Enerji ve Sürdürülebilirlik

Özet
 
Canlı yaşamı için beslenme kaçınılmazdır. Besin talebi besin üretimini ve üretim de enerjiyi gerektirmektedir. Tarih içinde insanoğlu değişik enerji kaynakları kullanmıştır. Ancak dünya nüfusunun artışına paralel olarak mevcut enerji kaynakları gereksinimi karşılayamamış ve yeni arayışlara gidilmiştir. Bilimsel gelişmeler ile yeni enerji kaynaklarının sürdürebilirliği ön plana çıkmıştır. Bu bağlamda doğal kaynaklarımızın korunumu, çevre-ekoloji olguları ile kirlilik konusunda çalışmalar yapılmış ve yapılmaktadır.

Bu makalede, yeni enerji kaynakları, özellikle nükleer enerji ve sürdürülebilirliği üzerinde durulmuştur.
 
İnsanoğlu, hayatta kalabilmek için yeterli besine ihtiyaç duymaktadır. Global ekosistemin dayanma gücünün önemli bir göstergesi, potansiyel besin üretimine dayandırılmaktadır. Saniyede 2–3, dakikada yaklaşık 140, günde ise ortalama 200.000 ve bu bağlamda her ay 6 milyon insanın dünya nüfusuna eklendiği düşünülürse, artan ihtiyaç talebinin nasıl karşılanacağı üzerinde durulması gereken bir konu haline gelmektedir. Bunun yanı sıra, kaynak tüketiminin çevre üzerine etkilerinin de iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Son yıllarda oluşturulan dünya koruma stratejisinde, tedbirci bir yaklaşım öngörülmekte ve genetik çeşitliğin korunması, temel ekolojik süreçlerin ve hayat destek birimlerinin işlerliğinin sağlanması üzerinde durulmaktadır. 
 
Dünyanın En Büyük Tehditlerinden Biri Artan Enerji Talebidir.

Enerji ihtiyacı belki önümüzdeki en büyük zorluklardan biridir. Artan nüfusla birlikte 2035 yılına kadar global enerji talebinin de %36 artacağı varsayılmaktadır. Üretimde kullanılan enerjinin büyük oranda yenilenemeyen kaynaklardan elde edilmesi ve fosil yakıtların kullanılmasıyla açığa çıkan karbondioksit (CO2) ve benzeri gazların küresel ısınmayı körüklemesi, dünyanın geleceğini tehdit etmektedir (Şekil 1). 2000-2010 yılları arasında sera gazlarına en büyük etkiyi, %34 oranında artan fosil yakıt kaynaklı küresel karbondioksit emisyonları yapmıştır. Farklı araştırmalarla küresel yüzey sıcaklığı ortalamasının 2100 yılına kadar 2-11.5 0C artacağı ortaya konulmuştur. Bu bağlamda ısınmadan kaynaklı ortaya çıkabilecek muhtemel felaketler arasında küresel tür kayıpları, düşük tarımsal verim ve kuraklık sayılabilinir.

Şekil 1. Dünya enerji kullanımı
 
İnsanoğlu 100 yıl öncesinde enerjiyi sadece tüketirken, bugün yoğun enerji ihtiyacını karşılayamamaktan muzdarip, organize şekilde enerji üretimi üzerine çalışmaktadır (Şekil 2). Dünya nüfusu‭ ‬%‬27‭ oranında ‬artarken,‭ ‬kişi başına ortalama enerji kullanımı‭ ise ‬%‭10‭ ‬artmıştır.‭ Enerji tüketimi fazlalaştıkça enerjiye olan bağımlılık da artmaktadır. Üretim süreci boyunca ortaya çıkan kirlilik ise dünya çapında mücadeleyi gerektiren ayrıcalıklı konuların başında yer almaktadır. Bu nedenle tüm dünyada, güvenli ve çevre bakımından sürdürülebilir, uygun maliyetli global enerji çözümlerinin artması ve aynı zamanda enerjinin korunumu ile ilgili çalışmalar hız kazanmıştır.


Şekil 2:Dünya enerji üretim ve tüketim değerleri
 
Enerji etkinliğinin artırılması, sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından önemli olduğu gibi enerji kaynaklarının, çevresel etki değerlendirmesi ise risk tahmini ve potansiyel önlemlerin alınması için dikkate değerdir. Enerji kaynaklarında ortaya çıkan yetersizlik ve/veya dikkatsiz kullanım sonucunda ortaya çıkan yan etkiler, enerji tüketimini doğru bir şekilde planlamanın ve dikkatli bir şekilde değerlendirmenin gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.

Bugün tüm dünya yenilenebilir kaynaklar ve sürdürülebilir bir enerji sistemine geçmeye çalışmaktadır (Çizelge 1). Avrupa Birliği (AB), 2020 yılına kadar gerçekleştirilmesi düşünülen hedeflerini her ülke için ayrı ayrı belirlemiştir. Örneğin, Almanya’nın elektrik tüketiminin %30’u ve ısınma ihtiyacının %14’ünün yenilenebilir enerji yoluyla karşılanması planlanmaktadır.
 
Çizelge 1. 2006-2010 yılları arasında dünyada ve bazı bölgelerde yenilenebilir enerji ve sınıflarının kullanım oranı ortalaması (%)
 
Türkiye Yenilenebilir Enerji Kaynakları Açısından da Çok Zengindir

Yenilenebilir enerjinin sürekli yeniden doğan doğal süreçlerden ortaya çıktığı ve farklı şekillerde doğrudan ya da dolaylı olarak güneş veya dünyamızın içinde meydana gelen ısıdan kaynak aldığı bilinmektedir. Güneş, rüzgâr, biyoyakıt, jeotermal, hidrogüç, okyanus kaynakları ve yenilenebilir kaynaklardan elde edilen hidrojen tam bu tanım kapsamındadır. Türkiye ise yenilenebilir enerji kaynakları açısından zengin bir ülke olmasının yanı sıra coğrafi konumu nedeni ile bu kaynakları daha etkin kullanabilecek potansiyele sahiptir. Ancak enerji tüketimi üretiminden çok daha hızlı büyüyen ülkemizde, kaynaklar da verimli bir şekilde kullanılamadığı için enerji ihtiyacının yarısından çoğu ithal edilmektedir. Son yıllarda, ülkemiz kaynaklarının verimli kullanılabilmesi için yasal düzenlemeler ve teşvikler yapılmaktadır. Türkiye, güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, biyokütle enerjisi ve jeotermal enerji gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının çoğunda önemli potansiyele sahiptir. Ancak günümüz şartlarında tüm enerji kaynaklarına ciddi yatırımların yapılması çok mümkün ve olası değildir. Enerji kaynaklarının belirli bir stratejik plan çerçevesinde dengeli bir şekilde kullanılması gereklidir. Bu amaçla, doğal enerji potansiyellerinin organize edildiği bir politika oluşturulmalı ve gelecek, yerel enerji stratejisi üzerine kurgulanmalıdır.
 
Ya Nükleer Enerji? Nükleer Enerji Yenilenebilir Bir Enerji Kaynağı Mıdır?

Nükleer enerji, günümüzün ve geleceğin en önemli enerji kaynaklarından biri olarak kabul edilmekle birlikte hem yenilenebilir bir enerji sistemi değildir hem de toplumsal boyutta çevresel atık ve toplum sağlığı ile ilgili endişeler nedeniyle tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Bugün dünya üzerinde 400'den fazla nükleer enerji santrali vardır ve bunlar dünyanın toplam elektrik ihtiyacının %15'ini sağlayacak kapasitede çalışmaktadır. Ancak 1950'li yıllardan günümüze, ciddi çevresel tehdit yaratan, 4 büyük nükleer santral kazası gerçekleşmiştir. Bu kazalarda, radyoaktif maddelerin ve/veya fisyon ürünlerinin kontrolsüz olarak doğrudan veya dolaylı olarak çevreye dağılımı ile çevreyi ve özellikle canlı sağlığını tehdit eden etkiler oluşmaktadır. Açığa çıkan yüksek düzeyli radyoaktif maddeler, çeşitli yollarla geniş alanlara dağılmakta ve hava, su ve toprakta radyoaktif kirliliğe neden olmaktadır. Tarımsal alanlar üzerinde oluşan atmosferik depolanma toprak yüzeyini, bitki köklerini, bitkilerin toprak üstü kısımlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca radyoaktif kirlenmenin etkileri, uzun sürebilen bir tehlike yarattığı için özellikle önem taşımaktadır. Örneğin; Çernobil kazasından 15 yıl sonra yapılan araştırmalarda, çocuklarda tiroid kanserlerinin ciddi oranda arttığı tespit edilmiştir. Radyasyondan kaynaklanan bazı kanser türlerinin ölümcül etkileri, 20-30 yıl sonra bile ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca nükleer santrallerden çıkan radyoaktif atıkların depolanması da ciddi bir sorundur. Nükleer bir atığın doğada yok olma süreci on binlerce yıl olarak ifade edilmektedir. Bu atıkların çevreye ve insan sağlığına uzun vadede ciddi zararları olduğu bilinmektedir.

Nükleer teknolojinin gün geçtikçe gelişmesine ve her türlü güvenlik önlemlerinin alınmasına rağmen etkileri göz ardı edilemez nükleer kazalar yaşanmıştır ve kazaların meydana gelme olasılığı sıfıra indirilememiştir. Bu nedenlerle Avrupa Birliği ülkelerinden 12 nükleer santrale sahip İsveç ve 21 nükleer santrali olan Almanya yeni nükleer santral projelerini durdururken; Avusturya, Danimarka, İtalya ve İspanya ise, hiçbir şekilde nükleer santral projelerini gündemlerine almamaktadır. Halktan gelen tepkiler, atıkların depolanmasında karşılan sorunlar, kaygılar ve nükleer enerji ekonomisinde karşılaşılan güçlükler nedeniyle bugün, dünya genelinde nükleer enerjinin üretim kapasitesinde bir düşüş gözlemlenmektedir.
 
Sonuç Olarak Diyebiliriz ki…

İnsanoğlu her geçen gün yaşamın zorluklarına karşı mücadele etmeye devam etmekte. Ancak unutulmamalıdır ki dünya nüfusunun 7 milyarlara ulaştığı bugünlerde, binlerce kilokalorilik gıdaya ve tonlarca litre temiz suya ihtiyacımız vardır. Bütün bu istek ve ihtiyaçlar enerjinin sürdürülebilirliğinin sağlanması ile mümkün olabilecektir. Araştırmacılar rüzgar, güneş, jeotermal, hidroelektrik ve biyokütle kaynaklarının akıllıca karışımı sonucu elde edilen enerji ile başka kaynaklara ihtiyaç duyulmayabileceğini düşünmektedir. Bölgesel olarak enerji üretimi yaklaşımı ile endüstri ve yerleşim birimlerinin ihtiyaçları bağımsız ve kesintisiz karşılanabilecek ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı ile hem ulusal hem de yerel boyutta enerji bağımsızlığı sağlanabilecektir.

Hayatta kalabilmek ve çocuklarımıza yaşanabilir bir dünya sunabilmek için gezegenimiz ve birbirimizle ortak noktada buluşabilmenin yollarını aramamız gerekmektedir. Bunun için ise sürdürülebilir önlemleri programlamak ve etkin politikalara dönüştürebilmek bile şu aşamada yeterlidir.
 
Öyle büyük bir kişi olmak ya da iyi bir yazar olmak falan gerekmiyor…
İnsan olmak yeterli…
Çocuklar ölmesin diyebilmek için…
Yine yeşillensek…ve ölmese çocuklar…
 
Abstract

Food and fiber are prerequisites for the living beings. It is well known that energy is necessary in order for food and fiber to be produced. Through out the history, humans used different kinds of energy sources for their necessities. However, in the recent decades, these energy souces are not enough to meet the energy demand of the increasing the population. New and sustainable energy sources are searched scientifically. In this regard, awareness of natural resources, environment, ecology and pollution gradually increased.
This manuscript focuses on renewable energy sources as well as on nuclear energy and sustainability. 

Kaynaklar:
  1. Kum, H., 2015. Yenilenebilir enerji kaynakları: Dünya piyasalarındaki son gelişmeler ve politikalar, http://bit.ly/1RTCXUn
  2. Selam, A.A., Özel, S., Arıoğlu Akan, M.Ö., 2013. Yenilenebilir enerji kullanımı açısından Türkiye’nin OECD ülkeleri arasındaki yeri. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi EYİ, Özel Sayısı.
  3. L.Starke (ed), 2013. Dünyanın Durumu 2013: Sürdürülebilirlik hâlâ mümkün mü? Çev.C.U.Ekiz, Ç.Ekiz, İstanbul, İş Bankası Yay. 2014, 343-357.
  4. Kaya, İ. S., 2012. Nükleer Enerji Dünyasında Çevre ve İnsan. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt: 2012-1 Sayı: 24.
Görseller:
Yazara aittir.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.