanmasına dahi neden olan bu oksalat. Tozlu havada alınan her nefes ile ve de zamanla  oranın  yıpranması, oradaki yapının asitle darmadağın edilmesi ve çeşitli hastalıklara davet, nazofarenks  kanseri  de  dahil.  Erkeklerde kadınlara göre üç kat daha fazla görülen bir kanser türü. Eh nedeni de basit değil mi?
 
Erkeklerin akciğer kapasitesi daha büyük, daha fazla hava daha fazla efor sarf edilen yaşam tarzı ve sonuç üç kat fazla kanser. Nasıl da açıklanabiliyor değil mi? 
Demek ki buraya koruyucu bir kalkan yerleştirmek tüm bu dertleri halledebilecek. Damar içine yerleştirilen stentler gibi koruyucu bir tabaka ki burayı asitle harap etmeyelim. Burada araştırmacı tıp dünyasına öyle bir ipucu veriyorum ki sormayın gitsin. Ailesinde kanser olan  kişilere  koruyucu  bir  önlem, ne zararı var ki? Aynı stent malzemesini kullanın, vücudun ret etme olasılığı da yok ki. Neyse efendim, nazofarenks bölgesini geçince havanın akciğere gitmesi öncesi, geçmesi gereken  bir  yer  daha  var. Bademcikler.  İki  yuvarlak  et  parçası.  Hani ara sıra şişen, iltihap  yapan... Hele böyle dönemlerde  doktora  gittiniz  mi  olan  olay  şudur.  Aç bakayım  ağzını, dilini  çıkart. Doktordan  sizi  kusturmaya  ramak  kalan  kocaman  bir  tahta  parçasının  ağzınıza sokulması, "Aaa de bakayım" komutu ve sonuç. Bademcikler iltihaplı, hemen antibiyotik... Aslında bademciklerinize dikkat ederseniz onların tozlu havalarda daha şiştiğini, biraz da iltihaplandığını görürsünüz. Vücut aslında basit bir koruma mekanizmasını harekete geçirmekte. Gelen tozları yakalamak için bir akışkanlar mekaniği klasiğini gerçekleştirmekte. Solunan havayı burun ve nazofarenks bölgesinden geçirip akciğere yollamadan önce bademciklere çarptırıp daha büyük  parçaları burada bırakmak peşinde. Eh bunun için bademciklerin yüzey alanının da artması gerek ki bunu da biraz şişme ve de yapışkan bir ortam olan iltihaplanma ile gerçekleştirme peşinde. Bunun için de lökositleri harekete geçiriyor ve iltihaplanma yapıyor ama ateşimizi de 36,5'tan  37 'ye  taşıyor.  Az  ateş  şiş  ve  de  iltihaplı  bademcikler  ve  gelsin  silin’li  misin’li ilaçlar... Bu mekanizmayı da ortadan kaldırınca o tozlu hava akciğerlere ulaşmak için uzun  bir  soluk  borusu  da  kat  etmek  durumunda.  Alın bir soru daha! Neden uzun, neden akciğere tepeden bağlanmamış da ortalardan bağlanmış acaba? Nefes borusunun yapısı  neden halka  halka  kıkırdak  ve  kaslardan  yapılmış  acaba?  İçinde  de  yine yapışkan  bir  sıvı  ve  titrek  tüylü hücreler  var. Bu  harika  yapı  gelen  havayı  bir merkezkaç döngüsüne sokar ve akciğerlere girene kadar soluk borusunun içinde yan duvarlara çarpa  çarpa aşağıya  indirir. Bu süreçte  de  havanın içinde kalan minnacık parçaların duvara yapışması sağlanır. Sonrası ise bir 'öhö!', bir öksürük ile bu yapışkan sıvının akciğerden atılması  ve  yutulması  ile  tamamlanan  bir  süreç.  Ve  geldik akciğerlere...
 
Eninde sonunda ulaştık ama eğer vücudumuza gelen havadaki tozları her nasıl oluyor da hisseder ise alveolleri kapatıyor ki ufak parçalar buralara ulaşamasın. Bu da tozlu havalarda akciğerlerinde fizyolojik  bir engeli olan kişileri hemen nefes darlığına götürüyor, astım krizleri başlıyor. Ve bu hava tozlarından arınabildiği kadar arınarak akciğerlere ulaşıyor ama yine de içerisinde kalan nano boyutundaki bakteri ve  mantarlar kana karışıyor. Bundan sonraki mekanizma tam olarak bilinmemekle beraber bence kandaki suyla temas eden bakteri,  mantarlar  kanda  da oksalatın yükselmesine neden  oluyor  ve  çeşitli  rahatsızlıkların  ortaya  çıkışını tetikliyor. Tansiyon, kalp düzensizlikleri bu oksalatın nötralizasyonu için kullanılan kalsiyum ve oluşan kalsiyum oksalat mikro  taşları bunların atılması için böbreklere gidiş, filtrelenme ve eğer var ise ve idrar yolunda sinirlere değdi değecek olan arada birkaç mikron olan  taşın  üzerinde  bir  tabaka  daha  ve  al  sana  böbrek taşı  krizleri...  Neyse efendim bu oksalat her ne oluyor ise c-fos genini de tetikliyor; o da migrene neden olan proteinlerin  oluşumuna  neden  oluyor. Onlar  da  gidiyor her nedense göz sinirlerinin beyinle birleştiği yerlere oturuyor ve migren ağrısına neden oluyor. İşte zaten bu nedenle gözlerinizi çıkartırcasına okşuyorsunuz.  Hoca, bunca laftan sonra migrene bir neden daha buldu demeyin. Deneylerin bir yanında da o mutlu mesut duran farelerimiz vardı ya; onlar da migren ağrınızın çaresini göstermekteydiler. Demek ben lodos  ile  yurdumuza  taşınan  havayı  bir  şekilde  temizler  ve  poyraz  ile  gelen  ve içerisinde  sadece  hava  olan  havaya  dönüştürebilirsem  derdinizi  halledeceğimdemektir. Bunu da yaptık adını da “Poyrazmatik” koyduk. O kadar da basit ki zaten vücudumuz bunun ipuçlarını da bize veriyordu: hani burundan başlayan ve akciğerlere uzanan sistemde nem vardı ya, işte çare bu. Demek ben havayı basit bir akvaryum düzeneğinden geçirirsem içindeki tüm zararlı maddeleri alabilirim. İşte akvaryumdaki hava taşından çıkan  hava kabarcıkları... Suyun  üzerine  kadar  olan  mesafede  su  ile temas eden bu kabarcıklar sürtünmeden dolayı içlerinde mikro bir siklon yaratır ve içlerinde  her  ne  var  ise  onu  suya geçirir ve geriye sadece hava kalır. Havanın içerisindeki  bakteri, mantar zaten suyu seven bir yapıda ve hemen suya geçme eğiliminde. İşte bu nedenledir ki  akvaryum  sizi  rahatlatır  dinlendirir ama  benim akvaryumumda  ne  balık, ne  de  bitki  var.  Onlar  ilave uğraşı  ister,  isterseniz yapabilirsiniz  ama  balık  aşırı  havadan  rahatsız  olur, o  kadar  da  su  akışını  sevmez hayvancağız. İşte migrenden, tansiyondan, astımdan kurtulmanız için yapılacak basit işlem. Yatak odanıza mutlaka bir “poyrazmatik” kurmanız. Gece bu havayı solumanız ve  kanınızdaki  oksalat  seviyesini  en  aza indirmeniz. Ertesi  gün tozlu atmosfere de çıksanız bu seviye sizi migren için gerekli olan eşlik seviyeye çıkarmadan belki eve ulaşacaksınız  ve  yine  oksalat  seviyenizi  en  az  indireceksiniz  ve  memnun  mesut yaşayacaksınız. Alternatifi ne? İlaçlar, ağrı kesiciler, vs. Benim  önerim ne? Basit bir akvaryum. Kaça mal oluru da yazalım. Dört hava çıkışlı bir akvaryum motoru 100 TL  civarında. 5  veya  10  litrelik bu plastik su damacanası  zaten  suyu  kullandıktan sonra atmayacağınız için bedava. 5-10 metre hava borusu 5-10 TL, birkaç hava taşı da 1-2 TL: toplamda 120 TL diyelim. Hava motoru sesi sizi rahatsız eder ise motoru yan odaya, koridora  kurun, uzun  bir   hortum  ve  yatak odanızda  bu hava taşlarından çıkan  kabarcıkların  su  şişesinden çıkan  temiz  havası... Tek  dikkat  edeceğiniz  hava motorunu su şişesinden yükseğe yerleştirmek ki olası elektrik kesilmesinde su sifon yapıp  motorunuza  dolmasın,  elektrik  çarpmasın,  vs.  Zaten  kurun bunu, tüm gün çalışsın akşam eve gelip yatak odanıza girince daha ilk veya ikinci nefeste farkı fark edeceksiniz.  Eğer yatak  odanızın  balkonu  var  ise  bence  motoru  oraya  koyun, yağmurdan  etkilenmeyecek  bir  yere  veya korumalı  bir  yere;  daha  sonra  kapıdan pencereden açılacak bir  delikten  geçirin hava  motorunu  ve odanıza sürekli tertemiz hava sağlayın. 
Bu da çarelerden biri. Hocam evde pahalı bir hava filtre cihazımız var HEPA filtresi var ve %99.99 havayı temizliyor bu olmaz mı derseniz cevabımız zaten o geride kalan 0.01  kesimde.  Bahsedilen  nano parçacıkların hepsi  orada  kalıyor  neredeyse;  havayı daha  zenginleştiriyorsunuz  gibi  bir  şey.  Ben Sağlık  Bakanı  olsam bu  sistemi  her polikliniğe,  her acile  mutlaka  kurdururum. Toz taşınımı olan günlerde buralara olan yığılmaları,  hastaları  bilinçli  bir  şekilde  oralarda  1-2  saat  tutarak  dertlerini  ya  yok ederim  ya  da  en  aza indiririm.  İnanın  bana  hastaların  yarısından  fazlası  iyileştim diyerek  evine  dönecektir.  Bu  filtrelemeden geri  kalanlar  ise  hakiki  hastalardır, tedaviye ihtiyaç duyanlar. Gerisi geçici. İşte bir araştırma bir sonuç. Dedim ya hepsi “Made in Turkey”.  
 
"If you want to live with what you know about the possible causes of your migraine attacks  you  may  continue  to  practise  with  what  you know  so  far  and  will suffer continue with that miserable pain forever. But if you want to know  the real cause  of  your  pain  and want  to  ease  and  may  even totally forget  your  migraine attacks please read carefully. "
 
Kaynaklar:
Doganay,  H.,  et  al.  "African  dust‐laden  atmospheric  conditions  activate  the trigeminovascular system." Cephalalgia 29.10 (2009): 1059-1068. 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.

Selin Tozkoparan - 05.05.2015 12:35
Migren ağrısı çeken biri olarak yazınızı çok beğendim. Tebrikler...Sağlık konularında bu tarzda yazılarınızın devamını bekliyorum.
Kimyager Savaş Koç - 05.05.2015 08:48
Çok önemli bir konuyu gündeme getirmişsiniz. Sadece sorun değil çözümü de belirtmiş olmak her zaman gözlemleyemediğimiz ancak hep arzuladığımız bir durum. Yazar kutluyor, yazılarının devamını diliyor ve bunları bizlere ulaştıran siz güzel insanlara dergi çalışanlara şükranlarımı sunuyorum.