RIESLING GEÇ HASAT: KURYENİN AZİZLİĞİNDEN KAYNAKLANAN MÜKEMMELLİK

Tesadüfler birçoğumuzun hayatında önemli rol oynamıştır. Hatta kimimiz için kilometre taşları olarak bazı başlangıç ve bitişleri bile simgelemiş olabilir. Yazının başlığını konu olan bu tesadüf ise bir üzüm türünden hiç beklenmedik bir şarap kalitesinin elde edilmesinden ve bunun tamamen tesadüf eseri ortaya çıkmasından bahsetmektedir.
Riesling denilince akla hemen Almanya ve Ren nehri gelir. Almanya’daki tüm bağların %20’sinde ve yaklaşık 22.000 hektarlık bir alanda yetiştirilen Riesling üzümü beyaz şarap kategorisinde Almanya’nın simgesidir. Avustralya (4,4 hektar), Fransa (3,5 hektar) ve Avusturya (1,8 hektar) gibi ülkelerde yetiştirilse de fermente üzüm şırasında bence en önemli etken olan teruar özelliğini ancak Almanya’daki bölgeler karşılar. Kendi deneyimlerime dayanarak arasını sadece 10 metrelik bir yolun ayırdığı iki bağdan (ikisi de aynı üzüm türü) hasat edilen üzümlerde dahi kalite farkı oluştuğunu söyleyebilirim.
 
Riesling üzümünün teruarı da Ren nehri kıyılarına dik inen yamaçlarda, güneydoğu ve güneybatıya bakan sırtlardır. Hatta en kaliteli olanları o kadar spesifik bir coğrafyada yetişir ki bu bölge sadece 30-40 kilometrelik bir bölgedir. Rheingau olarak tanımlanan bu bölge Mainz şehrinin batısındaki Wicker ilçesinden başlayıp Lorchhausen ilçesine kadar olan kısa bir alandır.
Bu kadar küçük bir bölgede bu kadar yüksek kaliteli üzüm yetişmesinin bir sebebi olmalı! İşte tam burada teruar özelliği devreye girmekte. Avrupa’nın en büyük ve en önemli nehirlerinden olan ve Almanya’nın batı sınırının büyük bölümünü oluşturan Ren nehri yaklaşık 1000 kilometrelik yolculuğu boyunca güneyden kuzeye doğru akar. Fakat tam da Rheingau bölgesinde yolculuğunun yönünü kısa süreliğine değiştirir ve bu 30-40 kilometrelik kısımda doğudan batıya doğru akar. Bu kısa güzergahta nehirden yansıyan sonbahar güneşi ışınları dik yamaçlardaki üzümlerin daha da olgunlaşmasını sağlar. Nehrin bu kıvrımı sanki şarabın kalitesini yükseltmek için oluşmuş bir mucize gibidir!
 
Mucizenin diğer önemli bölümü ise Rheingau bölgesindeki Geisenheim ilçesinde bulunan Schloss Johannisberg şatosunda gerçekleşmiştir. Önceleri Benedikt manastırı olan bu yapı 1716 yılında Fulda Prens Başpiskoposu tarafından satın alındıktan sonra kapsamlı tadilatlardan geçirilerek şatoya dönüştürülmüş ve burada dünyanın ilk Riesling bağı ve şaraphanesi kurulmuştur.
Şatonun yeni sahipleri kurdukları bu bağda dünyanın en iyi Riesling şarabını üretmeyi hedefler. Bunun için her yıl hasada yaklaşık 200 km uzaklıkta bulunan Fulda piskoposunun yazılı onayını aldıktan sonra başlarlar. Tabii 18. yüzyılda bu iş günümüzde olduğu kadar kolay olmaz. Bağdan bir kaç salkım üzüm kesilerek atlı kuryeye verilir ve piskoposa gönderilir. Atlı kuryenin gidip yazılı onayı alarak geri gelmesi birkaç gün sürer.
 
Bu prosedür 1775 yılına kadar istisnasız olarak bu şekilde sürdürülür. 1775 yılının sonbaharında yine bir kaç salkım kesilir, atlı kuryeye verilir ve onay almak üzere gönderilir. Fakat günler hatta haftalar geçer kuryeden bir ses çıkmaz. Yazılı kaynaklar kuryenin yaklaşık 2-3 hafta sonra elinde hasat onayı ile geri geldiğini söyler. Kuryenin neden geç geldiği günümüze kadar pek aydınlığa kavuşmamıştır. Bir rivayete göre, kuryenin bu süre içinde aşık olduğu kızın yanında kaldığı söylenir.
Tabii hasatın zamanında yapılmaması nedeniyle üzümler hayli olgunlaşır ve hatta küflenir. Hasattan sorumlu kişiler endişelenmeye başlar ve çaresizlikten üzümleri bağın üzerinde bırakmayı bile düşünürler. Şatonun şarap yapımcısı risk alır ve üzümleri toplatır. Fakat toplanan üzümleri, küflü olanlar ve daha sağlam olanlar olmak üzere ikiye ayırır ve böylece iki farklı şarap üretir. Kendisi, adını tarihe yazdıracak bir karar verdiğinin farkında değildir. Çünkü geciken hasat nedeniyle Riesling üzümlerinde “Botrytis Cinerea” adlı asil küf oluşmuş ve bu küfden etkilenmiş üzümlerden mükemmel bir şarap ortaya çıkmıştır.
 
Günümüzde Schloss Johannisberg Riesling Spätlese (geç hasat) şarapları dünyanın en beğenilen ve sayısız kalite ödülleri alan şaraplarıdır. Yolunuz eğer bu şatoya düşerse, girişteki, şarapları bilmeyerek meşhur kılan kuryenin heykeline bakıp teşekkür etmenizi öneririm.
 

 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.

Deniz Saltuklar-Braun - 13.03.2014 09:43
Hem ilginc hem de bilgilendirici metin cok hosuma gitti- yazara tesekkürler. Bunda sonra da dieger sarap cinsleri hakkinda böyle güzel yazilar bekliyoruz.
Erdem Dikkaya - 10.03.2014 15:06
Nefis bir yazi olmus. Cok ilginc buldum.Elinize saglik.