Düdüklüde Kıymalı Bamya

Yazının başlığı, alaturkalıkla alafrangalık arasında sıkışıp kalmış günümüz kadınlarından bir grubun öyküsünün mizahi bir üslupla anlatıldığı Mehmet Baydur’un tiyatro yapıtından alındı. Artık aramızda olmayan ancak yazdığı oyunlarla ölümsüzleşen Mehmet Baydur’un yazının konusuyla ilgisi ise sadece oyunun adında geçen bamya yoluyla oluyor. Bir diğer deyişle bamya üzerine yazılacak bir yazıya Mehmet Baydur’un bu oyununun adını vererek hem 2001 yılının Kasım ayında kaybettiğimiz bu ünlü yazarımızı ölüm yıldönümünde anmak hem de bamya ile ilgili bir yazıya en uygun girişi oluşturmak istedim.

Özellikle çocuklukta ve gençlikte pek sevilmeyen ve hatta yememek için elden gelen her şeyin yapıldığı bu bitki ve bundan yapılan yemekler üzerine gençler arasında yapılan temel espri bamyaya nezle tedavisi uygulama yolunda olanıdır. Bununla birlikte bir omnivor, yani hem bitkisel hem de hayvansal besin maddelerini tüketebilen bir canlı olan insanoğlunun tarihinde bu bitkinin oldukça ilgi çekici bir yeri olduğunu da hemen belirtmeli.

Ebegümeci (Malvaceae) familyasından olan bamya, Abelmoschus esculentus veya Hibiscus esculentus bilimsel adlarıyla tanınan ve sıcak iklimlerde yılda bir-iki kere, ılıman iklimlerde ise yılda bir kere ürün veren, boyu 1-2 metreye kadar uzayabilen, yaprakları asma yaprağına benzeyen, meyvesi beş bölmeli, tohumları yuvarlak ve yeşilimsi gri renkte bir sebzedir. Anavatanı ise genellikle Akdeniz kıyıları olarak belirtilmekle birlikte isminden yola çıkarak yapılacak etimolojik bir inceleme hiç de öyle olmadığını ve farklı coğrafyalara uzanmak gerektiğini gösterir. Farklı coğrafyalardan kasıt Afrika kıyılarının ekvatora yakın batı kesimleri bir diğer deyişle Gana, Fildişi Sahili, Angola gibi ülkelerin yer aldığı Batı Afrika kıyılarıdır. Kısacası coğrafi keşifler ve bunu izleyen kolonizasyon süreci içinde ‘uygar’ dünyanın tanıdığı bir bitkidir bamya.

Bamya’nın Batı Afrika ile olan ilişkisi ise onun Afrika kökenli bir bitki olduğunu göstermekle birlikte tam olarak nereden çıktığı konusunu açıklamaya yetmemektedir. Bunun için Antik Mısır kaynaklarına dönmeye gerek vardır. Çünkü Yukarı Mısır’ın bugünkü Etiyopya’ya yakın kesimlerinde ilk kez tarıma alındığı ve bunun MÖ 12.yy gibi oldukça eski bir tarihte gerçekleştiği de filolojik kanıtlara dayanılarak (?) ile belirtilmektedir. Bir önceki tümcede geçen (?) işareti biz arkeologların çok sevdiği bir işarettir. Bir konudan emin değilsek ya da şüpheliysek bu işareti koyar yolumuza devam ederiz.

Şimdilik Türkçe adını daha sonra geri dönmek üzere bir kenara bırakalım ve diğer dillerde bamya anlamına gelen sözcüklere bir göz atalım. İngilizce ve Almanca’da okra, Fransızca ve İspanyolca’da gombo, Portekizce’de quiabo, Türkçe ve Yunanca’da bamya, olarak geçen ve hemen her dilde okra, gombo ya da bamya sözcüklerinin değişik versiyonları şeklinde görülen bu bitkinin adının batı dillerindeki kökeni Batı Afrika dillerine uzanmakta.

Coğrafi keşifler ve sonrası gelen kolonizasyon süreci içinde Batı Afrika sahillerine gelen Portekizliler ve daha sonrasında İngiliz ve Fransızlar burada yaşayan halkların dili olan Akan ve Mbundu dillerinde bamyaya verilen isimleri kendi dillerine uyarlayarak almışlar ve böylece ortaya bugünkü kullanımlar çıkmıştır. Önce gombodan başlayacak olursak Portekizli denizci ve tüccarların Angola kıyılarına ulaşması ve burada konuşulan Bantu dillerinden biri olan Mbundu dilinde bamyaya verilen “ngombo” sözcüğünü gombo olarak dillerine almış ve buradan bamyanın bir adı ortaya çıkmıştır. Ancak gombo adının Amerika Birleşik Devletleri’nde özellikle zenci nüfusun fazla olduğu güney eyaletlerinde de kullanılıyor oluşu ve okra yerine bu sözcüğün tercih edilişinin tarihi ise köle ticareti ile bağlantılıdır. İngilizce sözlüklere ilk olarak 1805 yılında Louisiana’da kayıt altına alındığı belirtilen bu sözcüki olasılıkla köle ticaretinin de bamyanın dilsel yolculuğunda yeri olduğunu göstermektedir. Portekizce’de kullanılan quiabo ise yine Bantu dillerinde ngombonun çeşitlemesi olarak kullanılan quillobo sözcüğünden gelmektedir. Bununla birlikte İngilizce’deki okra kullanılışı ise yine yukarıda sözü edilen diğer Batı Afrika ülkelerinde yaygın olan ve Kwa dil ailesinin üyesi olan Akan dilinden gelmektedir. İngilizce’de ilk olarak 1679 yılında kayda geçen bu sözcük, bugün Fildişi ve Gana’da konuşulan Akan dilindeki “nkruma” sözcüğünden evrilmiştir. Kendisi de bir Ganalı olan eski Birleşmiş Milletler başkanı Kofi Atta Annan’ın da konuştuğu dillerden biri olan bu dil günümüzde Fildişi ve Gana halkının yarıya yakınının dilidir. Bamya’nın konuyla doğrudan ilgisi olmasa da İngilizce’de bir adı daha bulunmakta. Zarif bir ad bu, Lady’s Fingers. Türkçe’ye “Hanım Parmağı” olarak çevirsek nasıl olur? Hani Türkçe tatlı adları hanım göbeği ve dilber dudağı gibi ya da vezir parmağı veya kaba bir adlandırmayla kadınbudu köfte. Aslında sadece dilimizdeki bu yemek adları ve onların bilinçaltındaki anlamları ve kökenleri üzerine bir yazı yazılsa yeridir. Bilinçaltı deyince burada bir parantez açıp düş yorumlarına da yer verelim. Efendim düş yorumcularına göre mevsiminde bamya görmek ve yemek, rızka ve kısmete, mevsimi dışında tazesini görmek üzüntüye, kurutulmuşunu görmek ihtimal dışı rızk ve kısmete delalet edermiş. Lady’s Fingers’tan düş yorumlarına derken konudan uzaklaştık, iyisi mi hanım parmağını İngilizlere bırakıp konuya geri dönelim ve şu bamya sözcüğü Türk diline nasıl girmiş ona bakalım.

Türkçe’de kullanılan bamya ise Arapça’dan gelmekte. Dünyanın en büyük Türkoloji uzmanı Andreas Tietze’nin ilk cildinden sonrası basılamayan Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugatı’na göre Bâmiya sözcüğü Arapça’da da aynı bitkiyi tanımlamakta. Ancak iş bu kadarla bitmiyor. Asya kıtasında konuşulan diğer dillere bakınca Malay dilinde “bendi”, Hintçe’de “bhindi”, Farsça “bamieh” gibi sözcüklerin varlığı köken konusunda kuşkular uyandırmakta. Bir başka deyişle sözcük Asya’dan gelip Malayca ve sonrasında Hintçe üzerinden mi Ortadoğu dillerine girdi, yoksa ters yönde bir işleyiş mi söz konusu? Her ne kadar bitkinin orijini olarak botanikçiler ve filologlar Afrika kıtası ve Etiyopya’yı gösterse de acaba hemen hemen aynı iklim kuşağında bulunan Asya alt kıtasında bir yerlerde de bu bitki ortaya çıkmış ve kultive edilmiş olabilir mi? Bu soruların yanıtları şimdilik kaydıyla saptanabilmiş değil. Ancak bilinen haliyle Etiyopya’dan çıkan bitki olasılıkla iki yol izlemiş görünüyor. Biri batıya Batı Afrika kıyılarına, diğeri doğu ve kuzeydoğuya Eski Mısır ve Mezopotamya üzerinden Hindistan ve Çinhindi’ne. Ancak dilsel olarak Mezopotamya dillerinde özellikle M.Ö. 1.binyılın önemli dillerinden olan Asurca’da bu bitkiyi tanımlayan bir sözcüğü en azından ben bulamadım veya belki sözcük var ama diğer birçok sözcük gibi anlamı bilinmiyor. Malum, Mezopotamya dilleri ve yazıları çözülmüş olsa bile bilinmeyen sözcük sayısı oldukça fazla ve araştırmalar halen devam etmekte. Ayrıca Eski Yunan ve Roma kültürlerinin Mezopotamya ve Mısır’dan bunca etkilenmelerine onlardan başka birçok bitkiyi öğrenmelerine karşın bu bitki ile ilgili Eski Yunanca’da herhangi bir sözcüğün bulunmaması da şüpheleri arttırmakta. Günümüz Yunancası’nda yine bamias ya da bamies olarak kullanılan sözcük iş eski Yunanca olunca devreden çıkmakta ve tarih içinde kaybolup gitmektedir. Bu durumda tekrar başa dönecek olursak “bamyanın iki ayrı orijini olabilir mi?” sorusu tekrar akla gelmekte. Orijinlerden biri Afrika ki buradan Batı Afrika yoluyla coğrafi keşifler ve kolonizasyon sürecinde Avrupa ve Amerika’ya yayılmıştır, diğeri Malayca ve Hintçe’de rastlanılan adlarının Ortadoğu’da benzerlerinin olmasına dayanarak belirtilecek Güney Asya orijini. Konu uzun ve bir Türk deyiminin dediği gibi “bu pilav daha çok su kaldırır.” Bu nedenle şimdi son olarak Türkiye’de bamya ile ilgili deyimlere ve çeşitlere geçmenin zamanı.

Ülkemizde sebze olarak hemen her yerde yetiştirilmektedir. Akdeniz çevresi en uygun bölgeyken; Erzurum, Kars gibi daha soğuk ve yüksek yerler hariç hemen her yerde yetiştirildiği görülür. Ayrıca Sultani, Amasya ve Balıkesir çeşitleri en tanınanlarıdır. Bunun yanı sıra sanayileşme ve kentleşmenin getirdiği baskı sonucu İzmir’in Bornova ilçesinde yetişen bir çeşit olan kınalı Bornova Bamyası artık kaybolmuştur. Ojeli ya da kınalı denilen bu çeşit bamyanın yetiştiği Bornova ovasındaki tarlalarda artık apartman ve fabrika binası yetişmektedir. İlk gençlik yıllarını 1970’lerde yaşayan benim gibiler için bir espri konusu olan Bornova Bamyası yok olurken, bamya tarlası deyiminin argoda mezarlık anlamına geldiği de neredeyse unutuldu.

A Vitamini, Folik Asit, Potasyum ve Magnezyum açısından zengin bu bitkinin kültür tarihi içindeki yerini ve kültürel yolculuğunu kısaca anlatmaya çalıştığım bu yazıya başlarken Mehmet Baydur’un bir tiyatro yapıtından yararlanmıştım. Bitirirken de 21 Mart dünya şiir günü için Sina Akyol tarafından yazılan ve ilk kez Radikal Gazetesi’nin aynı günlü sayısında yayınlanan şiirle bitireceğim…
 
BAM-
yanın
güzel-
liği !..
 
Hele ki suyuna
banmışsak,
canım!

Sina Akyol
 
Görseller:
  1. http://bit.ly/2ag23co
  2. http://bit.ly/2at6uDP

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.