Genç Çiftçiler ve Sürdürülebilirlik

Yunan mitolojisinde insanlara ekip biçmeyi öğreten Demeter “tarım ve bereket” tanrıçası olarak bilinir. Demeter güzeller güzeli ve hatta ‘Yeryüzünün Ecesi’ sayılan “doğal yaşamın” tanrıçası olan Pershopone’un da annesidir. Pek çok tanrı gibi üç büyük tanrıdan Yer altı Tanrısı Hades’te Pershopone’a âşıktır. Onu çiçek toplarken kaçırır. Demeter hayata küser. Ve uzun süren kıtlık dönemi başlar. (Can, H. Z., 2015)

Kırsal alanlar tarımsal faaliyetlerin hâkim olduğu, insanların birbirini tanıdığı, yaşayanların benzer uğraşlarda bulunduğu, iletişimin yüzyüze olduğu bölgelerdir. Sosyal olarak muhafazakâr, kültürel olarak halk kültürünün içindedir. Gıda, giyim gibi temel ihtiyaçları ürettikleri halde zenginleşmeden aldıkları pay düşüktür. Savaş dönemlerinde en büyük zulmü gören köylerdir. Kentlerin güvenlik olanaklarından yoksundur. Savaşlarda yağmalanır. Sosyal ve kültürel alt yapıdan yararlanmaları zordur. Günümüz toplumlarında da gelişen altyapı ve sosyal olanaklardan kırsal kesim eşit biçimde yararlanamaz. Tüm bu tablo, günümüz iletişim olanakları ile kentleri daha cazip gören kırsal kesimdeki gençlerin kentlere yönelmesi ile sonuçlanır.

Köyden kente göç, zaman zaman tersine dönebilir. Bazen çiftçilikle hiç ilgisi olmamış insanlar sağlık, şehir hayatından kaçma gibi nedenlerle çiftçiliğe geçebilir. Bazen sonradan çiftçiliğe geçenler de başarılı olabilir elbette… Ancak, asıl olması gereken tarım hafızasını ya da mirasını da içeren köy kültürünün sürmesidir. Bu da köye sonradan göç edenlerle değil, köyden hiç ayrılmadan köyü yaşatan köy halkının varlığını sürdürmesi ile olur. Yani tarımın hafızasını genç çiftçiler yaşatabilir.

Kırsal yaşam biçimini ve bölge tarımını doğa koşulları şekillendirir. Bu nedenle köylerde oluşan kültürel ve sosyal ortam tarımsal faaliyetlerle iç içedir. Kırsal bölgelerdeki kültür, aynı anda tarım açısından da bir birikimi ifade eder. Yani köy kültürü, aslında tarımın hafızasını da içinde barındırır. Bir ağaç korkutma hikâyesi belki meseleyi anlamamız açısından yararlı olur.

Ağaç Korkar mı?

Bahçesinde bulunan ağacın kısırlıktan kurtulup meyve vermesi için yaşlı adam yanında bulunan yeni evli oğluna: ‘Bu ağacı keseceğiz diye korkutursak ağaç meyve verir. Korkmazsa meyve vermez. Ben baltayla bu ağacının üstüne hücum ederim, sen de 'yapma, kesme bu odun olmaz meyve ağacıdır, bu sene olmazsa seneye meyve verir' diye beni tutarsın.’ der. Oğlu ‘Baba öyle şey mi olurmuş? Ağaç korkar mıymış?’ dese de yaşlı adam ‘Sen inanma bakalım. Dedem zamanında meyve vermeyen ağaçları böyle korkuturdu. Ağaçlar korkudan meyve verirdi.’ diye söylenince genç adam babasını kıramaz. Yaşlı adam baltayı alıp ağaca doğru hücuma geçer. İri yarı ve genç adam babasını birkaç defa sarılıp geri çevirir. Ancak gaza gelen yaşlı adam son bir hücumla Oğlunun canını da yakarak yanından geçip ağacın dallarını yaralar.  Oğlu birden kenara çekilip: "Baba niyetin beni mi korkutmak yoksa ağaçları mı? Torun istiyorsan bu böyle baltayla korkutarak olmaz. Niyetin ağacı kesmekse, ben seni daha durdurmuyorum.’ der ve gider. Yaşlı adam oğlunun arkasından ‘Oğlum bak gitme, bırakma’ derken, bir yandan da ‘Vallahi keserim ben bu ağacı.’ diye ağacı korkutmayı da ihmal etmez.. Ertesi sene yaşlı adam bir torun sahibi olmuştur.  Ağacın da birkaç tane meyve verdiğini görür. Adam ‘Bak oğlum’ der ‘Az daha dursaydın bu ağaç meyve dökerdi. Bol bol yerdik’ Genç adam da "Baba, o ağaç meyve dökerdi de sen torun göremezdin.’ der.
 
Ağaç gerçekten kokar mı? Genç çiftçi ağacın o şekilde korkutulamayacağı düşüncesinde haklıysa da, yaşlı adamın korkutma ritüeli tamamen temelsiz değildir. Ağaçlar bağırtıdan çağırtıdan korkmaz. Aslında yaralanmadan da korkmaz. Bir tür ölüm korkusu, ağacın meyve vermesine neden olur diyebiliriz. Ama bu bizim anladığımız gibi bir korku değildir.

Ağaç koşullar uygun olduğu sürece meyve vermek yerine daha büyük, daha güçlü olmak üzere vejatatif  gelişimini (uzama ve dallanma) sürdürür. Ağacın köklerinden dallarına gelen besin maddeleri yeterli olduğu sürece ağaç meyve vermeye yönelmez. Bir ağacın büyümesi köklerinin besin gönderebildiği en uzak noktaya kadar sürer. Ve bu büyüklüğe ulaşıncaya kadar meyve vermeyebilir.

Yaşlı adam elindeki baltayla ağacın gövdesine çizikler açarak soymuk borulara zarar vermiştir. Ağacı korkutmaya çalışırken ağacın kabuğuna verdiği zarar sayesinde farkında olmadan besin akışını sınırlandırır. Bu ağaç için ölüm sinyalidir. Bu durumda ağaç meyve vererek soyunu sürdürmeye yönelir. Ağaç korkutma batıl inanç gibi görünse de deneyimle elde edilmiş kadim bir bilgiden kaynaklanır.

Anadolu’nun Mirası Tarımın Hafızası

‘Kocakarı Soğukları’ gibi deyimlerle anlatılan ekstrem hava koşullarına ilişkin tarihler de aslında kadim çiftçilik bilgisinin içinde yer alır. Bu tarihler bölgedeki tarım için önemli iklim özelliklerinim üreticiler tarafından uzun yıllar takip edilmesi sonucu öğrenilmiştir. Bu bilgiler kuşaktan kuşağa aktarılarak bu güne kadar gelmiştir. Tarımın hafızası köyün sürekliliğine bağlıdır.

Kırsal alanlarda yaşayan gençlerin deneyimlerden kaynaklanan kadim çiftçilik bilgisine ilgisi giderek azalmaktadır. Ritüellere dökülmüş, hikâyelerle süslenmiş olması batıl inanç olduğunu göstermez. Arkasındaki gerçek arandığında çiftçilik açısından yararlı bir uygulama ile karşılaşılabilir. Köy kültürünün sürmesi, köyün sürekliliğinin sağlanması köy kültürünü sürdürecek gençlerin varlığına bağlıdır. Köylerde yaşayan gençlerin arasında dedesinden, babasından gördüğünü boş inanç deyip kenara atmayacak, köy kültürünü yaşatacak genç çiftçilerin ortaya çıkması gerekir.

Bu gençlerin köy kültürüne sahip çıkması yeterli değildir. Bilgi birikimlerinin arttırılması, öğrenme becerilerinin yükseltilmesi de gerekir. Çiftçiliği bilen, yeniliklere açık, insana değer veren, çevre bilincine sahip, vicdanlı genç çiftçiler yetiştirmek gerekiyor.

Çiftçilik eğitim şartına bağlı bir meslek olarak şekillenmelidir. Bu mesleği tercih eden geçlerin tarımı en doğru şekilde uygulayabilecek, bağlı olduğu tarımsal kültürü taşırken yeniliklere açık olabilecek şekilde yetişmesi de önemlidir. Ama köy kültürü bütünlüğü içerisinde tarım hafızasının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması da genç çiftçilerin görevleri arasındadır.

Anadolu’nun insanlığa mirası olarak köy kültürünün korunması için de bu gençlerin bilinçli olarak ‘Ağaç korkutma’ gibi ritüelleri, deyimleri, atasözlerini dikkate almaları, unutmamaları sağlanmalıdır.
 
Gençleri Köyde Tutmak

Genç nüfusun en azından bir kısmını köylerde tutmak, köy kültürünün sürekliliğini sağlamak önemli bir konu… Bunun için yapılan çalışmalara saygı duymak gerekiyor. Ancak, anlaşılacağı üzere konu yalnızca ekonomik boyutuyla ele alınırsa eksik kalacaktır. Bunu alt yapı olanaklarına ilişkin çözüm getirmeden, sosyal ve kültürel olanaklara erişimi kolaylaştırmadan başarmak mümkün değildir.

Mesela yakınlarda, en azından bağlı oldukları ilçede iyi okullar, tam teşekküllü bir hastane yoksa bu olanaklara yakın olma isteği dahi göçün önlenmesini sağlamayacaktır. Hatta yaptıracağınız ve en iyi bir şekilde donatacağınız hastane, okul gibi olanaklar da donanımlı öğretmen ve hekimler buralarda çalışmak istemediği sürece sorunu çözmeyecektir.

Öte yandan üreticiye üretilecek alternatif ürünleri yetiştirtmek, üretime ilişkin yenilikleri aktarmak, daha iyi, daha fazla ürün üretmesini sağlayacak alet ekipman vermek de sorunu çözmeyecektir. Ürünlerin üretilmesi kadar önemli olan pazarlama süreci konusunda da köylerin yaşadığı sorunların çözümüne katkıda bulunulmalıdır.

Geçmişte, ilçede devletin doğrudan yatırımları ile pazarlama kanalı oluşturmak, kırsal alanların sürdürülebilirliği açısından genç nüfusun köylerde kamasını sağlamıştır. Sümerbank, şeker fabrikaları, yem ve gübre fabrikaları gibi tesisler köyler için yalnız ekonomik değil sosyal ve kültürel anlamda da bir destek noktası oluşturdu.

Örneğin devlet pijama satmaz diye kapattığımız Sümerbank'lar pamuk, koyun-keçi üreticisinin köyde tutunması için önemli bir destek noktasıydı. Ürettiği ürünler üretimin sürekliliğini sağlarken, ilçedeki iş kapasitesini arttırıyordu. İlçelerde gerek fabrikaların yaptığı harcamalar, gerekse çalışanların ve alışverişte bulunan üreticilerin yaptığı harcamalar sayesinde oluşan ekonomik döngü ilçeleri cazibe merkezi haline getiriyordu. Böylece büyüyen köyler sorunun çözümüne katkıda bulunuyordu.

Aynı zamanda Sümerbank’ta çalışan kardeş, akraba köyde yaşayan için sosyal destek oluşturuyordu. Bu fabrikalarda çalışan memur ve teknik eleman diğer kamu görevlileri ile evlenerek ilçedeki kamu kuruluşlarının, özellikle de sağlık ve eğitim kuruluşlarının sürekliliğini sağlayabiliyordu. Ortaya çıkan sosyal ortam, kültürel etkinliklerin ve ortamların oluşmasına katkıda bulunuyordu. Bu ortam memurların tayin konusundaki isteklerini azaltmaktaydı.

Gidemeyenlerin Köyleri

Bir zamanlar Gülay Göktürk’ün yazdığı (Göktürk G., 2001) kitap oldukça ses getirmişti. Gidemeyen (genç)lerin zorunlu olarak yaşadığı bir ülke... Köylerse son 30-40 yıldır gidemeyenlerin, daha kötüsü toprağını iyi bir fiyata elden çıkaramayanların yaşadığı yerleri ifade etmeye başladı. Yani pek çok kırsal yerleşim gidemeyenlerin köyleri durumunda…

Gidemeyenlerin yaşadığı köylerde, gitmek hayaliyle büyüyen gençler nasıl olacak da köylerde kalacak? Köylerdeki alt yapı imkânları bu kadar yetersiz, sosyal olanaklar bu kadar zayıfken… Bazı gençleri çiftçiliğe ikna etsek, evlenecekleri müstakbel eşleri kente göçü şart koşarsa… Bu gençlere verdiğimiz eğitim üniversite okuyup kentlerde yaşamaya yöneltmiyor mu zaten?

Devletin bu bölgelerde belediye, kooperatif, üretici birlikleri gibi kurum ve kuruluşların bu tür tarımsal iktisadi işletmeleri kurmak üzere desteklemesi sorunun çözümüne katkıda bulunacaktır. Tarımla ilgili işletmelerin küçük il ve İlçelerde faaliyet göstermesini sağlayacak önlemler alınması sağlanabilir. 

Çiftçiliği bir meslek olarak görmek ve saygınlığını arttırmak gençleri tarıma sahip çıkmaları açısından önemlidir. Pek çok detayı bulunan ve açık hava koşullarında yapılan bu mesleğe ilişkin yeterliliği eğitim ve deneyime bağlamak da mesleğin değerli hale gelmesine katkıda bulunacaktır. Eğitim ve uygulama sürecinde başarılı olanların ‘aile işletmesi’ni sürdürmeye da hak kazanması yoluyla işletme bütünlüğü korunur, arazilerin parçalanmasının önüne geçilebilir.

Üstelik çiftçilik bir meslek disipliniyle ve bilinciyle taçlandırıldığında saygınlık kazanmanın ötesinde başarılı üretici işletmeleri oluşacaktır. Devletin verdiği desteği hakkıyla değerlendiren üreticiler bu desteği katma değere çevirip devletin vergilendirme yoluyla kazanmasına ve hizmetlerini yürütmesine olanak sağlayacaktır.

Ve en önemlisi köylerin sosyal değişime ayak uydurması için yapılacak projelerdir. Köylerin özellikleri, tarımsal faaliyetleri ve kapasiteleri dikkate alınarak yapılacak bütünsel projeler hazırlanmalıdır. Kim köyle için örgütlü hareket etmelerini sağlayacak yöntemler yeterli olabilecektir. Bazı köyler kendi işletmelerine sahip organizasyonlar haline getirilebilir Yada bazı köylerin agro turizm, eko turizm kapasiteleri geliştirilerek destinasyon haline gelmeleri düşünülebilir.

Demeter kızını kaybettiğinde hayata küstü. O ölümsüz olduğu halde kendi soyunu sürdürecek olan kızına yürekten bağlıydı. Biz ölümsüz değiliz. Gençler yalnızca bizim genlerimizin değil, kültürümüzün, değerlerimizin ve bilgi birikimimizin de taşıyıcısı olarak bizlerin yaşantılarını deneyimlerini geleceğe taşıyabilecek gücümüzdür. Kırsal kalkınmanın, tarımın sürdürülebilirliğinin anahtarı genç çiftçilerdir.
 
Kaynaklar:
  1. Can, H. Z., (2015) Ya Koca Bir Narı Yeseydi Persephone!, Apelasyon E-Dergi, Sayı 16, http://bit.ly/1XZnC4a
  2. Göktürk G., (2001) Gidemeyenlerin Ülkesi, Liberte Yayınları, İstanbul ISBN: 9756877456
Görseller:
  1. http://bit.ly/1r4V0vA
  2. http://bit.ly/1SVmSyM
  3. http://bit.ly/1QGJcVm
  4. http://bit.ly/1YXAFTY
  5. http://bit.ly/1N9Tq5Z
  6. http://bit.ly/24roGBF
  7. http://bit.ly/1VYSP9K

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.