Beslenmede Yin-Yang ve Ötesi

Değerli Apelasyon E-Dergi okurları,
 
Gastronominin tanımına baktığımızda, yiyecek ve içecek dünyasında iyi yemek, iyi içki merakı ile mutfak kültürünü inceleyen bir disiplin olarak daha çok mikro ölçekte bir çok benzer veri karşımıza çıkıyor. Bu verileri enformasyona, enformasyonun da bilgiye dönüşebilmeleri için bizler Apelasyon E-Dergi ailesi olarak derin ve geniş içerikli araştırmalarımızın sonucu kaleme aldığımız makalelerle hepimiz biraz daha aydınlanalım ve kişisel / toplumsal gelişime katkımız olsun istiyoruz. Buradan yola çıkarak gastronominin çok değinilmeyen mikro – makro ilişkisini enerji boyutunda ele alarak sizlere paylaşımda bulunacağım.
 
Daha önce “Manevi Beslenme” başlıklı yazımda Yaşam Enerjisi “Prana”ya değinmiştim.  Gastronomi dünyasının bireysel ve toplum sağlığı konusuna olan etkilerini eski Uzak Doğu disiplinlerinden feyz; modern çağın bilimsel gelişmelerine de dikkate alarak, “Beslenmede Yin-Yang ve Ötesi” adını verdiğim bu yazımda Yaşam Enerjisini çıkış noktası olarak alıp, beslenmemiz ile birbirlerine olan etkileri ve öneminden bahsedeceğim.
Yin ve Yang özünde evrendeki tüm fenomenleri tarif eden bir felsefe öğretisidir. Bu öğretiyi biraz incelediğimizde gündüzün geceye, gençliğin yaşlılığa, bir mevsimden diğerine geçiş gibi kolayca gözlemleyebildiğimiz süreçlerin olduğu gibi algılayabilmemizin yollarını açan bir rehber gibidir Yin-Yang. Tarihte Uzak Doğu kültüründe geniş bir biçimde uygulanmış olup, son 70 yıldır Arnold Toynbee gibi tarihçiler, Carl Gustav Jung gibi psikologlar, Karl Marx ve Mao gibi politik liderler tarafınca da, hepsi kendi mesleki alanlarında uygulamalarına zemin teşkil eden bu öğretiyi çalışmışlardır.
 
Tarih; eğer bir politika stratejisi, ekonomik reform ya da beslenmeye yönelik diyet fikri veya planı, hareketsiz bir şekilde inşa edilir ve insanların ihtiyaçlarını karşılayamazsa, uzun vadede başarıya ulaşılamayacağını gösterir. Yin-Yang teorisi, ancak asıl özelliği olan ahenkli ve yaratıcı intibak kabiliyeti ile doğru uygulanabilir. Evrensel bilgiye dayalı olan Yin-Yang teorisi aslında son derece kolay anlaşılabilir bir teoridir. Evrende varlık için zıtlık şarttır. Zıtlık olmazsa iki kutup arasında çekişme de kalmaz. Diğer bir deyişle sevgi birliği kurulamaz. Yin-Yang teorisini evrende tüm fenomen ve nesneleri birbirini tamamlayan, eşleşen sonsuz zıtlıklar olarak tanımlamak yanlış olmaz. Yin ve Yang birbirinden bağımsız olarak değişim ve ayrımları temsil ediyor olsa da aynı değişmez kaynaktan beslenirler. Yin pasifken Yang aktiftir, ancak buna ragmen hiç bir şey sadece “yin” ya da “yang” değildir. Klasik yin-yang sembolünde yang’in içindeki yin beyaz balığın kara gözüdür. Keza yin’in içindeki yang da kara balığın içindeki beyaz gözdür. Buna göre vücudumuzun içi Yin midir yoksa Yang mıdır? Eski Çin öğretileri her hangi bir şeyi anlamak için önce onun karşıtını düşünmek gerekir der. Vücudumuzun dışı, uzantıları ile birlikte daha aktif görünür ve vücudumuzun karanlık ve çok daha duru olan içine göre yang sayılır. Dolayısıyla beyaz balıktaki kara göz gibi vücudun dışı yang içi de yin olarak kabul edilir. Diğer yandan vücudumuzun içine bakacak olursak, dışa doğru olan tüm prosesi hareket ettiren ısı ve enerjiyi üretenin iç kısım olduğunu görürüz (yang). Bu da kara balıktaki beyaz göz sembolünde olduğu gibi yin'in içindeki yang’e örnektir. “Yin’in içindeki Yang” ve “Yang’in içindeki Yin”de, bir şeyin batıni (içrek) hali ile deruni (dışrak ya da yüzeysel) görüntüsünün birbirinin zıttı olduğunu gözlemleriz.  Öğretide yardımcı olabilmek adına yang ateş ile yin’de su ile ilişkilendirilir. Aşağıdaki tabloda Yin-Yang’in zıt kutup hallerinin nasıl eşleştiğini görebiliriz.
                                            
Tabloda örnek olarak genişleme ve büzüşmeyi ele alacak olursak; maddelerin çoğu sıcakta genişler ve soğukta büzüşür. Genişleme esnasında daha fazla ısı ve enerjiye ihtiyaç duyulur, bu yüzden genişleme yang’dır. Bir madde genişlediğinde ise enerji yoğunluğu azalır ve bu yüzden yin’dir. Yiyeceklerden örnek verirsek; sebzelerden kabak ne kadar büyürse, sulu kalmasına ragmen tadında azalma olduğunu biliriz. Yin sebzelerin, fazlaca Yang olan insanları daha dengeleyici olduğunu söyleyebiliriz. Tahıl ve baklagiller ise aksine çok konsantre ve kurudurlar. Bu sebeple onları suda bekleterek genişletmek/şişirmek ve sonra pişirmek önerilebilir. Vücudu aşırı ısı üreten ve sık su kaybına uğrayan insanların ise baklagilleri filizlendirerek pişirmeden yemeleri akıllıca bir öneri sayılabilir. Örnekler çoğaltılabilir ancak Yin ve Yang’i iyi anlayabilmek için öncelikle, “iyi” ve “kötü” olarak değerlendirmeden önce hangi gıdanın ne olduğuna iyi bakmak gerekir. İyiyi aramak ve kötüden sakınmak sağlıklı olmanın temel adımı olabilir, ancak vaktinden önce ve aşırı bir şekilde yiyecekleri yargılarsak, iyi araştırma yapmadığımız için hakikati görmemizi kendi kendimize engellemiş olabiliriz. Yin-Yang, zaman içinde kademeli olarak ustalık kazanmamızı sağlayarak huzur dolu mükemmel dengeyi kurmamızı sağlar. Bu mükemmel dengeyi kurmak için gelin önce düzgün beslenmenin tam karşı kutbundan başlayalım.
                                                 
Otellerde, davetlerde kurulan mükellef sofralar, tatlısından tuzlusuna farklı onlarca çeşit soğuk ve sıcak yemeğin ikram edildiği cazip açık büfeler, bunların yanında karbonatlı, alkollü/alkolsüz ve katkı maddeli sıcak veya soğuk tüm içecekler, ortalama bir yaşam tarzı belirlemiş olanlarımızı bile aşırı tüketime teşvik edebiliyor. Sindirim sistemine böylesine fazla çeşit karıştırarak gönderilen katı ve sıvı gıdaların kaçınılmaz sonuçları ise sindirimde fermantasyon, kirlenmiş kan ve nihayetinde zihin karışıklığına yol açıyor. Böyle durumlarda sindirim, kendi sisteminin kaldırabileceğinden çok daha fazla miktarda yüklemesi yapılan gıdaların besin değerlerinin özümsenmesinde önemli bir miktarı dışlayarak, çeşitli gazlar, karın ağrıları, şişme ve kasılmalarla bizlere bünyede oluşan rahatsızlıkları bildirmekte, zaman içerisinde devam eden ve özellikle beslenme saatlerinin dışına sarkan benzer aşırı tüketime dayalı bu tip beslenme şekilleri, metabolizmalarımızda çok geçmeden bozulmalara ve kronik hastalıklara yol açmaktadır.

Yiyeceklerin eşleştirilmesi ve beslenme rehberleri aynı fizyolojik prensipe dayalıdır: “Düzgün ve tam özümsenmiş yiyecekler sindirim enzimlerini harekete geçirirler. “  Farklı yiyecek grupları (bu aynı yiyecek grubu içerisinde iki farklı tahıl da olabilir) kendi enzimlerini ararlar. Aynı öğünde bir çok farklı yiyecek grubuna bağlı malzemelerin aynı anda tüketilmesi ile vücut ne yapacağını şaşırır ve tüm gerekli olan enzimleri eşzamanlı olarak salgılayamaz. Bunun sonucunda sindirim faaliyeti kısmen gerçekleşir ve fermantasyona sebebiyet vererek yukarıda bahsettiğimiz gastrik ve gastrointestinal rahatsızlıkları tetikler.  Benzer sıkıntılara hepimiz tanık olmuş hatta yaşamışızdır. Ancak midede oluşan fermantasyona ve mide yanmalarına karşı başucu ilaçları bulundurmak, bu rahatsızlıkların nedenlerini anlamak ve düzeltici önlem almak yerine genelde tercih edilen anlaşılmaz bir durumdur.

İşte tam bu noktada Çinlilerin “qi”, Hintlilerin “prana”, Japonların “ki” adını yaşam gücü olarak adlandırdıkları her cisim ve enerjide bulunan yaşam cevherini tanımaya başlamak daha dengeli ve sağlıklı bir yaşama doğru kocaman bir adım atmamızı sağlar.  Madde ile enerjinin birbirine dönüşebilir olmasından dolayı işin gıdalardaki enerji kısmına biraz değineceğim.  “Qi”, “ki” ya da “prana” aynı manaya geldiğinden “qi” tanımıyla devam edelim.
 
Bir yiyecekte bulunan qi iyi bir kalitede ise bu yiyeceği tüketen kişiye daha lezzetli gelecek ve daha çok qi verecektir. Bir kişide iyi bir qi, o kişinin işlerinin üstesinden gelebilecek kabiliyette olmasına, vücudunda engelleyici unsur barındırmamasına, iç organlarının iyi çalışması gibi o kişiye bir çok olumlu yönde tesiri olacaktır.  Vücutta bir yang kalitesi olarak qi'yi daha iyi anlayabilmek için, onun tamamlayıcısı olan kan’ı temsil eden yin’i anlamak öğrenmeyi kolaylaştıracaktır. Kanımız yin olup, kandaki besinler qi’yi beslediğinden, yin’i qi’nin annesi olarak tanımlayalım. Keza qi’nin kan’a yol gösterdiğini ve yönlendirdiğini anlarsak, sindirime ve kan dolaşımına yön veren qi enerjisinin yeterli seviyede olması gerektiğini tahmin etmek kaçınılmaz olur. Kişi kendi qi enerjisi nasıl ise ona uygun bir davranış özelliği sergiler.  Nazik ve zarif bir kişi’nin qi’si düzenli ve uyumludur. zayıf bir kişinin qi’si düşüktür, kuvvetli bir kişinin qi’si bol ve bereketlidir, saf ve temiz bir zihne sahip kişide qi rafinedir, bunun zıttı olan birinde ise qi karmaşa içindedir. Dolayısıyla qi bu oluş/yansıyış biçimlerinin arkasındaki enerjiden öte bu hallerin esas enerji ve maddesidir.  Qi’nin birçok iyileştirici fonksiyonu vardır. Vücudumuzu ısıtarak harekete geçiren, koruyan, akapunktur kanallarından akarak vücudumuzdaki tüm organ ve sistemlerimizin işlevini sağlayan hep qi’dir.  Qi’nin vücudumuzdaki kaynağı üç kısma ayrılır:
 
1) Yiyeceklerde,
2) Havadan aldığımız nefes,
3) Doğduğumuzda böbreklerimizin bir parçası olan böbreğin esansında.
 
Qi’nin kaynaklarından nasıl yararlanacağımızı ise nasıl yaşadığımız ve davranışlarımız belirler.  Çeşitli egsersizler, bitkisel terapiler, akapunktur, meditasyon gibi farkındalık eğitim ve faaliyetleri, vücudumuzdaki tıkanıklık ve engellemeleri temizleyerek qi akışını maksimize ederler. Hareket kabiliyetini yitiren ve sabitleşmeye yüz tutarak biriken qi enerjisi ise, vaktini çoğunlukla oturarak geçirenlerin başına obezite, tümor, kist, kanser ile çok sayıda viral ve mayaya bağlı hastalıklarla başa bela olur. Vücudumuzdaki yaşam enerjisi qi, Çin ilaçlarının teşhis edici ve iyileştirici metodları sayesinde kesin olarak ölçümlenerek yoluna koyulabilmektedir. Beslenme terapilerinde  öncelik, dalak-pankreas’ın “sindirimle ilgili qi”sini geliştirmeye verilir. Ancak bundan önce dikkat edilmesi gereken yin-yang’in 3’er zıt, toplam 6 bölümü vardır. 
Evrimler sayesinde çevre ve organizma arasında fikir birliğine varılmasını sağlayan bir kaç gelişmeden biri insanların giyinme, barınma ve yiyecek gibi direk ya da dolaylı termostat görevi gören, sıcaklığı sabit ölçüde tutmaya yarayan ihtiyaçlarını karşılamış olmalarıdır. Bunlardan konumuz olan yiyeceklerin/gıdaların tüketiminde serinletici ya da ısıtıcı olma özelliklerini ele aldığımızda; bir tarım mahsulünün hangi yörede hasat edildiğinden ya da bir büyükbaşın nerede yetiştirildiğinden tutun, bitkisel ya da hayvansal ürünün bitki ya da hayvanın hangi kısmından kullanıldığına, hangi hazırlık ve pişirme tekniği uygulanıldığına kadar, zaman içerisinde özünde değişikliğe uğramasına sebep olan dayanakları sıralayabiliriz. Serinletici yiyecekler yediğimizde vücudumuzdaki enerji ve sıvılar içeriye ve aşağıya doğru (yin) yönlenirler böylece vücudun önce üstü ve dış kışmı soğumaya geçer.  Isıtıcı yemekler ise bunun tam tersine vücuttaki enerjiyi içeriden dışarıya ve yukarıya doğru harekete geçirirler.

Cayenne biberi gibi acı yiyecekler vücudun aşırı reaksiyon göstermesine sebep olarak hızlıca ısınmasına, sonrasında ısının ter ve buharlaşma yoluyla vücudu terketmesiyle tekrar soğumasına sebep olur. Bu tip kısa sureli yaşanan etkileşim vücut ısısı kronik olarak soğuk olan bir insan için uygun değildir. Alkol tüketimide kişiyi benzer şekilde kısa süreliğine ısıtır. Buna mukabil kurutulmuş zencefil kökü, yulaf, yaban havucu, tereyağı, ançuez gibi gıdalar daha uzun süreli ısınmaya yol açar. Gıda ürünlerinin ısıtma ve soğutma özellikleri hakkında prensipte kabul görmüş teoriler aşağıdaki gibidir:
 
  1. Yetişmesi uzun süren bitkilerin (havuç, şalgam, lahana, ginseng gibi) ısıtıcı özelliği, çabuk büyüyen bitkilere oranla (salata, kabak, turp, salatalık gibi) daha fazladır.
  2. Kimyasal gübre ile uyarılarak hızlıca büyütülen ticari meyve ve sebze gibi bitkisel ürünler genellikle daha serinletici özellikler taşır.
  3. Çiğ gıdalar pişmiş gıdalara göre daha serinleticidir.
  4. Soğuk tüketilen yiyecekler serinletici özellik taşır.
  5. Mavi, yeşil ve mor renkte olan yiyecekler, buna benzer nitelikte ama kırmızı, turuncu, sarı renkli yiyeceklere kıyasla daha serinleticidir.
  6. Pişirme tekniklerine gelince; uzun sureli, yüksek derecede, yüksek basınçta ve kuru ya da nemli havanın döndüğü konveksiyonel fırınlarda pişirilen yemekler bu etkileşimlerden dolayı daha ısıtıcı özellikler taşır. Uzun sureli kısık ateşte pişen bir yiyecek, kısa süreli yüksek ateşte pişen bir yiyecekten daha çok ısıtıcı özellik taşır. Sırasıyla sıcaktan, daha az sıcağa doğru ısıtma özelliği taşıyan yemek pişirme teknikleri ise; kızartma, fırınlama, harlı ateşte pişirme ya da soteleme, basınçlı tencerede pişirme, yavaş kaynatmak, buharda pişirmek ve susuz pişirmek olarak sıralanabilir.
  7. Avusturyalı metafizikçi Rudolf Steiner yiyecekteki enerjinin miktarı ve kalitesini belirleyici özelliğinin, pişirmedeki yakıtta olduğunu iddia etmiştir. Yüksek enerjiden daha düşük enerjiye göre pişirmede kullanılan yakıt türlerini; saman, odun, kömür, gaz ve elektrik olarak sıralayabiliriz. Bu bağlamda elektrikli ocakta pişen ürünleri zayıf olan insanların tüketmemesi tavsiye edilir. Mikrodalga ile ısıtma & pişirmenin yiyeceklerin moleküler bütünlüğünü bozarak qi’sini azalttığı bir gerçektir. Yapılan bilimsel araştırmalar artık bugün mikrodalga ile pişirilen yiyeceklerin mideye indiğinde yapısal ve bağışıklıkla ilgili değişikliklere uğradığını göstermektedir.  British Medical Journal The Lancet’in bir raporunda, mikrodalga fırınlarda pişirilen yiyeceklerde L-prolin amino asitlerinin, sinir sistemi, karaciğer ve böbrekler için toksik olduğu kanıtlanmış D-prolin amino aistlerine dönüştüğü kanıtlanmıştır.
  8. Dilimlemek, eti dövmek, öğütmek, bastırmak ve karıştırmak gibi işlem görmüş yiyecekler vücuda daha çok enerji vererek yüksek ısı üretmektedirler. Bazı çalışmalara göre ince dilimlenmiş olan yiyeceklerin kandaki şeker oranını yükselttiği görülmüştür.
  9. Yiyecekleri çiğnemek yine ısı yaratır. Soğuk bir yiyecek bile uzun çiğnendiğinde ısı yaymaya başlar. Bileşik karbonhidrat içeren tahıllar, baklagiller ve sebzelerin akışkan kıvama gelene kadar iyice çiğnenmesi sindirimde en iyi şekilde özümsenmesi ve ısı vermesine yardımcı olur.
Bunların içinde en önemlisi yiyeceklerin hazırlanma ve pişirme yönteminin gıda üzerindeki etkisidir. Eğer gıdalar besin miktarları kayba uğramadan tüketilirse vücudumuzdaki enerjinin tamamı sindirim ile uğraşmayacak, enerjinin daha  büyük bölümü temiz düşünmemize ve yaratıcı gücümüzü yükseltmemize yardımcı olacaktır.
 
Bizleri insan yapan şey Tanrı’nın bizi yaratırken mayamıza bilerek kattığı kusurlardır. Bu kusurlardan sıyrılarak hakikate yaklaşabilmek için egomuzu kontrolümüz altına almak, nefsimize hakim olmaya çalışmak gerekir. Dünyada obezite ve sağlıksız beslenmeden ötürü kronik hastalıkların son sürat arttığı günümüzde, Yiyecek & içecek dünyasını  ve kendi vücudumuzun nasıl işlediğini biraz daha yakından tanımak ve yaşam kalitemizi yükseltmek için çaba göstermeliyiz. Nerden başlasam diyenler için umarım yaşam enerjisi Qi konulu bu yazı bir nebze motive eder ve kişisel gelişime katkısı olur. Qi’nin vücudumuzdaki üç kaynağından biri olan “Yiyeceklerden aldığımız enerji” yazım biraz daha zenginleşerek Mayıs ay’ında devam edecek. Unutmayın! Sağlık dolu bir yaşamın kapısını çalmak için hiç bir zaman geç değildir. Yeterki bilincimizi yükseltelim.
 
Sevgiyle…
 
Görseller:
Yazara aittir.

 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.