Eski Nesil Soğutucu Akışkanların Çevresel Etkileri

Yazar: Erdoğan Şimşek - İbrahim Karaçaylı - Şükrü Çetin İlin - Emin Güzel
 
1. Giriş
 
İklimlendirme sistemlerinde, genellikle buhar sıkıştırmalı mekanik soğutma çevrimi kullanılır. Buhar sıkıştırmalı mekanik soğutma sisteminde; kompresörde yüksek basınca sıkıştırılan soğutucu akışkan, kızgın buhar halinde yoğuşturucuya gönderilir. Burada çevreye ısı vererek yoğuşan soğutucu akışkan, kısılma vanasında alçak basınca kısılarak ıslak buhar halinde buharlaştırıcıya girer. Buharlaştırıcıyı çevreleyen ortam sıcaklığından daha düşük bir sıcaklıkta olan soğutucu akışkan, ortamın ısısını çekerek ortamı soğutur ve buharlaştırıcı çıkışında doymuş buhar olarak kompresör tarafından emilir. Böylece bir çevrim tamamlanmış olur. Bu sistemler soğutma konumunda çalıştırıldıklarında soğutulan ortamda buharlaşırken ortam havasının ısısını içine absorbe eden soğutucu akışkan, ısının dışarı atılacağı ortamda yoğuşurken absorbe etmiş olduğu ısıyı soğutucu akışkandan dış ortama transfer eder. Böylece ortamın soğutulmasını sağlar [1]. Görsel 1’de soğutma konumunda çalışan bir havadan havaya ısı pompası çevrimi gösterilmiştir.
Görsel 1. Soğutma konumunda çalışan bir havadan havaya ısı pompası çevriminin şematik gösterimi.

Isıtma konumunda çalışan ısı pompası çevrimi, buhar sıkıştırmalı soğutma çevriminin tersi olarak bilinir [2]. Bu çevrimde dolaşan soğutucu akışkan, buharlaştırıcı ünitesinde düşük basınçta bulunup ısı kaynağından ısıyı çekerek buharlaşır. Düşük basınçtaki buhar fazındaki soğutucu akışkan, kompresörde sıkıştırılarak yüksek basınç ve sıcaklıkta yoğuşturucu ünitesine gönderilir. Burada ısıtılmak istenen ortama ısısını bırakarak yoğuşan soğutucu akışkan, genleşme elemanına gider. Akış kontrol elemanı olan genleşme elemanında soğutucu akışkan, buharlaştırıcı basıncına kısılır. Böylece ortamın ısıtılmasını sağlar. Isıtma konumunda, soğuk ortamda bulunan serpantinlerde buharlaşırken soğutucu akışkana yüklenen ısı, soğutucu akışkan ısıtılacak bölge içerisindeki serpantinlerde yoğuşurken iç ortama verilir. Böylece iç ortamın ısıtılması sağlanır. [3-4]. Görsel 2’de ısıtma konumunda çalışan bir havadan havaya ısı pompası çevrimi gösterilmiştir.
Görsel 2. Soğutma konumunda çalışan bir havadan havaya ısı pompası çevriminin şematik gösterimi.

R134a gazı ile çalışan bir soğutma sisteminin basınç-entalpi diyagramı ve sistemde çalışma noktalarının yerleri Görsel 3’te gösterilmiştir.

Görsel 3. R134a gazı ile çalışan bir soğutma sisteminin basınç-entalpi diyagramı ve sistemdeki çalışma noktalarının bu diyagramda gösterimi [5].
 
Ticari amaçlı olarak kullanılan ilk soğutma düzeneği ABD'de Alexander Catlin Twinning tarafından gerçekleştirildi. Twinning, imal ettiği buhar sıkıştırma makinesiyle ürettiği buzu, 1856'da satmaya başladı. Birkaç yıl sonra Avustralyalı James Harrison, ilk buhar sıkıştırmalı ve daha gelişmiş soğutma makinelerini yaptı. Daha sonra Fransız Ferdinand Carré, biraz daha karmaşık bir soğutma sistemi geliştirdi. Carré, aygıtında buhar sıkıştırmalı makinelerde soğutucu gaz olarak kullanılan havanın yerine hızla genleşen amonyağı kullanmaya başladı. En eski yapay soğutuculardan olan R12 (CFC12), 1930'lu yıllardan itibaren piyasaya yerleşmiştir. Türkiye'ye buzdolaplarının girişi de bu yıllarda başladı. İlk ticari klima sistemini ise 1914 yılında Willis Carrier kurdu. Bu sistemlerde soğutucu akışkan olarak düşük basınçta ısıyı içerisine absorbe ettikçe buharlaşan ve basıncı ve sıcaklığını yükselttikçe ısısını dışarı verdikçe yoğuşan soğutucu akışkanlar kullanılmaya başlandı. [6-7].

Özellikle 2. Dünya Savaşı'ndan sonra kloroflorokarbonlar (CFC) ve hidrokloroflorokarbonlar (HCFC) piyasaya hâkim olmuştur. Amonyak sadece büyük soğutma sistemlerinde kullanılmaya devam etmiştir. CFC ve HCFC'Ier 1974 yılında ortaya atılan ozon tahribatı teorisine kadar hâkimiyetlerini sürdürmüştür. Ozon tahribatı ile ilgili ilk bulgular ortaya çıktığında en yaygın kullanılan soğutucular R11 (CFC11), R12 (CFC12), R22 (HCFC22) ve R502 idi. Soğutucu akışkanların dünya ve dünyanın geleceği üzerindeki araştırmaları bazı kaygı verici sonuçları ortaya çıkartmıştır.

1970'lerin başında, bilim adamları ilk kez CFC'lerin ozon tahribatı yapabileceğini belirttiler. Fakat 1985'te İngiliz bilim adamları, baharda ve yaz aylarında Güney Kutbundaki büyük ozon kaybını buldular. 1980'li yıllardan itibaren ozon tahribatı yapmayan alternatif soğutucuların kullanılmasına yönelik araştırmalar başlamıştır. 1985 yılında, atmosferdeki serbest klor bileşiklerinin ozon tabakasına zarar verdiği tespit edildi. Ayrıca Antarktika ve Kuzey Kutbu üzerinde büyük ozon deliklerinin bulunduğu anlaşıldı. Buna bağlı olarak 1988’de Montreal Protokolü ve 1990 Londra Toplantısı ile CFC esaslı soğutucu akışkanların devre dışı bırakılması için bir takvim belirlendi. Bu takvime göre CFC’lerin kullanım ve üretimi 1995 yılından itibaren G-7 ülkelerinde tamamen yasaklandı. Geçiş dönemi gazları olarak adlandırılan R22 ve R502 gibi HCFC esaslı akışkanlar, 2030 yılına kadar tamamen devre dışı bırakılacaktır. Yine 1992’de ABD’de yürürlüğe giren Temiz Hava Yasası ile CFC esaslı soğutucu akışkanların atmosfere tahliyesi yasaklanmıştır [8-9].

2. Ozon Tabakası ve Soğutucu Akışkanlarla İlişkileri
 
Dünyanın etrafını saran atmosfer; azot, oksijen ve diğer gazlardan oluşmuştur, tahmini olarak dünya oluşurken yerkabuğunda olan gazlar ile şekillenmiştir. Yaklaşık olarak 800-1000 km. civarında kalınlığa sahiptir. Atmosferde, %78 oranında azot, %21 oksijen, %1 diğer gazlar ve su buharından oluşmaktadır [10]. Dünyamızı çevreleyen atmosfer, yer yüzeyinden itibaren sıcaklık farkına göre belirli katmanlardan oluşmaktadır. Aşağıdan yukarıya doğru; troposfer, tropopoz, stratosfer, ozon, mezosfer, iyonosfer’dir [11]. Troposfer’in en üst sınırında sıcaklık yaklaşık olarak -57 derecelere kadar düşer. Bütün yağmur, kar, şimşek ve bulutlar bu kısımdadır. Stratosfer; yaklaşık olarak 48 km kadardır ve sınırından sonra hava ısınmaya başlar. Bu katman, ozon tabakasının olduğu alandır. Böylece güneşin zararlı ışınlarına bu katman kalkan görevi görür. Ozon hem stratosferde hem de troposferde bulunur. Dünyamızı çevreleyen atmosfer katmanları Görsel 4’te gösterilmiştir.
Görsel 4. Dünyamızı çevreleyen atmosfer katmanlarından konumu [11]
 
Ozon renksiz ve oldukça keskin kokulu bir gazdır. Oksijen atomunun üçlü birleşiminden oluşmuş bir moleküldür (O3). Ozonun yapısı normal oksijene göre daha az kararlıdır. Oldukça yüksek enerji seviyesindeki güneş ışınlarının normal oksijen moleküllerine (O2) çarpmasıyla ortaya oksijen atomu (O) çıkar. Açığa çıkan bu oksijen atomları (O), diğer oksijen molekülleriyle (O2) birleşince ozon (O3) dediğimiz üç atomlu yapı meydana gelir. İnsan ve canlı yaşamı için de son derece önem taşır. Ozon (O3) insanlar tarafından teneffüs edildiğinde zehirleyebilir hatta insanları öldürebilir. O3 oluşumu stratosferde daha kolay gerçekleşmektedir. Oluşan bu yapı yerküreyi çevrelemekte ve kalınlığı mevsim şartlarına göre değişim göstermektedir. Ozon stabil olmadığından Hidrojen, Klor, Azot gibi tabii gazların atomlarıyla etkileşime girdiğinde bölünebilir. Stratosferik ozon, iyi bir ozon olarak kabul edilir ve güneşin ultraviyole ışınlarının aşırı miktarlarının toprağa ulaşmasını engelleyerek bir kalkan görevi görür. Böylece canlı yaşamının uygun koşullarda devamını sağlar. Ayrıca bu yapı, güneşin mor ötesi ışınlarını soğurarak bu ışınların canlılar üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkileri ortadan kaldırır [12].

3. Ozon Tabakasının Delinmesi
 
CFC’lerin ozon tabakası üzerine yükselmesiyle CFC’ler, UV radyasyonlarının etkisi altına girer. Serbest klor (Cl) atomları atmosfer içinde serbest hale gelir. Bir klor atomu, bir ozon bileşiği (O3) ile çarpıştığında, (O) oksijen atomlarının bir tanesini klormonoksit (ClO) biçiminde bağlar, ayrılan diğer iki oksijen atomu, bir oksijen molekülüdür. ClO molekülü bir serbest oksijen atomu ile temas ettiğinde oksijen atomları birleşerek bir oksijen molekülü (O2) oluşturur ve klor atomu (Cl) bir diğer ozon molekülünü parçalamak için serbest kalır. Her serbest klor atomu, troposfere yağmur gibi doğal yollarla dönmeden önce ortalama 100000 ozon molekülünü bozabilir [13]. Ozonun parçalanması şematik olarak Görsel 5’te gösterilmiştir.
Görsel 5. Ozonun parçalanması [14]
 
Mor ötesi ışınlar veya diğer bir ismiyle ultraviyole (UV tip), dalga boyu 100 ile 400 mm arasında olan ışıma tiplerine verilen isimdir Mor ötesi ışınların diğer adı ultraviyole ışınlardır. Bunlara ultraviyole radyasyon da denmektedir. Mor ötesi ışık, güneşin veya diğer kaynakların ürettiği ışığın özel bir dalga boyudur ve insan gözüyle görülemez [15].

UV-A, UV-B, UV-C türlerine ayrılan mor ötesi ışınlar, insan sağlığını olumsuz etkilemektedir. Ozon tabakası tarafından tam olarak absorbe edilemeyen ultraviyole ışınlar; cilt kanseri ve daha başka kanserlere neden olmakta, gözlerde tahribat yaparak katarakt, göz merceğinde deformasyon ve yakın görme bozuklukları gibi rahatsızlıklara sebep olmakta, insan vücudunun savunma sistemini zayıflatmakta, tarımda ürün rekoltelerinin düşmesine neden olmakta, denizlerdeki yaşamı etkilemekte, deniz ürünlerinin ve canlılarının azalmasına sebep olmakta, yapı malzemelerinin niteliğini bozmakta ve ayrıca staratosferdeki ozon tabakası azaldıkça trosferdeki ozon artmakta, bu da yeryüzündeki canlıları çok etkilemektedir. Kısaca mor ötesi ışınların türleri ve etkileri aşağıdaki gibidir:
 
  • UV-A: Canlılar üzerinde en az olumsuz etkiyi yaratan bu ısının atmosfere geçmesine izin verilir.
  • UV-B: Canlılar üzerindeki etkisi UV-C den daha az olup ozon tarafından büyük bir kısmı soğurulur.
  • UV-C: Canlılar üzerinde en olumsuz etkiye sahip olup tamamı ozon tarafından soğurulur.
Yapılan araştırmalarda ozon tabakasında aşırı incelme ve yer yer delinme gözlenmektedir. Bu tahribattan dolayı ultraviyolet-B (UV-B) ışınları yeryüzüne fazla miktarda gelmekte ve canlıların yaşamında olumsuz etki göstermektedir. Ozon deliğinin yıllara bağlı olarak değişimi Görsel 6’da gösterilmiştir.
Görsel 6. Ozon deliğinin yıllara bağlı değişimi
 
Klorofloro Karbonlar (CFC), soğutucu akışkan olarak iklimlendirme ve soğutma sistemlerinde inceltici (eritken), basınçlandırıcı (aerosollerde) ve köpürtücü/kabartıcı (foaming agent) olarak kullanılmaktadır. Stabil olan CFC’ler çözülmeden stratosfere ulaşıp UV-C ışınlarından etkilenerek kimyasal yapıları değişmekte, klor ayrışmakta O3 bir oksijen atomunu koparıp geriye normal O2 bırakmaktadır. Burada klor atomu katalizör olarak işlev yapmakta ve hiçbir değişikliğe uğramadan önce kloroksit meydana gelmekte sonra klor ayrılmaktadır. Bir klor atomunun 100.000 civarında ozon molekülünü tahrip ettiği sanılmaktadır. CFC’lerin en etkili olanları R11, R12 ve R113’tür. Yapılan çalışmalarda klor içeren soğutucu akışkanların kullanıldıkları yıllarda ozondaki tahribata etkisi toplam tahribatın yaklaşık %25’i kadardır. CFC’lerin ozona olan etkileri Ozon Delme Faktörü (ODP) dür. Ozon tabakasına zarar veren soğutucu akışkanlar yerine alternatif soğutucu akışkan karışımları bulunmuş ve kullanılmaya başlanmıştır. Soğutucu akışkanların çevreye ikinci bir zararı, atmosferde sera etkisi oluşturmalarıdır. Küresel ısınma faktörü (GWP) olarak adlandırılan bu etki için CO2 gazı referans alınmıştır. Ozon tabakası ve doğal çevre üzerinde etkisi olan soğutucu maddeleri aşağıdaki ana başlıklar altında sınıflandırmak mümkündür [13]. CFC’ler klor, flor ve karbondan oluşan bileşiklerdir. CFC’ler ozon tahribatına katkıları fazla olan soğutucu maddelerdir. Örnek olarak R11 ve R12 verilebilir. Artık bu gazlar kullanılmamaktadır.

HCFC içeren soğutucu akışkanların sera etkisi oldukça fazladır. HCFC’ler klor, flor, hidrojen ve karbon içeren bileşiklerdir. Ozon tahribatları ise düşüktür. Bu grupta yer alan maddelere örnek olarak R22 verilebilir. Günümüzde üretilmesi ve kullanılması yasaklanmıştır. Ancak Türkiye’de kullanılan soğutma cihazlarının %80’i bu gazla çalışmaktadır. Dolayısıyla bu gazla çalışan ve kullanılmaya devam eden soğutma ve iklimlendirme cihazlarının gaz salınımına devam etmelerinden dolayı sera etkisi sürmektedir. Çizelge 1’de halen çalışan birçok iklimlendirme ve soğutma sistemindeki soğutucu akışkanların çevreye etkileri gösterilmiştir. Kullanılan ve kullanıldıkları makinelerin ömürlerini doldurmalarından dolayı bu soğutma makinelerindeki gazların, temizleme ve arıtma makinelerinden geçirilmeleri gerekmektedir. Ayrıca bu sistemlerden alınan soğutucu akışkanların yerine alternatiflerinin kullanılması da mümkündür. Bu eski makinelerde oluşabilecek kaçakların çevresel etkileri nedeniyle çok erken tespiti ve müdahalesi elzemdir [16].

Çizelge 1. Eskiden Kullanılan Soğutucu akışkanların çevreye etkileri
 
4. Soğutucu Akışkan Kullanan Soğutma Sistemlerinde Kaçak Tespiti ve Giderilmesi
 
Çevreye olan etkileri oldukça fazla olan eski nesil soğutucu akışkanların kullanıldığı makineler günümüzde oldukça yaygındır. Malzemelerdeki yorulma ve deformasyon, özellikle birleşim noktalarında çok ince çatlaklar oluşturmaktadır. Çevre için oldukça zararlı bu gazlar, bu kılcal çatlaklardan çok yavaş şekilde atmosfere karışmaktadır. Bu kaçaklar, sabun köpüğü, torç lambası, elektronik kaçak detektörü veya ultraviyole kaçak detektörleri vasıtasıyla tespit edilebilir. Kaçak tespitinde en önemli uygulamalardan birisi de basınç testidir. Basınçlandırma, özellikle kılcal kaçak tespitinde oldukça etkilidir. Genellikle montaj, servis ve malzeme hatasından kaynaklanan bu kaçaklar, titreşimin etkisiyle ve metal yorgunluğu gibi nedenlerle de ortaya çıkabilmektedir. Kaçak çeşitleri ve belirleme yöntemlerinin sınıflandırılması Çizelge 2’de gösterilmiştir.

Çizelge 2. Kaçak çeşitleri ve belirleme yöntemlerinin sınıflandırılması
Soğutucu akışkan kaçakları, soğutma ve iklimlendirme sistemlerinde kısa sürede sistemin görevini yerine getirememesine ve çok ciddi sistem arızalarına neden olabilir. Eski tip soğutucu akışkanlarda bu kaçaklar tespit edildiğinde sistem tamir edilip gaz ilavesi ile sistem yeniden çalışır vaziyete getirilebiliyordu. Ancak yeni nesil gazlarda bu durum mümkün değildir. Çünkü yeni nesil gazlar karışım gazlarından oluştuğundan, olası bir kaçak durumunda ilk önce kısmi basıncı en yüksek olan soğutucu akışkan kaçacağı için kaçak bulunsa bile sistem içindeki soğutucu karışım oranları farklılaştığından karışımın karakteri değişmektedir. Bu durumda bu akışkanı tamamen boşaltmak ve yeniden sıvı fazında şarj yapmak tavsiye edilmektedir. Bunun ozon tabakasına etkisi olmasa da küresel ısınmaya etkisi vardır. Her basınçlı sistem, kaçaklara sahiptir çünkü her bağlantı elemanında, dikiş ve kaynakta çatlaklar mevcuttur. Bu çatlaklar en iyi kaçak kontrol cihazlarının kontrolü için çok küçük olabilir. Ancak zamanla titreşimler, sıcaklık ve çevresel gerilimler sonucu bu çatlaklar büyümeye başlar ve kaçaklar kolaylıkla hissedilebilir hale gelir. Bazı kaçaklar, basit kaçak tespit yöntemleriyle tespit edilemeyebilir. Soğutucu akışkan farklı zamanlarda ve farklı miktarlarda sistemden dışarı kaçabilir. Bir fiziksel yol veya delik, genelde düzensiz boyutlardadır. Soğutma ve İklimlendirme sistemlerindeki birçok kaçak, kaynak kırığının uç kısmında, bir contanın kirli kısmında veya bağlantı elemanları arasındaki mikro gözeneklerde olabilir [13, 16, 17].

5. Eski Nesil Soğutucu Akışkanların Etkilerinin Ortadan Kaldırılması
 
İklimlendirme ve soğutma sistemlerinde, ozonu delme potansiyeli (ODP) ve küresel ısınma faktörü (GWP) yüksek olan eski nesil soğutucu akışkanların kullanıldığı sistemlerde bulunan veya zamanla meydana gelen kaçaklardan atmosfere sızmasıyla çevreye önemli ölçüde zarar verilmektedir. Bu gazların çevresel etkilerinin azaltılması maksadıyla atılacak ilk adım, eski nesil gazların kullanıldığı sistemlerin periyodik olarak kaçak kontrollerinin yapılmasıdır. Çevresel etkilerin en aza indirilmesi için atılması gereken en önemli adım ise bu gazların kullanımının tamamen sonlandırılmasıdır. Bunun için de eski nesil gazların kullanıldığı eski sistemlerde mevcut gazlar yerine, bu gazların termodinamik özelliklerine ve sistemde kullanılan kompresöre en uygun, ozon tabakası üzerinde olumsuz etkisi olmayan ve küresel ısınmaya oldukça az neden olan, yeni nesil alternatif soğutucu akışkanların kullanılması gerekmektedir. Çizelge 3 ve Çizelge 4’te CFC ve HFC soğutucu akışkanları için alternatif soğutucu akışkanlar verilmiştir [18].

Çizelge 3. CFC soğutucu akışkanlar için alternatif soğutucu akışkanlar [18]
Çizelge 4. CFC ve HFC soğutucu akışkanlar için alternatif soğutucu akışkanlar [18]
Tamir, bakım gibi çeşitli nedenlerle teknik servislere getirilen eski nesil gazlarla çalışan sistemlerin içindeki gazların boşaltılması zorunlu kılınmalıdır. Ancak sistemdeki eski nesil gazların tüplerde ya da bu amaçla yapılmış cihazlarda toplanması, atmosfere doğrudan salınmaması, eski nesil gazların olumsuz çevresel etkilerinin önlenmesi açısından oldukça önemlidir.

Yeni nesil karışım gazlarının aksine tek bileşenli R32 gazı da eski nesil gazlara alternatif olarak kullanılmaya başlanmıştır. Tek bileşenli olması nedeniyle sistemde oluşabilecek olası kaçak durumunda sadece sistemde eksilen gaz miktarı kadar şarjının yapılması gerekmektedir. Bu da karışım gazlarında olduğu gibi sistemin tamamen boşaltıldıktan sonra gazların emniyetli bir şekilde depolanması zorunluluğunu ortadan kaldırmaktadır. R410A soğutucu akışkanının bir bileşeni ve aynı zamanda HFC grubundan olan R32’nin küresel ısınma potansiyelinin R410A’nın üçte birine sahip olması, ozon tabakasına zarar vermemesi ve tek bileşenli olması en önemli avantajlarıdır. 2012 yılında ilk R32 gazı ile çalışan konut kliması piyasaya sürülmüştür [19, 20].
Çalışmayan sistemin sıvı tankından emilen ve soğutucu akışkan tüpüne alınan soğutucu akışkan, cihaz içerisindeki bir filtre sisteminden geçirilip diğer soğutucu akışkan sıvı tankına nakledilebilir. Arızalı sistemlerde eski nesil soğutucu akışkanın toplanabilmesi için sistemin sıvı tankından alınan hat, toplama silindirine bağlanır. Toplama cihazının çıkışı, soğutma sistemi girişine bağlantı yapılır. Gaz harekete geçirilerek basma hattı kapatılır ve eski nesil soğutucu akışkan toplama silindirine alınabilir. Eski nesil soğutucu akışkan kullanılan arızalı sistemin içinden emilerek bir toplama silindirine nakledilebilir. Ev tipi soğutucularda genellikle soğutucu akışkan şarjı yapıldıktan sonra servis hattı borusu lehimlenerek kapatılır. Servis hattının kapatılmasında boru körleme pensi (pinch off) kullanılır. Az miktarda gaz şarjı yapılmış bu soğutuculardan buhar fazında dalma-delme valfi kullanılarak sistemden alınabilir. Klima sistemlerinde bulunan soğutucu gaz miktarı biraz fazladır. Sıvı fazında soğutucu akışkan transferi yapılabilir. Sıvı transferinin ardından sistemde kalan gaz da klima içerisinden alınır. Merkezi sistemlerde soğutucu akışkan, kompresörün emme ve basma servis valflerinden uygun cihazlarla alınabilir. Araç klimalarında soğutucu akışkan miktarı azdır. Bu sistemlerde gaz boşaltma işlemi hem emiş hem de basma servis vanalarından uygun boşaltma sistemleri kullanılarak yapılır. Soğutma sistemlerinden alınan soğutucu akışkanlar arıtma cihazı ile geri kazanılıp kullanılabilir. Eski nesil soğutma ve iklimlendirme sistemlerinden alınan gazların dışarı atılmadan toplanıp temizleme ve arıtma işlemi yapabilen cihazlar kullanılarak geri dönüşüm sağlanabilir [8].
 
6. Sonuç
 
Klima sistemleri ve soğutma makinelerindeki eski nesil soğutucu akışkanların olası kaçakları, çevreye ve ozon tabakasına büyük zarar vermektedir. Yaşanılacak başka dünya olmadığına göre herkesin bu konuda duyarlı olması ve gereğini yapması oldukça önemlidir.

Küresel ısınmaya ve ozon tabakasına zarar veren gazların kullanımının azaltılması, azami oranda kullanım alanlarından toplanması ya da temizlenerek tekrar kullanımının sağlanması konularında çeşitli kurslar düzenlenmeli ve bu konuda sorumlu ve yetkili kurumlar, insanın ve doğanın korunması için düzenlemeler ve kurallar belirlemeli; kullanıcıların da belirlenen kurallara uymaları sağlanmalıdır. Ayrıca çevreye ve özellikle de ozon tabakasının incelmesine yol açan bu gazların satışı yasaklanmalı, alternatif soğutucu akışkanların kullanılması özendirilmelidir.

Ozon tabakası, dünya üzerindeki doğal dengenin en önemli unsurudur. Doğal yaşamın en önemli parçası olan ozon tabakası korunursa güneşten gelen zararlı ultraviyole ışınları, oluşan doğal dengeyi bozamaz ve dünyada canlı yaşamı, sağlıklı şekilde devam eder. Eski nesil soğutucu akışkanlar, hava sıcaklığı artışında da oldukça etkilidir. Bu sıcaklık artışının da dünya için felaket olacağı bir gerçektir. Bu nedenle eski nesil gazlar, uygun yöntemlerle güvenilir bir şekilde toplanmalı, kaçak tespiti ve tamiri hızlı şekilde yapılmalı, klima ve buzdolabı servislerince eski nesil gazlar alternatifleriyle değiştirilmelidir. Toplanan eski nesil soğutucu akışkan kullanan sistemlerde, periyodik aralıklarla mutlaka kaçak testi yapılmalıdır. Soğutucu akışkanlar, uygun yöntemler kullanılarak ıslah edilmelidir. Toplumsal bilinci sağlamak, hem üniversitelerin hem de ilgili resmi kurumların görevidir. Bu nedenle kullanıcıların, iklimlendirme ve soğutma sistemleri ve bu sistemlerin çalıştırıldığı soğutucu akışkanların kendi hayatlarına dönüşümü ve etkisi konusunda bilgilendirilmeleri görsel, işitsel medya araçlarınca sağlanmalı; bu gazların dünyanın geleceği ve doğanın tahrip edilmeden gelecek nesillere bırakılması konusunda çok önem taşıyan unsurlar olduğu çevre bilinci taşımak zorunda olan herkese duyurulmalıdır. Bu konuda herkes duyarlı olmalı, yetkili kurumlar, klima ve soğutma servislerine özel eğitimler vererek teknik elemanları bilinçlendirmelidir. Bu dünya bize çocuklarımızın emanetidir.

Kaynaklar:
  1. N. Özkol, «Uygulamalı Soğutma Tekniği» TMMOB Makine Mühendisleri Odası, yayın no 115, 1999.
  2. M. Bilgili, A. Teke, A. Yaşar, E. Şimşek, «Experimental implementation of a split-type air conditioner for fault detection and diagnosis» Energy Education Science and Technology Part A-Energy Science and Research, vol 28, pp. 401-410, 2011.
  3. H. Bulgurcu, E. Şimşek, «Development of fault simulator for split type air conditioner at air conditioning and refrigeration training» First International Summer School of Mechatronic Systems, pp. 37-48, 2009.
  4. M. Bilgili, A. Yaşar, A. Özbek, C. Boğa, İ. Mutlu, H. Bulgurcu, vd., «mesleki teknik eğitimde split klima eğitim simülatörü geliştirilmesi ve kullanımı» 1. Ulusal İklimlendirme Soğutma Eğitimi Sempozyumu (İKSES'12), pp. 216-231, 2012.
  5. E. Şimşek, İ. Karaçaylı, S. C. Ekerer, «Basınç – entalpi diyagramlarının kullanımı ve tasarım sıcaklığındaki değişimin sistem performansı üzerindeki etkileri» 1st International Conference on Engineering Technology and Applied Sciences, pp.695-702, 2016.
  6. S. Özünal, K. Güleç, A. Uyarel, «İklimlendirme ve soğutma» İstanbul, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 2002.
  7. R. Yamankaradeniz, İ. Horuz, S. Coşkun, «Soğutma tekniği ve uygulamaları» Bursa, Uludağ Üniversitesi, 2002.
  8. KOSGEB, «Soğutucu gazların kullanımıyla ilgili eğitim programı» Eğitim Notları, 2002.
  9. A. Onat, M. İmal, A.T. İnan, «Soğutucu akışkanların ozon tabakası üzerine etkilerinin araştırılması ve alternatif soğutucu akışkanlar» Kahramanmaraş, K.S.Ü. Fen ve Mühendislik Dergisi, 2004.
  10. İ. Karaçaylı, «Bireysel İklimlendirme Sistemleri» İzmir, Ege Üniversitesi Ders Notu, 2016.
  11. «Earth’s Atmosphere» https://bit.ly/2sjV5hB, 06.05.2018 tarihinde erişildi.
  12. «Ozon nedir? Ozon tabakası neden delinir?» https://bit.ly/2wUL545, 01.05.2018 tarihinde erişildi.
  13. H. Bulgurcu, A. Onat, «Soğutma servis işlemleri kursu ders notları» 2005.
  14. Bio Ninja, «Chlorofluorocarbons» https://bit.ly/2xjXEWv, 07.05.2018 tarihinde erişildi.
  15. E. Yücel, «Işık, renk ve elektromanyetik tayf (elektromanyetik spektrum)» https://bit.ly/2xqPJGW, 06.05.2018 tarihinde erişildi.
  16. Y. Polat, E. Şimşek, A. Yaşar, M. Bilgili, «Soğutma servis işlemleri» Ders Notu, 2005.
  17. M. Bilgili, H. Bulgurcu, E. Şimşek, A. Yaşar, «Taşıt iklimlendirmesi» İstanbul, Dora Yayıncılık, ISBN: 978-975-6263-20-4.
  18. K. Çomaklı, F. Şimşek, Ö. Özyurt, K. Bakırcı, (2006). «Soğutma/ısıtma sistemlerinde kullanılan soğutucu akışkanlar ve alternatifleri» Mühendis ve Makina, cilt 47, sayı 562, pp. 33-45, 2006.
  19. A. Yakut, «Yeni nesil soğutucu akışkan r-32 hakkındaki son gelişmeler ve Kigali anlaşmasının getirdikleri», Termodinamik Dergisi, yıl 26, sayı 302, pp. 78-82, 2017.
  20. A. Yakut, «Yeni nesil soğutucu akışkan: R32» Daikin Akademi, https://bit.ly/2sepmPH 07.05.2018 tarihinde erişildi.
Görseller:
Yazara aittir.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.