Kaktüs Çiçeği

Bahçemizde iki saksı kaktüsümüz vardı karpuz gibi yusyuvarlak, Echinopsis cinsi. El sürmek ne mümkün; yanından geçerken yan baksanız diken fırlatacak sanki öyle canavar, öyle cadaloz. Bilirsiniz, kaktüs sulanmaz derler. Bu söylentinin doğruluğunu sınamak amacıyla saksıdaki kaktüslerden birini saksıdan çıkarıp yere diktik. Kayısı ağacının altında olduğu için de tabii bol bol sulandı. Bir ay gibi bir sürede kaktüs inanılmaz bir değişiklik geçirdi. Rengi koyu yeşile döndü; çok daha sağlıklı ve canlı görünmeye başladı. Üstelik dikenlerinin arasında minik minik başka bitkiler büyümeye başladı. Koparıp atsak bile bu arsız konuklar yeniden çıkıyor ve çoğalıyordu. Bizim kaktüs artık başlı başına bir mikrokozm olmaya başladı. Kendi dikenli dünyasında, güneşe karşı, günaşırı sulanmanın ve topraktaki koyun gübresinin hakkını verip sağlıklı ve canlı bir güzellik oldu. İsmini "Canda"n koyduk. Duvar üstünde pinekleyen ve saksıda yaşamaya mahkûm ettiğimiz diğer kaktüs ise kontrol grubu olmanın getirdiği kötü sonuçları aşağıda cennette yaşayan arkadaşına kıskançlıkla bakarak karşıladı. Onun ismini de "Keşke" koyduk.

Derken bir gün baktık ki canlı kaktüs Candan gövdesinden uzun bir sap çıkarmaya başladı. İlk önce tepesinde yaşayan parazit dostlarından biri sandık ama rengi farklıydı ve Candan kızımıza organik bağla bağlıydı. Bunun çiçek olabileceğini düşünerek çok heyecanlandık. Bilirsiniz, kaktüs pek sık çiçek açmaz. Bu ender olayı kaçırmamak için günlerce bir gözümüz Candan’da yaşadık. O sap uzadı, tepesi pürçeklendi ve bir gece yarısı açmaya başladı.

Başladı diyorum çünkü bu işlem dört saat sürdü. Önce pembemsi taç yapraklar açıldı ve içlerinden püsküle benzeyen uzun bir cisim çıktı. Yavaş yavaş tüm taç yapraklar açılınca çiçek bütün ihtişamıyla geceye ışık saçmaya başladı. Fotoğraflayabilmek için özel düzenekler kurduk ve yavaş, dingin süreci nefesimizi tutarak izledik. Bizim tombul, dikenli, cadaloz, yanına yaklaşılması güç kaktüsümüz o sert dış görünüşünden umulmaz bir güzellik yaratmıştı: saten tüllerden uçuk pembe nazik bir çiçek. Sabah uyandığımızda o güzeller güzeli çiçek kapanmış, yana yıkılmıştı. Gün ışığıyla buluşamamış olmasına üzüldük ama böyle bir gece serüvenini baştan sona izleyip belgeleyebildiğimiz için yine de sevinçliydik.

Bu olay bana 1969 yılında çevrilen ve birçok ödül alan, Gene Saks’in yönettiği Kaktüs Çiçeği filmini hatırlattı. Filmde ünlü yıldız Ingrid Bergman yaşı geçkin bir sekreteri canlandırır. Patronu kadın düşkünü dişçiye (Walter Matthau) âşıktır ama dişçinin gözü genç kadınlardadır. Dişçi ve sekreter sürekli birbirlerini iğneleyici konuşmalar yaparlar. Özellikle sekreter nemrut, kızgın ve yanına yaklaşılmaz bir kadındır. Söylediği her söz iğneleyici ve terstir. Sonunda dişçi sekretere âşık olur ve cadaloz sekreterin tüm dünyası değişiverir. Aşkına yanıt alması onu olumlu ve tatlı bir insan yapmıştır. Aşkın o özel kimyası dikenli kaktüse bile çiçek açtırmış ve onu insancıl biri yapmıştır. Filmin ismi de buradan gelmektedir.

Bizim kaktüs çiçeğimiz de herhalde sıcak Temmuz gecesinin içinde, tepesindeki Zühre yıldızına sevdalandı ki kocaman zarif, pembe bir çiçek açtı ve bir gecelik de olsa muhteşem, sessiz bir aryayla evrene aşkın büyüsünü bir kez daha haykırdı. Ne mutlu ona. Ne mutlu izleyene.
 
Görseller:
Yazara aittir.
 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.

Süleyman öztürk - 11.06.2016 04:11
Etkilendim..bildiğim halde..ilginç oldu..
Alpdogan - 01.11.2015 18:07
Doganin dongusu insanoglu algilamasa da devam ediyor; bizler cevremizdeki guzellikleri ve donusumleri algilayip bunlardan ogrendikce yuceliyoruz ve gelisiyoruz aslinda. Bir gun cenneti oldukten sonar aramayi birakip icinde yasadigimiz dunyada buldugumuzda aklimizin ve yuregimizin gucunu daha iyi kullanabilecegiz. Bunun da yolu belki bir kaktusun cicek acmasindan gececek...