HOMEOPATİ ve YARATICISI HAHNEMANN

“Nedir bu HOMEOPATİ? Bitkilerle tedavi gibi bir şey mi? Hindistan ya da Çin kökenli bir terapi mi?”
Homeopati, Türkiye’de yeni yeni duyulmaya başlandı ama homeopatiden bahsedince hala genellikle bu tip sorularla karşılaşıyoruz. Tüm dünyada yaygın olarak uygulanan homeopati, Sağlık Bakanlığı’nın 24 Ocak 2014’te yayınladığı Geleneksel, Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp Uygulamaları Yönetmelik Taslağında Akupunktur, Fitoterapi, Hipnoz, Mezoterapi, Ozon tedavisi, Refleksoloji gibi tamamlayıcı tedaviler arasında yer verilmesi nedeniyle Türkiye’de de hızla yaygınlaşacak. Bu yüzden öncelikle nasıl ve nerede ortaya çıktığını anlatalım.
Samuel Hahnemann 10 Nisan 1755’te Almanya’nın Meissen şehrinde, 5 çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu olarak doğdu. Çok başarılı bir öğrenciydi; İngilizce, Fransızca, Yunanca ve Latince öğrendi. Leipzig, Viyana ve Erlangen Üniversitelerinde tıp okudu. Bir yandan da İngilizce’den kitap tercümeleri yaparak, Fransızca dersleri vererek geçimini sağlamaya çalışıyordu. O günlerde yaygın olarak kullanılan kan akıtma gibi tıbbi uygulamaların işe yaramadığını gördükçe mesleğinden soğudu, ailesini geçindirmek için yeniden tercüme yapmaya başladı. Fransızca ve İngilizce bilimsel ve tıbbi metin tercümeleriyle bilim camiasında ünlenmişti. 1777-1806 yılları arasında 24 büyük ders kitabı ve çok sayıda makaleyi Almanca’ya çevirdi. Bu dönemde, çok daha güvenli ve etkili yeni tıp kavramları ve metodları üzerine radikal fikirleri olgunlaşıyordu.
1790 yılında William Cullen’ın Materia Medica kitabını çevirirken, kinin maddesinin sıtma tedavisinde kullanılmasının nedeninin mide üzerindeki canlandırıcı etkisi olduğu bilgisine rastladı. Bu görüşü doğru bulmayan Hahnemann, kendi üzerindeki etkisini gözlemlemek amacıyla küçük dozlar halinde kinin almaya başladı. Kasılmalar ve ateş gibi sıtma belirtilerinin ortaya çıktığını, yani eski metinlerde gördüğü ‘benzer benzeri iyileştirir’ (similia similibus curentur) ilkesinin doğrulandığını fark etti. Hastalıkları, sağlıklı kişilerde benzer belirtileri ortaya çıkaran ilaçlar iyileştiriyordu.
Bunun üzerine, arkadaşlarıyla birlikte denemelere başladı. Tüm ailesi de onunla birlikte çalışıyor, günleri bitki toplamak, üzerlerindeki etkilerini gözlemlemek ve kaydetmekle geçiyordu. 1796’da “Yeni Bir İlke Hakkında Deneme” adlı metninde ‘benzerin benzerle tedavisi’ üzerine kurulu yepyeni bir tıp yönteminin temellerini oluşturdu. Bu arada yeniden doktorluk yapmaya başlamıştı, ama hastalarına artık sadece kendi yaptığı ilaçları, benzerlik ilkesi doğrultusunda veriyordu.
1804-1811 yılları arasında pek çok yayın yaptı. 1805’te ilk olarak 27 ilaç denemesini anlattığı Latince eseri yayınlandı. Hahnemann’ın görüşüne göre tıpta ilaçlar tek maddeden oluşmalı, saf halde ve küçük dozlarda kullanılmalı, ilaç seçiminde deneylere ve gözlemlere dayanılmalıydı. Sadece bitkiler değil, hayvanlar ya da mineraller de ilaç olabilirdi. “Deneysel Tıp”, “Organon”, “Materia Medica Pura” adlı kitapları peş peşe yayınlandı. Organon’da, homeopati adını verdiği bu yeni tıp sisteminin teorik ve pratik özelliklerini detaylandırdı. Homeopati sözcük olarak Yunanca Homeos = benzer, Pathos = acı, ızdırap kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir.
Belladonna (güzelavratotu) bitkisini kullanarak pek çok hastasını kızıl salgınında ölmekten kurtardı. ‘Kahve ve Etkileri’ adlı çalışmasında kahvenin kronik hastalıklara neden olduğu, günlük bir içecek olarak kullanılmaması gerektiği görüşünü savundu. 1812 yılında Leipzig’e döndüğünde temel amacı bu yeni keşfini öğretmekti. Tıp fakültesinde ders vermeye başladı. Hastalarına kendi yaptığı ilaçları vermesi nedeniyle eczacıların büyük tepkisini çekti. İlaç yapma hakkının sadece eczacılarda olduğunu, hekimlerin ilaç yapma yetkisi olmadığını iddia eden eczacıların etkisiyle homeopatik ilaç vermesi engellenince Leipzig’den ayrıldı. Dük Ferdinand’ın izniyle Köthen’de çalışmaya başladı. Bundan sonraki 14 yıl boyunca kitap ve makaleler yayınlamaya devam etti; Organon’u ve Materia Medica Pura’yı güncelledi.
1828 yılında Kronik Hastalıklar adlı çalışmasını yayınladı. Tüm hastalıkların kökeninde Psora, Sikozis ve Sifilis olmak üzere üç temel hastalığın olduğunu, bu hastalıkların jenerasyonlar boyunca taşınarak hastalıkların gelişme zeminini oluşturduğunu düşünüyordu. Bu görüşüne de karşı çıkanlar çok oldu.
İlk eşinin vefatından beş yıl sonra, Hahnemann 70 yaşındayken 35 yaşında bir Fransız kadınıyla evlendi. Önce hastası, sonra homeopati öğrencisi, sonra da eşi olan bu kadınla birlikte Paris’e yerleşti. 1835-1842 yılları arasında Paris’te geçirdiği mutlu ve verimli yıllarda pek çok zengin ve ünlü kişinin hekimliğini yaptı; ilaç denemelerine ve Organon’u güncellemeye devam etti. 1843 yılında 93 yaşındayken vefat etti.
Klinik sonuçların çok iyi olması nedeniyle homeopati Avrupa’da, Amerika’da ve Hindistan’da hızla yayıldı. Günümüze gelene kadar çok sayıda araştırmacı homeopatiyi geliştirmeye devam etti.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.