Bir de Kıymetini Bilebilsek?

İşte size güncel bir görüntü. Uydudan alınmış genel bir manzara. "Karaları, bulutları anlamak mümkün de peki bu denizdeki renkler ne?" derseniz onların anlamı da deniz suyu sıcaklığı. Koyu mavi veya lacivert en soğuk, kırmızı en sıcak. Şimdi daha iyi anlaşılıyor değil mi neden Akdeniz sahilleri yaz aylarında denize girmek için daha da tercih edilen bölgemiz oluyor veya Baltık sahillerinden gelen bir turistin neden bizde kemiklerinin dahi ısındığını. O mavi renk bizde, Akdeniz’de ancak kış döneminde oluyor. Hani kışın görürsünüz güneş azcık açınca Baltık sahillerinden veya Rusya’dan gelen birisi dalar denize, mutlu mutlu yüzer. Hayretle bakarız biz dalsak herhalde buz kalıbı olarak denizden çıkarken onlar keyifle yüzer. Nedeni basit, bizdeki en soğuk neredeyse onlarda en sıcak. Vücutları alışmış.

Şimdi biraz daha yaklaşalım görüntüye, bakalım bizim denizlerimize has özellikler görebilecek miyiz?
Akdeniz sahillerimiz sımsıcak; keza batı Karadeniz sahil kesimi de öyle. Akdeniz’in neden sıcak olduğu belli. Sahra ile komşu ama ya Karadeniz? Geçen sayıda sizlere dalgalı denize girmeyin uyarısı yaparken Karadeniz’deki rüzgârların Kırım'dan başlayarak estiğinden bahsetmiştim. İşte, yüzeyde ısınan sular bizim sahillerimize doğru gelir ve bizim sahil kesimini kuzeye göre daha sıcak yapar. Ege'de de tam tersi. Kuzeyden esen rüzgâr bu sefer yüzey sularını alır açık denize sürükler ve bu suyun yerini daha derinlerde olan kış suyu tamamlar. İşte bu nedenle özellikle karadan denize esen rüzgârları alan sahil kesimlerinde su serinler. Özellikle Ege sahil kesiminde ve Edremit Körfezi'nde bu soğuk sular çok hissedilir. Zannederler ki yer altından giren soğuk tatlı su var ve bu nedenle sular soğur ama gerçekle alakası yoktur.

Akdeniz hamamında da su o kadar ısınır ki neredeyse 30 dereceye yaklaşır. Sahilde ölçerseniz daha da sıcak sular bulabilirsiniz ama genelde 30 derece en üst limittir.

Bir de Marmara’ya bakalım, hani şu ikinci boğaz ile Karadeniz’e bağlanmak istenen denizimize. Biraz da renklendireyim bu denizimizi ama yapay bir şey koymadan sadece olanı daha da çarpıcı hale getirmek sureti ile renklendirme.

İşte oluşan farklılıklar. Marmara Denizi'nde sanki İstanbul önlerinde soğuma olmuş. Karadeniz’den gelen su kırmızı ama çıkan sarımsı, yani soğumuş. Nasıl olacak bu iş? İşte bunu Kanal İstanbul ile ilgili olarak ortaya “zihni sinir poroceleri” ileri sürenlere sormalı. "Yok efendim yeni kanaldan öyle enerji elde edilecekmiş ki maliyet kısa zamanda sıfırlanacakmış" mış mış.. Hadi gelin bu renk değişimini açıklayın bakalım? Hoca boyamıştan öte diyecekleri bir şey yok. Bunu dünyadaki diğer deniz bilimcilerine de sorsanız onların da diyecekleri bir şey olmaz çünkü bu özellik sadece ama sadece dünyada bize has bir nedene dayanmaktadır. İşte bu özellikleri ve Marmara’nın tamamını çok ama çok iyi bildiğimiz için sürekli uyarıyoruz.

Marmara iki tabakalıdır. Üst taraf mevsime göre sıcaklığı değişen ama tuzluluğu aynı kalan Karadeniz suyu, hemen 25 metrenin altı da yaz ve kış hem sıcaklığı (14,50C) hem de tuzluluğu aynı olan Akdeniz suyundan oluşur. Boğazdan çıkan jet akışı her daim bu alt sudan kapar ve yüzeye getirir. Yazın yüzeydeki Karadeniz suyu 23-240C'ye kadar ısınır ama Boğaz çıkışında alt tabakadaki 14,50C'lik suyu kapınca, yukarıda gördüğünüz gibi kaçınılmaz olarak daha soğuk olur. Kışın da tam tersi. 7-80C Karadeniz suyu bu 14,50C'lik sudan kapınca ısınır.
 
İşte yukarıda gördüğünüz sıcaklık değişimi bu nedenle gerçekleşir gerçekleşmesine ama yeni bir kanal açarsanız bu su, sadece sıcaklığı ile değil er veya geç ama mutlaka alt tarafta zaten bitme noktasına gelen ve halen de her türlü atık malzeme ile; örneğin Kurbağalı Dere'nin o zehirli atıkları ile; oksijen seviyesi daha da aşağılara çekilmeye çalışılan bu tabaka, oksijensiz kalacak ve sadece sıcaklığı ile değil kokusu ile de bu sarı alan ve etrafında olumsuz koşullar yaratacaktır.
 
Şimdi aklınıza gelen soru benim de aklıma gelmekte. "Hocam bu kadar konuşuyor uyarıyorsun ama seni dinleyen yok mu hiç, bu nasıl iş demiyor musunuz?" Ben de diyorum ama ülke maalesef öyle bir hale geldi ki kimse ama hiç kimse kalkıp da bana bu soruyu sorma cesaretini bulamıyor, resmen korkuyorlar. Biz yine bıkmadan usanmadan uyarmaya devam edeceğiz. Eğer bizim salt bilimsel uyarılarımızı kulak ardı eder ve kanal inşaatına başlar, suyu bir kere akıttırsanız artık geri dönüşü olmayacak şekilde Marmara Bölgesi elinizden uçar gider. Tüm Marmara Bölgesi'ni er veya geç ama mutlaka hidrojen sülfür kokusu kaplar ve bir daha asla geri dönüşü olmaz. Kanalı kapatsanız dahi olmaz.

Bir başka uyarıyı da Marmara Bölgesi'ndeki belediyelere yapıyoruz. Lütfen arıtım tesislerini çalıştırın, gelen kanalizasyon suyunu direk olarak Marmara’nın altına boşaltmayın diyoruz. Bunu nasıl mı fark ediyoruz dersiniz. Harcamanız gereken elektrik faturaları ortada yok, almanız gereken kimyasallar alınmıyor ve sizler yani bunu yapanlar sadece günü kurtarıyorsunuz ama biz bunları oradan buradan duyuyoruz. Bunları kulaktan duyarken gerçekleri nasıl farkettiğimizi merak ediyorsunuz değil mi? Marmara’nın alt tabakasında biriken ve er veya geç boğazın altından geçen alt sudaki amonyak sizi ele veriyor, elimizden kaçmıyorsunuz. Günü kurtarmak adına geleceği perişan ediyorsunuz "Aman canım kimse fark etmiyor, neden boşa elektrik harcayayım? Basın suyu gitsin, oradan da zaten Karadeniz’e gidiyormuş" diyorsunuz ama, belki de kanala dahi gerek olmadan Marmara’yı yaşanmaz hale getireceksiniz. İşte bu nedenle sizleri uyarıyoruz kurulan tesisleri olması gerektiği gibi çalıştırın diyoruz.
 
Tarihe geçmenin çeşitli koşulları ve yöntemleri var. Bu da onlardan birisi olur ama Marmara Bölgesi bir şekilde yaşanmaz bir yer olur. Durum bu kadar ciddi. Bakın İstanbul’u demedim tüm Marmara Bölgesi yaşanmaz hale gelir dedim.
 
Neden daha yaşarken üzerinde yaşamak durumunda olduğumuz Anadolu’nun cennet olduğunu düşünmüyoruz, neden kıymetini bilmiyoruz? Milyonlarca sene sonra her şey değişecek. Bakın Ankara etrafında gezerseniz deniz kabukları bulursunuz. Demek geçmişte Anadolu deniz altındaymış gelecekte nerede olacağımız belli değil, işte bu nedenle yaşarken bu coğrafyanın kıymetini bilmek durumundayız.  Bilmeyenleri de bıkmadan usanmadan bilimsel olarak uyarmak durumundayız.

Not: Geçen ay dalgalı denizde yüzmeyin, mutlaka cankurtaranların uyarısına uyun ve eğer uyarı varsa sahile ayak basmayın demiştim. Çeker akıntının aldığı canların sayısını görüyorsunuz değil mi? Lütfen dalgalı denizde yüzmeyin, çeker akıntıya kapılırsanız gelecek yazılarımı okuyamazsınız.

Uydu verileri için NASA/GSFC teşekkür ederiz.
 
“We acknowledge the use of data products or imagery from the Land, Atmosphere Near real-time Capability for EOS (LANCE) system operated by the NASA/GSFC/Earth Science Data and Information System (ESDIS) with funding provided by NASA/HQ”

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.