İklim Değişikliğinin Su Kaynaklarına Etkisi

İklim değişikliği atmosferde olumlu ya da olumsuz olarak nitelendirilebilecek değişimler sonucu meydana gelen farklılıklardır. Bu farklılıklar iklim parametrelerinde meydana gelen değişmelerdir. Küresel iklim değişikliği aslında dünyanın insanoğluna uyum sağlama çabasının ürünüdür. Farklı ekosistemlerdeki bazı canlılar, ortamlarındaki değişimlere uyum sağlamak için, diğer bir ifadeyle hayatta kalmak için adaptasyon yeteneği gösterirler. Bazıları bu adaptasyonu kendilerini değişen çevre şartlarına uyum sağlatarak, bazıları da yaşamlarını tehdit eden tehlikelere karşı kamuflaj yeteneklerini sergileyerek gerçekleştirirler. Dünya bu uyumu, iklim parametrelerini değişime uğratarak sağlamaya çalışmaktadır. Bu da gelecekte iklim değişikliği neticesinde yaşanması muhtemel kötü senaryoların şiddetinin biraz daha az olmasının ve insanoğlunun çabalarıyla küresel iklim değişikliğiyle mücadelenin başarıyla sonuçlanabileceğinin ümidini vermektedir (Gökkür, 2015).
1860’tan günümüze kadar tutulan kayıtlar, ortalama küresel sıcaklığın 0,5 ila 0,8 derece kadar artığını göstermektedir. Hiçbir önlem alınmazsa bu yüzyıl sonunda küresel sıcaklığın ortalama 2 derece artacağı tahmin edilmektedir (Yüksel ve ark.,2011). Kara ve su ekosistemleri ile sosyo-ekonomik sistemler (tarım, ormancılık, balıkçılık ve su kaynakları), insanın kalkınması ve esenliği için yaşamsal öneme sahiptir ve iklim değişikliklerine karşı önemli düzeyde duyarlıdır. Günümüzde ve gelecekte iklim değişikliğinden dolayı, dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, kuvvetli yağışlar ve seller-taşkınlar gibi doğal afetlerin şiddet ve sıklığında artışlar olacak; bazı bölgelerde ise uzun süreli ve şiddetli kuraklıklar ve bunlarla ilişkili olarak çölleşme olayları görülecektir. Bu olaylar, tüm ekosistemleri olumsuz yönde etkileyecektir. Küresel ısınma sonucu, özellikle su kaynaklarında azalma, orman yangınları ve kuraklık ile bunlara bağlı ekolojik bozulmalar olacaktır. Akarsu havzalarındaki yıllık akımlarda meydana gelecek azalma sonucunda kentlerde su sıkıntıları başlayacak, tarımsal ve kentsel su gereksinimi artacaktır (Türkeş ve ark., 2000; Kanber ve ark., 2010). Su kaynaklarının yönetiminde havza ölçeğinde ve entegre bir bakış açısı geliştirilmeli ve tüm dünyadan kabul gören “Entegre Havza Yönetimi” yaklaşımı benimsenmelidir. Havza bazında sektörel su kullanımları ve verimliliğin artırılması, sulak alanların korunması, yeraltı suyu kullanımının kontrol altına alınması, su kalitesinin iyileştirilmesi, etkin ve düzenli izleme ve denetleme mekanizmalarının kurulması gerekmektedir. Bu kapsamda, ülkemizin 25 akarsu havzasının su bütçesi çıkarılmalı, "Havza Komisyonları" oluşturulmalı ve havza planları katılımcı bir yaklaşımla hazırlanmalıdır. Her havzanın su sorunu öncelikle kendi içinde çözülmeli ve mevcut kaynakların en etkin şekilde kullanımı sağlanmalıdır (WWF-Türkiye, 2010).
 
İklim değişikliği nedeniyle su kaynaklarındaki azalma, tarımsal üretim üzerinde olumsuz etki yapacaktır. Kurak ve yarı kurak alanların genişlemesine ek olarak, yıllık ortalama sıcaklığın artması, çölleşmeyi, tuzlanmayı ve erozyonu arttıracaktır. Mevsimlik kar ve kar örtüsünün kapladığı alan azalacak, karla örtülü dönem kısalacaktır. Kar erimesinden kaynaklanan akış zamanı ve hacmindeki değişiklik, su kaynakları, tarım, ulaştırma ve enerji sektörlerini olumsuz etkileyecektir. Bunlara ek olarak, küresel ısınma, buzulların erimesi, deniz düzeyinin yükselmesi, iklim kuşaklarının kayması gibi değişikliklere de neden olacaktır (Türkeş ve ark., 2000; Kanber ve ark., 2010). Deniz suyunun ısınması başta balıkçılık olmak üzere, deniz ve okyanuslarda yaşayan pek çok türün yaşamını tehdit etmektedir. Sıcaklık rejimindeki değişiklikler, yağmur, kar yağış zaman-miktarını ve dolayısıyla yeraltı ve yerüstü su miktarını etkilemektedir. Sıcaklıktaki artış buharlaşmayı hızlandırmakta ve bu durum da, sulama suyu hacminin düşmesine neden olmaktadır. Asya, Afrika ve Amerika kıtalarındaki büyük kuyular ve akiferler kurumakta, taban suyu seviyeleri düşmekte, sulak ve bataklık alanlar giderek yok olmaktadır. Buna karşın buharlaşmanın artması sonucu yeryüzünde daha nemli bir hava hakim olacak ve buna bağlı olarak yağışlarda artış gözlenecektir. Aşırı yağış koşulları, sel ve su taşkınları riskini de artırmaktadır. Ayrıca yağışların çoğaldığı bölgelerde aşırı sıcaklık nedeniyle buharlaşmadaki artış, buraların kuraklaşmasına neden olacaktır. Dünyadaki toplam su miktarı 1,4 milyar km3 olup, bu suyun % 97,5’i tuzlu su, geriye kalan % 2,5’i tatlı su kaynaklarından oluşmaktadır. Dünyadaki nüfus artışı ile birlikte kişi başına kullanılabilir su miktarı da giderek azalmaktadır. Temiz ve içilebilir su kaynaklarının kirlenmesi ile birlikte her geçen gün su kıtlığı giderek artmaktadır. Su en fazla tarım, sanayi ve enerji üretiminde kullanılmaktadır. Sıcaklık ve nüfus artışına bağlı olarak suya olan küresel talebin artması, su konusunda etkin bir talep yönetimi ve politikalarının gerçekleştirilmesini zorunlu hale getirmektedir (Bayraç ve Doğan, 2016).
Su kütlelerinin ısınması ise, su katmanlarında ve dolayısıyla bütün ekosistemde değişikliklere yol açarak türleri (özellikle barajların alt bölümlerinde yani önceden zarar görmüş ekosistemlerde yaşayan türleri) çok ciddi şekilde etkilemektedir. Tüm bu süreçler ve etkiler iklim değişikliğinin etkisiyle daha da vahim hale gelmektedir. Su kullanımının kötü planlanması da iklim değişikliği gibi kuraklığın etkilerini ağırlaştırıcı etmenlerdendir. Su çekimleri ve su altyapı çalışmaları nehirlerdeki su akışını düşürür, bu da yeraltı sularının azalmasına ve uzun vadede akiferlerin tuzlanmasına yol açar. Akiferlerin aşırı miktarda tüketilmesi yeraltı sularına bağımlı ekosistemlerde baskı oluşturur ve sulak alanların kurumasına yol açabilir. Nehirlerin ve sulak alanların ekosistem fonksiyonlarını sürdürebilmeleri için gereken en az su miktarı ve çevresel akış dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda "Çevresel Akışlar", "Çevresel Etki Değerlendirmesi", "Kapsamlı Seçenek Değerlendirmesi", "Maliyet-Fayda Analizi" gibi yöntemler bütün planlama süreçlerinde etkin olarak kullanılmalıdır. Diğer taraftan, ekolojik açıdan hassas durumda olan alanlar mutlaka koruma statülerine kavuşturulmalı ve tehditlerin azaltılması için gereken önlemler planlar dahilinde biran evvel alınmalıdır. Ekolojik yapısı bozulmuş alanlar için mutlaka restorasyon ve rehabilitasyon programları oluşturulmalı; finansal kaynak ayrılmalıdır. Ürün bazlı destekleme sistemi yerine iklim, toprak ve su yapısı, biyolojik çeşitlilik gibi kriterleri göz önüne alan bölgesel destekleme sistemi oluşturulmalıdır. Korunan alanların sayısı mutlaka artırılmalıdır (WWF-Türkiye, 2010).
 
İklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki etkisi, yağış özelliklerinin değişmesinden kaynaklanmaktadır. Yağışlar, yer ve zaman ölçeğinde, su dengesindeki değişkenliğin belli başlı kaynağıdır. Yağışlarda iklim nedeniyle meydana gelen değişmeler, hidroloji ve su kaynakları için çok önemli sonuçlar doğurabilir. Belli bir su havzasında zaman içinde meydana gelen hidrolojik değişkenlik, günlük, mevsimlik, yıllık ve on yıllık döngüler içinde yağışlarda görülen değişkenlikten etkilenmektedir. Örneğin sel sıklığı, yıldan yıla yağış şiddetlerinde gözlenen değişmelerden ve kısa süreli yağış miktarlarında meydana gelen farklılıklardan (sağnak yağış gibi) kaynaklanmaktadır. Ayrıca, sağnak yağış sıklığının genel olarak küresel ısınma ile birlikte artacağına ilişkin kuvvetli kanıtlar bulunmaktadır. Kuraklık sıklığı yine, yağışların mevsimsel dağılımındaki değişmelerden ileri gelmektedir. İklim değişikliğiyle kış yağışlarının çok az artmasına karşı, yaz yağışlarında önemli azalmalar meydana gelecektir. Yağış azalması su kaynaklarını olumsuz etkileyecek ve kişi başına düşen su miktarı, nüfus artışının da etkisiyle önemli ölçüde azalacaktır. Kurak dönemlerde yeraltı sularının aşırı kullanılması, deniz sularının bu alanlara girmesine ve su niteliğinin geri döndürülemez biçimde bozulmasına neden olacaktır. Kar örtüsü azalacak, kar erime zamanı değişerek daha erken zamana kayacaktır. Bunun sonucu olarak yeni su depolama yapıları ve sulama sistemlerine gerek duyulacaktır. Bu yatırımlar için dünyada 200 milyar US dolar dolaylarında bütçeye gerek olacağı düşünülürse Türkiye için çok önemli bir miktarın bu amaç için ayrılacağı kuşkusuzdur (Kanber ve ark., 2010).

Meke Gölü
 
İklim değişikliği nedeniyle, yeraltı sularını besleyen yağışların azalması, sulamalar için bilinçsizce kuyuların açılmasıyla yeraltı suyunun çekilmesi, birçok gölün sularının çekilmesine neden olmuştur. Birçok baraj gölünde de su seviyesinde düşmeler gözlenmektedir.
 
Küresel ısınma ve onun etkisiyle ortaya çıkan iklim değişikliği nedeniyle hava sıcaklığının mevsim ortalamalarından yüksek olması ve bundan dolayı da karların ani erimesi baraj gölüne gelen debinin olağanüstü artmasına neden olmaktadır. Bunun neticesinde ise taşkın ve sel felaketleri görülmektedir. 1994 yılında Silifke Gezende Barajı sular altında kalmıştır (Sandalci, 2006; Sandalcı,2011; Yüksel ve ark.,2011).
 
Plansızca aşırı şehirleşmenin doğal bir sonucu olan çarpık yapılaşmanın etkisiyle yağmur sularının toprağa sızma miktarı azalmakta, buna karşın yüzeysel akışlar artmakta ve dolayısıyla yeraltı su seviyeleri düşmekte ve giderek azalmaktadır. Bir yandan toprağa sızan suyun azalması ile susuz kalan toprak diğer yandan seviyesi azalan yeraltı suları, hidrolojik çevirim (su döngüsü) için gerekli olan evapotranspirasyon (buharlaşma + terleme) olayını yeterince gerçekleştirememekte ve bunun sonucunda ise su dengesinin bozulmasına bu da iklim değişikliğine sebep olmaktadır (Yüksel ve ark.,2011). Su kayıplarını daha da azaltmak için ilave iklim, toprak ve bitki verileri sağlayan yenilikçi, sürdürülebilir sulama teknolojileri kurulmalıdır (WWF-Türkiye, 2010).
Yakın gelecekte Türkiye’de, küresel ısınma nedeniyle yağış azalacak, sıcaklığın ve dolayısıyla kuraklığın artmasına bağlı olarak arazi kullanım şekli ve tarım yöntemleri ile su kaynaklarının kullanımı ve su niteliği değişecektir. Geniş tarım alanları, kullanılacak kötü nitelikli sulama suları nedeniyle tuzluluk-sodyumluluk sorunları ile karşılaşacaktır. Sulama sularının büyük bölümü, en az 2-3 kez kullanılacaktır. Ülkemizde tarımsal üretim planlaması yapılır hale gelecektir. Su eksikliği, artan hava sıcaklıkları nedeniyle sulamaya açılan bölgelerde yetiştirilecek bitki türü, merkezi bir otorite tarafından planlanacaktır. Çok ve nitelikli su kullananan bitki türlerinin üretimi, izne bağlı olacaktır. Su fiyatları çok yükselecek, ülkeler arası savaşlar çıkabilecektir. Su kaynağına sahip olan ülkeler, önemli stratejik üstünlükler kazanacaklardır. İklim değişikliğinin su kaynakları üzerine olan olası etkileri ayrıntılı biçimde araştırılmalı, su kaynaklarının yönetimi, iklim koşulları dikkate alınarak yapılmalı, sınır aşan sulardan komşu ülkelere ayrılacak paylar, iklim değişikliği dikkate alınarak saptanmalıdır. Yeni sulama yatırımları için şimdiden planlamalar yapılmalı, kaynakların bir kısmı bu amaca dönük olarak ayrılıp kullanılmalıdır. Deniz yükselmesi sonucu sular altında kalma olasılığı bulunan veya taşkın altında kalabilecek yerler, daha güvenli alanlara taşınmalıdır (Kanber ve ark., 2010).
 
Tüm sektörlerde enerji verimliliğinin ve tasarrufunun arttırılması, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarının (hidrolik, güneş, rüzgar, jeotermal, biyokütle, vb.) birincil enerji kaynakları içindeki payının arttırılması, fosil yakıt yakma teknolojilerinin iyileştirilmesi ile birleşik ısı ve güç santrallerin yaygınlaştırılması, daha az CO2 salan yakıtlara dönüşüm, ulaştırma ve kent içi trafik sistemlerinin, motorlu taşıtların daha az yakıt tüketmelerini sağlayabilecek biçimde düzenlenmesi ve kent içinde raylı toplu taşımacılığın, şehirlerarası yük ve yolcu taşımacılığında demiryollarının ve denizyollarının önemsenmesi ve uygulanması küresel ısınmayı önlemeye yönelik alınması gereken iklim ve çevre dostu politikalar ve önlemler arasındadır (Türkeş, 2007; Kanber ve ark., 2010).
 
Bireysel olarak iklim değişimi konusunda halk, enerjiyi daha bilinçli ve verimli kullanmak ve israftan kaçınmak konusunda eğitilmelidir. Toprakların üretkenlik kapasitesinin düşmesi ya da tümüyle yok olması çölleşme olarak tanımlanmaktadır. Küresel ısınmanın etkisiyle tarımında önemli verim kaybı yaşayacak Türkiye’nin tarım topraklarını kaybetmemesi, su kaynaklarını cömertçe kirletmemesi gerekmektedir. Bu nedenle tarım toprakları üzerinde hızlı kentleşme ve sanayileşme yaşanmasına izin verilmemeli; topraklar özenle korunmalıdır. Türkiye’de, ormanların ve meraların tahrip edilmesinin önüne geçilmelidir. Önemli karbon yutakları olan bu alanların amaç dışı kullanılmaları hem verimli yüzey toprağının yok olmasına hem de yaratılan aşınımla su kaynaklarının siltasyonla kirlenmelerine ve baraj göllerinin hızlı dolmasına yol açmaktadır. Yanlış arazi kullanımı, yağış suyunun toprağa sızmasını önlemekte yüzey akışa geçmesine neden olmaktadır. Böylece, yeraltı su kaynakları beslenememektedir. Değinilen olumsuzlukları öneyecek bir ulusal program hazırlanmalı ve yürürlüğe koyulmalıdır. Gelecekte daha kurak bir döneme girecek Türkiye’de toprak aşınımının denetimi ve suyun toprakta tutulması önem kazanmaktadır. Suyun toprakta tutulmasını sağlayan önlemler üzerinde durulmalı; örneğin, anız yakılmasının önüne geçilmelidir. Barajlar, serin iklime sahip yerlerde ve derin vadiler içerisine yapılarak, buharlaşma kayıpları en aza indirilmelidir. Ayrıca, verimli tarım topraklarının baraj gölleri altında kalmamasına özen gösterilmelidir (Kanber ve ark., 2010). Ağaçlandırma çalışmaları gerek küresel ısınmanın etkilerine karşı gerekse baraj rezervuarının sedimente karşı korunması noktasında yapılabilecek en güzel çalışmalardır (Yüksel ve ark.,2011).
 
İklim değişikliğinin bu olumsuz etkilerinin yanı sıra olumlu etkileri de vardır. Örneğin; atmosferdeki CO2 oranının artması bazı bitkilerin daha fazla karbon alımı sonucu verimliliğini artırmaktadır. Sıcaklık artışı bitki büyüme dönemlerini kısaltmakta, erken ekim ve hasat imkânı ortaya çıkmaktadır. Sıcak bölgelerde yetişen bitkilerin ılıman bölgelerde de yetişmesine olanak vermektedir. Ayrıca, emisyon ticareti tarımsal faaliyetlerle uğraşanlara yeni bir gelir kaynağı imkanı vermektedir (Bayraç ve Doğan, 2016).
 
İklim değişikliği bahçe bitkileri ve tarla bitkilerinde fenolojik dönemlerde değişikliğe neden olacağından, verim azalışlarına, hastalık ve zararlılarda artışlara neden olacaktır. Sıcaklık artışı bahçe bitkilerinde ve tarla bitkilerinde çiçek dökümüne, canlılık ve çimlenme oranlarının azalmasına verim ve kalite düşüklüklerine sebep olmaktadır. Bitkilerin çiçeklenme dönemleri değişecek ve bazı bitkiler ilkbahar geç donlarından zarar görebilecektir. Meyve büyüklüğünde küçülmeler, düzensiz meydana gelen aşırı yağışlarla hastalıkların artması, bazı meyve türlerinde meydana gelen çatlamalar da verim ve kaliteyi olumsuz etkileyecektir. İklim değişikliklerinden az etkilenecek çeşitlerin geliştirilmesine yönelik ıslah çalışmaları desteklenmelidir.
Sulama programı buharlaşmanın daha az olduğu saatlere göre yeniden düzenlenmeli, sabah çok erken saatlerde ya da akşam saatlerinde sulama yapılmalıdır. Az su tüketen bitkilerin geliştirilmesi, parsel planları birbirine benzer su tüketimi olan bitkilerin birlikte sulanması şeklinde sulama programlarının oluşturulması, modern sulama teknikleriyle sulama randımanının arttırılması, su hasadının yaygınlaştırılması hatta kentsel alanlarda bahçe sulamada kullanılmasıyla iklim değişimine uygun yaşam ve su tüketimi alışkanlıklarının edinilmesi, su tasarrufuna yönelik musluklar ve klozetler kullanılması, yerleşim yerlerinde iklim değişikliğine ve ekolojiye  uyumlu peyzaj alanlarının oluşturulması, atık suların park ve bahçelerde süs bitkilerinin sulanmasında kullanılmasıyla ve su yönetimi çalışmalarına, yeni görevler eklenmesiyle, su kaynaklarının korunmasına katkı sağlanabilir.
 
İklim değişikliğinden meydana gelen sıcaklık artışları, yeraltı su seviyelerinin düşmesine, sulak alanların azalmasına sebep olur. Tarımda aşırı gübreleme ve ilaçlama faaliyetleri yeraltı sularının kirlenmesine sebep olmakta ve su kaynaklarımızın sürdürülebilirliğini tehdit etmektedir. Aşırı sulama topraklarımızın tuzlulaşarak verimini kaybetmesine neden olur. Ürünlerin sulanmasında eğitim çalışmalarına, su tasarrufu sağlayan modern sulama sistemlerinin kullanılmasına, daha az su tüketen ürünlerin üretim alanlarının arttırılmasına, yeraltı suyu kaynaklarımızın korunması için, kaçak kuyularla mücadele yöntemlerinin geliştirilmesine, zarar görmüş sulak alanların, ekolojik restorasyon kurallarına uygun şekilde, rehabilite edilmesine önem verilmelidir. İklim değişikliği nedeniyle su kaynaklarının azalması, tarım alanlarının azalması, dünyanın biyolojik çeşitliliğinin azalması, insanın yaşam alanlarının yok olması demektir. Modernleşen dünyanın armağanı olan iklimdeki bu değişmeler, insanoğlunun adaptasyon sürecinde, yaşama sevincini, metobalizma hızını düşürecektir.

İklim değişikliğinin su kaynaklarına etkisi, gıda güvenliğini tehdit etmektedir. İklim değişikliğinin önemi yeterince iyi anlaşılmazsa, tarım sektöründe çalışanlar yoksulluğu daha derinden hissedeceklerdir.

Abstract

The Impact of Climate Change on Water Resources

Owing to increasing of global warming temperatures, significant change such as change of hydrological cycle,  have been affected  all life. People depend on a reliable, clean supply of drinking water to sustain their health. Changes in water quantity and quality due to climate change are expected to affect food access. Water resources management impacts on  energy, health, food security and nature conservation areas. In this essay, in order to decrease negative effects of global warming and climate change on water resources are  recommended solutions.

Kaynaklar:
  1. Bayraç H. N. ve Doğan E., 2016. Türkiye’de İklim Değişikliğinin Tarım Sektörü Üzerine Etkileri Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İİBF Dergisi, Nisan 2016, 11(1), 23- 48.
  2. Gökkür S., 2015. Küresel soğuma, İç Anadolu Bölgesi 2. Tarım ve Gıda Kongresi, TARGID 2015, Poster, Nevşehir / Kapadokya, 28-30 Nisan 2015.
  3. Kanber, R. Bastug, R. , Büyüktas, D., Ünlü, M., Kapur, B., 2010. Küresel İklim Değişikliğinin Su Kaynakları ve Tarımsal Sulamaya Etkileri, Türkiye Ziraat Mühendisliği, VII. Teknik Kongresi, Ankara.
  4. Sandalcı, M., 2006. Silifke Taşkını ve Analizi, 1. Ulusal Taşkın Sempozyumu, DSİ, 10-12 Mayıs, Ankara, Türkiye.
  5. Sandalcı, M. ve Yüksel, İ., 2011. İklim Değişikliğinin Türkiye’deki Göller ve Barajlar Üzerindeki Etkisi, Yapı Dünyası Dergisi, 181, 25 -29.
  6. Türkeş, M., Sümer, U. M., Çetiner, G., 2000. Küresel İklim Değişikliği ve Olası Etkileri, Çevre Bakanlığı, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Seminer Notları, ÇKÖK Gn Md., Ankara. 7-24.
  7. Türkeş, M., 2007. Küresel İklim Değişikliği Nedir? Temel Kavramlar, Nedenleri, Gözlenen ve Öngörülen Değişiklikler. I. Türkiye İklim Değişikliği Kongresi - TiKDEK 2007, 11-13 Nisan 2007, İTÜ, İstanbul, s. 38-53.
  8. Yüksel, İ., Sandalcı, M., Çeribaşı, G., Yüksek Ö., 2011. Küresel Isınma ve İklim Değişikliğinin Su Kaynaklarına Etkileri, Ulusal 7. Kıyı Mühendisliği Sempozyumu, 51-58
  9.   WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), 2010. Türkiye’nin Yarınları Projesi Sonuç Raporu -http://bit.ly/2cl1HIc

Görseller:
Yazara aittir.

 
 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.