Atatürk ve Kooperatifçilik

Yazar: Prof.Dr. Ziya Gökalp Mülayim 
 
Sayın Rektör, değerli öğretim üyeleri, sevgili öğrenciler ve değerli konuklar,

Ben bugün sizlere, Büyük Önder Atatürk'ün pek fazla bilinmeyen bir yönünden, kooperatifçilik yönünden bahsedeceğim.

Atatürk’ün büyük dahi bir asker, büyük bir devrimci devlet adamı olduğu genellikle bilinir; fakat Atatürk’ün aynı zamanda büyük bir kooperatifçi olduğu pek bilinmez. Hâlbuki Atatürk’ün kooperatifçilik yönü de çağdaş bir yön; bugünkü tarımla, bugünkü ekonomiyle, tarımsal ve ekonomik gelişmeyle çok ilgili.

Bana göre, bugünkü ekonomimizin, özellikle de tarımımızın gelişmesi, çağdaşlaşması, AB’ye uyum sağlaması ancak kooperatifçilikle mümkündür. Büyük Önder Atatürk, bu noktayı ta o zaman açıkça görmüş ve kooperatifçiliğe daima önem vermiştir.

Bugün kooperatifçilik dünyada demokrasinin, barışın, çevrenin korunması, istihdam yaratma, yoksullukla mücadele, tümüyle ekonomik ve sosyal kalkınma aracı olarak kabul edilmektedir.

Nitekim 1844'te İngiltere’de kurulan ilk kooperatiften bugüne kooperatifçilik Dünya da 5 anakaraya yayılan, yer-yüzünün en büyük sosyo ekonomik evrensel bir hareketi olup ortak sayısı 800 milyondur. Yani dünya nüfusunun yaklaşık %10'u bugün kooperatif ortağıdır.

Türkiye'de de 8,5 milyona yakın ortağı ile çeşitli alanlarda faaliyet gösteren 85 bin kooperatif bulunmakta olup Türkiye'de de bugün nüfusun yaklaşık %10’u kooperatif ortağıdır. Türkiye'de tarımsal kooperatif ortak sayısı ise 5 milyonu bulmaktadır.

İşte büyük önder Atatürk, böyle bir evrensel ve çağdaş bir hareket olan Kooperatifçilikle bütün hayatı boyunca uğraşmış; düşün ve eylemleriyle Türk kooperatifçilik hareketinin öncüsü ve kurucusu olmuştur.

Atatürk'ün bu kadar büyük bir kooperatifçi olduğu bu-gün bile pek bilinmemektedir. Ama samimi olarak söyleyeyim, 1958 yılından beri üniversitede kooperatifçilik dersleri veren ben bile bunu ancak 1981 yılından itibaren gerçek boyutuyla görmeğe başladım.

1981 yılma kadar, kooperatifçilik derslerimizde Türk Kooperatifçilik tarihinden bahsederken, Türk kooperatifçiliğinin öncüsü olarak Memleket Sandıklarının kurucusu Mithat Paşa'yı gösterir; sonra da, Cumhuriyet döneminde Atatürk'ün kooperatifçilikle ilgili birkaç sözüne yer vererek Türk kooperatifçilik tarihini tamamlardık.
 
1981 yılı, bilindiği üzere, Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yıldönümüydü. Bu nedenle Atatürk’le ilgili birçok etkinlikler yapıldı. Bu etkinliklerden birisi YOL-KOOP’un düzenlediği “Atatürk ve Kooperatifçilik” yazı yarışması idi. Ben de bu yarışmanın seçici kurulunda idim.

Yazışmaya katılan yazıları incelediğimde gördüm ki, Atatürk Kooperatifçilikle, bizim o zamana kadar bildiğimizden çok daha fazla ilgilenmiş.

Bunun üzerine konuya daha fazla eğilme gereğini duydum ve Atatürk’ün kooperatifçilik yönünü anlatan bir yazı yazdım. Bu yazı Cumhuriyet gazetesinde 27 Ocak 1981’de “Örnek Kooperatifçi” adı altında yayımlandı. Bu yazım üzerine Moskova’daki Sovyet Bilim Akademisi Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yıldönümünü anmak için düzenlediği Atatürk’ün İktisadi Görüşleri” konulu bir konferansa Atatürk’ün kooperatifçilik konuşundaki görüşlerini içeren bir bildiri sunmak üzere beni davet etti. Çalışmalarımı biraz genişleterek Moskova’ya gittim ve 3 Aralık 1981 günü Sovyet Bilim Akademisinde “Atatürk ve Kooperatifçilik” konulu bir bildiri sundum. Bildirim konferansta büyük ilgiyle karşılandı ve hatta ayakta alkışlandı.

1981 i izleyen yıllarda Türkiye’deki çeşitli üniversite ve diğer yerlerde “Atatürk ve Kooperatifçilik” konusunda birçok konferans verdim ve vermeye devam ediyorum. Bu arada konu üzerindeki çalışmalarımı sürdürdüm ve elde ettiğim yeni bulgularla Cumhuriyet gazetesinde değişik yıllarda 3-4 yazı daha yazdım.

Atatürk’ün kooperatifçilik konusundaki düşün ve eylemlerini, Türk kooperatifçiliğiyle ilgili yasal düzenlemelerdeki katkılarını saptadıktan sonra, 1981 öncesi kooperatifçilik kitaplarımdaki Türk Kooperatifçiliği tarihçesini değiştirme gereği duydum. Yeni kooperatifçilik kitabımın 1992 ve sonraki baskılarında Türk kooperatifçiliğinin öncüsü ve kurucusu olarak Osmanlı İmparatorluğu döneminde Mithat Paşa’yı, Cumhuriyet döneminde ise Atatürk’ü gösterdim.

Çünkü Mithat Paşamın 1863’de kurduğu Memleket Sandıkları, sonradan 1883’te Menafi Sandıkları adım alıyor ve bunlarda 1888’de tümden kaldırılarak yerine bugünkü Ziraat Bankası kuruluyor.

Yani 1923’te Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Memleket Sandıkları yok artık. Cumhuriyet döneminde kooperatifçilik hareketi Atatürk önderliğinde yeniden başlamıştır. Bu bakımdan Cumhuriyet dönemi kooperatifçiliğinin kurucusu bütünüyle Atatürk’tür. Bu nedenle kitaplarımda Türk kooperatifçiliğinin tarihçesinde kurucu olarak Atatürk saygın yerini almış bulunmaktadır.

Bu kısa girişten sonra, gelelim asıl konumuza.
 
Kooperatif Şirketler Yasa Tasarısı

Sayın Rektör, değerli konuklar,

Çok ilginçtir, Atatürk’ün kooperatifçilikle somut İlgisi, Cumhuriyetin İlanından çok daha önceye, 1920’ye kadar gitmektedir. Belki diyeceksiniz ki, 1920’de Türkiye’de ne var ki Atatürk Kooperatifçilikle ilgileniyor.

Biliyorsunuz, 23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM açıldı. ilk Meclisin ilk başkanı Mustafa Kemal Paşa’dır. Mustafa Kemal Paşa aynı zamanda o zaman Meclisin içinden kurulan; 1. İcra Vekilleri Heyetinin (yani Meclis Hükümetinin) de başkanıdır.

İşte Mustafa Kemal Paşa başkanlığındaki İcra Vekilleri Heyeti 77 maddeden oluşan bir Kooperatif Şirketler Kanun Tasarısı hazırlıyor ve Meclisin açılışından sadece 5 ay sonra, 27 Eylül 1920’de, 1. İcra Vekilleri Heyeti ve TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa imzasıyla Meclise sunuyor. Bu tasarı, çok büyük bir olasılıkla İcra Vekilleri Heyeti başkanı Mustafa Kemal Paşa tarafından hazırlanmıştır. Tasarı ilgili komisyonlarda görüşüldükten sonra 28 Aralık 1920Me Meclis Genel Kurulu gündemine giriyor. Ancak Mecliste sadece ilk 5 maddesi görüşülüp kabul ediliyor. Ulusal Kurtuluş savaşı çabalan gittikçe yoğunlaştığından Tasarının tümü Meclisten geçemiyor.

Bu Tasarının Mecliste kabul edilen 5. Maddesi oldukça önemli olup şöyleydi: Tasarı, Madde 5 “Ziraat Müdür ve Memurları ile ziraat ve ticaret ve sanayi odaları ve tüm öğretmenler kooperatiflerin kurulması hususunda yardım etmek ve bu konuda gerekli bilgilerle donanmakla yükümlüdürler. Bunu yerine getirmeyen memurlar ve öğretmenler görevlerini yapmamış sayılırlar”.

Tamamı Meclisten geçmemiş olsa bile, bu Tasarı konumuz açısından çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu Tasarı Atatürk’ün daha 1920 yılında kooperatifçiliğe verdiği önemi ve bakış açısını açıkça göstermektedir. Bir an için şöyle düşünelim. Ulusal kurtuluş savaşının askeri yönü henüz başlamamış bile. Savaşı başlatıp yürütecek Meclis henüz yeni açılmış. Meclis Başkanı Mustafa Kemal başkanlığında bir İcra Vekilleri Heyeti oluşturulmuş. Bu Heyet, derhal bir Kooperatif Şirketler yasa tasarısı hazırlayıp Mustafa Kemal Paşa imzasıyla Meclise sunmuştur.

Şunu da belirtelim ki, o tarihte bir Kooperatif Şirketler Kanun Tasarısının Mustafa Kemal Paşa imzasıyla Meclise sunulması Türk kooperatifçilik tarihi açısından olağanüstü önem taşımakla beraber, Tasarının içeriği de ayrıca önemlidir. Hatta bugünkü kooperatifçiliğimizin gelişmesine bile yol gösterici niteliktedir. Özellikle 5. maddede, memurlar ve öğretmenlerin kooperatiflerin kurulması hususunda yardım etmek ve bu konuda gerekli bilgilerle donanmakla yükümlüdürler; ve bunu yerine getirmeyen memur ve öğretmenler görevlerini yapmamış sayılacaklardır deniliyor. Bu madde, Atatürk'ün, kooperatifçilikle ilgili görev anlayışım çok güzel ifade etmektedir. Yani kooperatifçilik konusunda yardım edebilmek için, gerekli bilgilerle donanma yükümlülüğünü de beraber getiriyor.
 
Kooperatif Şirketler Kitapçığı

Kooperatif Şirketler Yasa tasarısının hazırlanışından üç yıl sonra, 19 Mart 1923’te kuşkusuz Atatürk'ün bilgi ve onayı ile belki de bizzat kendisinin yazdığı veya yazdırdığı ve o zamanki Basın Yayın Genel Müdürlüğü'nün çıkarttığı “Kooperatif Şirketler” adını taşıyan 24 numaralı yayın, Atatürk’ün ve o dönem yönetiminin karşı karşıya bulunduğu yaşamsal sorunlar arasında bile kooperatifçiliğe verdiği değeri açıkça belgelemektedir. Bugünkü Türkçe İle “Kooperatif şirketlerinin ülkemizde de kurulmaları ve çoğalmaları milletimiz için başlı başına bir iktisadi zafer oluşturacaktır.” cümlesiyle başlayan bu kitapçığın son bölümünde “Çağdaş ekonomi politikasının simgesi haline gelen kooperatif örgütünün, ülkemizde de yayılması hususunda hizmet edecek kimseler, her an çiftçi ve halkla temas olanakları bulunan kasaba ve köy öğretmenleridir. Ülkesini seven her Türk kasaba ve köy öğretmeni, köylerimizi ekonomik ve sosyal yönden yükseltecek bu kuruluşların ülkemizde yayılması hususunda var güçleriyle çalışmayı vicdani ve kutsal bir görev saymalıdırlar” denilmektedir.

Ta 1923'te resmen yayınlanarak belirtilen bu Atatürkçü (Kemalist) düşünce günümüzde de önemini korumaktadır. Kooperatifçilik, tüm ileri ülkelerde çağdaş ekonomi politikalarının simgesi olmayı sürdürmektedir. Bu nedenle, bugün de ülkemizde köy, kasaba ve kentlerdeki tüm Öğretmenler, Atatürkçü düşüncesinin de gereği olarak kooperatifçiliği yaymalıdırlar. Hatta 8 yıllık kesintisiz temel eğitim programlarına kooperatifçilik mutlaka zorunlu ders olarak konulmalıdır.

Biz kooperatifçiler 1923’te yayınlanan Kooperatif Şirketler adlı bu kitapçığın esas itibariyle bizzat Atatürk tarafından yazıldığım düşünmekteyiz, nedenlerini şöyle sıralayabiliriz.
  • Bir taraftan bu kitapçıkta sürekli Bulgaristan kooperatifçiliğinin örnek gösterilmesi; diğer taraftan Atatürk’ün 1913-1915 yıllarında Bulgaristan’ın baş-kenti Sofya’da askeri ateşe olarak bulunması;
  • Atatürk’ün başka ders kitapları da yazan büyük bir öğretmen olması;
  • Kitapta, yukarıda belirttiğimiz paragraflarda görül-düğü üzere Atatürk’ün üslubunun bulunması ve hatta bu kitapçıkta, 1920 yılında Atatürk’ün hazırladığı Kooperatif Şirketler kanun tasarısının 5. maddesine “hükümetimiz tarafından Meclise teklif edilen yasa” şeklinde atıf yapılması.
İstihsal, Alım ye Satım Ortaklık Kooperatifleri Nizamnamesi

1920 yılında, bizzat Mustafa Kemal Hükümeti tarafından hazırlanıp Meclise sunulan Kooperatif Şirketler Kanun Tasarısı yasalaşamayınca, 1923 yılında, Cumhuriyetin ilanından önce İktisat Bakanlığınca 97 maddeden oluşan İstihsal, Alım ve Satım Ortaklık kooperatifleri Nizamnamesi çıkarılmıştır. Bütün kooperatif çeşitlerini kapsayan bu tüzüğe dayanılarak birçok kooperatif kurulmuştur.
 
Cumhuriyet Kurulduktan Sonra

Cumhuriyetin ilk yılları, kooperatifçiliğin yasalarda yer aldığı, bir örgütlenme biçimi olarak varlığım kabul ettirdiği yıllardır.

Nitekim ilk olarak 5 Ocak 1924 tarihinde, 396 sayılı yasayla, o zaman var olan Kara Ticaret Kanununda bir değişiklik yapılmış ve 15. maddeye, adı geçen üç çeşit şirketten (anonim, kolektif, komandit) başka, kooperatif yani ortaklık şirketleri de ticari şirketlerdendir diye bir fıkra eklenmiştir.

396 sayılı yasa mecliste görüşülürken, kooperatif kur-manın ulusal bir gereksinim olduğunu Atatürk Mecliste şöyle ifade etmiştir: “Türkiye gibi büyük sermayelerden yoksun, Avrupa'nın muazzam sanayi ve sermayesi ile ulusal olmayan aracıların saldırılarına karşı, ulusal ekonomiyi korumaya zorunlu bulunan bir memlekette, kooperatiflerin kurulması kesinlikle ulusal bir ihtiyaçtır".

Aynı yıl, 1924’te ilk tarım kooperatifi mevzuatı olan 498 Sayılı İtibari Zirai Birlikleri Kanunu da çıkartıldı; fakat pek uygulanamadı.
 
Bir Tüketim Kooperatifi Kurucusu Atatürk

Cumhuriyetin ilk yıllarında başkent olan Ankara'nın gittikçe artan nüfusuna özellikle artan memurlarına ucuz ve kaliteli tüketim maddesi sağlamak başlı başına önemli bir sorun olarak ortaya çıkmıştır.

Bu sorunu çözmede de, büyük önder Atatürk’ün öncülük yaptığını görüyoruz. Atatürk bu sorunun o günün koşullarında ancak bir tüketim kooperatifi kurarak çözülebileceğini öngörmüştür. Fakat Ankara’daki memurlar o zaman maddi olarak çok güç koşullar altındadırlar. Böyle bir kooperatifi finanse edecek maddi olanağa sahip değildirler. Bu durumu bilen ve gören Mustafa Kemal memurlar için Ankara’da bir tüketim kooperatifi kurulmasını önerisini yapmakla yetinmemiş; bu konu ile özel olarak bizzat ilgilenmiştir. Şöyle ki; o yıl çıkartılan 24 Mart 1925 tarih ve 586 sayılı bir yasa ile Ankara’daki memurlara aylıklarının yarısı kadar avans verilmesi; ancak bunun memurların ellerine verilmeyerek Ankara’da kurulacak Memurlar Tüketim Kooperatifine anapara olarak yatırılması öngörülmüştür. Atatürk’ün ilgi ve direktifiyle çıkarıldığına kuşku duymadığımız bu yasa sonunda 21 Nisan 1925Te Ankara Memurlar Tüketim Kooperatifi kuruluyor. Cumhurreisi Gazi Mustafa Kemal Paşa (6000 TL pay) ve Başvekili İsmet Paşa’nın (525 TL) bu kooperatife bir ve iki numaralı üye olmaları çok ilginç ve önemlidir. Diğer önemli üyeler Genelkurmay Başkam Mareşal Fevzi Çakmak (245 TL) ve TBMM Başkanı Aldulhalik Renda (245 TL)’dir. Atatürk’ün kuruluşuna 6000 TL.'lik bir pay ile katıldığı Ankara Memurlar Tüketim Kooperatifinin ilk kuruluş sermayesi 168.246 TL'dir.

Bu kooperatif kurma eyleminde önemli olan husus, Atatürk’ün bu kooperatifin kuruluşu ile bizzat ilgilenmesidir. Atatürk, Ankara’daki memurlara bir tüketim kooperatifi kurun demiyor. Bizzat kendisi, üye (ortak) olarak kooperatifi kuruyor. Düşününki, bu kooperatifi kurduğunda Atatürk Cumhurbaşkanıdır. Bu kooperatif kurma eylemi ile Atatürk, bir taraftan Ankara’daki memurlara ucuz ve kaliteli tüketim maddesi sağlama sorununu çözerken; diğer taraftan Ankara’da o yıllarda büyük maddi sıkıntılar içindeki memurlarla beraber, onların yanında olduğunu göstermek istemiş ve bunda da kuşkusuz çok başarılı olmuştur; memurlarına bu kooperatif için güven vermiştir. Böylece Atatürk, kent kooperatifçiliğinin uygulanmasına verdiği Önemi, bir kent kooperatifi eylemine bizzat katılmak suretiyle açıkça göstermiştir.
 
Ortak Makine Kullanma

Atatürk’ün kooperatifçilik düşüncelerinde ortak makine kullanma, bugünkü deyimiyle makine kullanma kooperatifleri önemli yer alır.

Nitekim Atatürk, şapka devrimi için gittiği Kastamonu’da 24 Ağustos 1925’te halka seslenerek yaptığı ünlü konuşmasında:

“Ben de çiftçi olduğumdan biliyorum, makinasız ziraat yapılmaz, el emeği güçtür. Birleşiniz. Birlikte makine alınız” deyişi çok önemli olup anlamını bugün de korumaktadır.

Ancak burada önemli olan bir hususta şudur: Atatürk çiftçilere, doğrudan, ortak makine kullanmak iyidir, bu nedenle birlikte makine alınız demiyor. Önce, ben de çiftçi olduğumdan biliyorum diyor. Böylece kendisini çiftçilerle özdeşleştiriyor. Ondan sonra birlikte makine alınız diyor.

Burada Atatürk, esasında makine kullanma kooperatifi öneriyor. Çok çağdaş bir düşünce, çağdaş bir öneri. Çünkü bu kooperatifler Türkiye’de çiftçiye bugün de yol gösterici niteliktedir. Batı ülkelerinde olduğu gibi, ülkemizde de mutlaka yaygınlaşması gereken bir kooperatif tipidir.
 
Yeni Yasal Düzenlemeler

1926 yılında, 856 sayılı Türk Ticaret Yasasında, kooperatiflerin de öbür şirketler arasında yer alması için gerekli düzenlemeler yapılmıştır. 1929 yılında ise, 1470 sayılı ‘Zirai Kredi Kooperatifleri Kanunu’ kabul edilerek Cumhurreisi Gazi Mustafa Kemal Paşa imzasıyla ilan edilmiştir. Bu yasaya dayanarak bir yılda 29.170 üretici 191 kooperatif içinde örgütlenmiştir.

1470 sayılı yasanın çıkmasından ve bu yasaya göre süratli kooperatif örgütlenmeden kıvanç duyan Atatürk, Kasım 1929’ta yaptığı TBMM açış konuşmasında, ‘Bu yıl tarımsal kooperatif örgütlenmeye başlamış olması bizi özellikle mutlu ediyor. Bu kooperatifleri ülkenin her tarafına yaymayı çok gerekli buluyoruz’ demiştir.
 
Ege Gezisi

Atatürk, 1930 yılının kasım ayı sonlarından başlayarak, üç ayı aşkın süren ve yirmi bir ili kapsayan bir yurt gezisine; çıkmıştır. Bu gezinin en önemli duraklarından birisi olan İzmir’de Atatürk’ün ilk gittiği kamu kuruluşu bir Ziraat Bankasıdır. Burada kooperatifler hakkında bilgi aldıktan sonra gidip bir tarım kredi kooperatifini ziyaret ediyor, denetliyor ve sorular soruyor. Atatürk gibi büyük bir devlet adamının bir birim kooperatifini ziyaret etmesi büyük an-lam taşımaktadır. Atatürk’ün kooperatifçiliğe verdiği önemi göstermektedir.

Atatürk’ün İzmir’deki diğer ziyaret ve konuşmalarında da kooperatifçilik önemle yer almaktadır. Şöyle ki:

27 Ocak 1931’de İzmir Halk Fırkası kongresindeki konuşmasında Atatürk, “Görüşleriniz içinde ekonomik alanda çok pratik noktalara değindiniz. Örneğin; kooperatifler. Şurada, burada halk ve aydınların teşebbüsü ile eyleme dönüşen değerli hasılalar görülmektedir. Hükümetimizin de bu gibi teşebbüsleri desteklemesi gerekir. Cumhuriyet Hükümetinin tabii bu gereğin bilincinde olduğuna kuşku yoktur demiştir.

Bu konuşmasından sadece dört gün sonra 1 Şubat 1931’ de İzmir Ticaret Odası'nda yapılan bir toplantıda kooperatifler konusundaki eleştiriler üzerine Atatürk, “Kanaatim odur ki, muhakkak surette birleşmede kuvvet vardır. Kooperatif yapmak, maddi ve manevi kuvvetleri, zekâ ve maharetleri birleştirmektir. Yoksa bir zayıf ile bir kuvvetlinin birleşmesinden bahsetmiyorum. Birleşmenin böylesi zayıf olanın kuvvetliye esir olması demektir.” diyerek, bize göre kooperatifin çok özgün bir tanımını yapmıştır. Ben, yılların kooperatifçi bilim adamı olarak şunu açıklıkla söyleyebilirim ki, hiçbir yerli ve yabancı literatürde bu kadar güzel ve güçlü bir kooperatif tanımına rastlamadım. Atatürk böylece kooperatifçilik literatürüne geçebilecek bir kooperatif tanımı yapmış bulunmaktadır.

Atatürk aynı toplantıda konuşmasını şöyle sürdürmüş ve: “Ege Bölgesi'ndeki bütün insanların hasılalarını ve gayretlerini birleştirmesi kuşkusuz çok verimli sonuçlar verecektir. Türkiye’nin çalışma hayatı ve varlığını göz önüne alınca, birleşmeden dolayı fayda ve yararların çok büyük olacağı sonucuna varacağınızdan kuşku duymuyorum. Üreticilerin birleşmesinden kişisel çıkarlarının azalacağını düşünenler tabii şikâyet edeceklerdir” diyerek kooperatifçiliği desteklediğini bir kez daha, hem de tüccarların önünde kesin bir dille belirtirken, kooperatifçiliğe karşı olanların kimler olduğunu ve nedenini de o kendine özgü üslubuyla açıkça ortaya koymuştur.
 
Tek Parti Programında Kooperatifçilik

Atatürk ayın zamanda çok önemli bir siyaset adamıdır. Atatürk, Halk Fırkası adıyla bir siyasi parti kurmuş ve ölümüne kadar onun genel başkanlığım yapmıştır. Bu nedenle, kurucusunun Atatürk olduğu o zamanki tek partinin 10- 18 Mayıs 193 î tarihlerinde toplanan Üçüncü Büyük Kongresinde kabul edilen ilk Resmi Programının İktisat bölümünün dördüncü maddesinde kooperatifçiliğin yer alması önem taşımaktadır.

Bu madde şöyledir: “Madde 4 - “Çiftçilerimizi kredi ve üretim kooperatifleri gibi ekonomik kuruluşlara kavuşturmak ve bu kuruluşları geliştirmek ve çoğaltmak amaçtır”.

Atatürk, her şeyi kendisi yapıyor değildir. Onun için Halk Fırkası (ki bu parti sonradan CHP adını almıştır) adıyla bir siyasi parti kurmuş ve önemli görüşlerini bu partinin programına aktarmıştır.

Atatürk, kurduğu ve genel başkanı olduğu siyasi parti programı için 1 Kasım 1937'de yaptığı Meclis açılış konuşmasında bakın ne diyor “Dünyaca malum olmuştur ki, bizim devlet idaresindeki ana programımız Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat bu prensipleri gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz”.

Demek ki, Atatürk’ün siyaset anlayışına göre, ülkede kooperatifçiliğin gelişmesinin sürekliliği için sadece kendisinin desteklemesi yeterli olmayıp konunun CHP Programında da mutlaka yer alması gerekmektedir. Ancak kooperatifçilik konusunda Parti Programına da Atatürk’ün görüşlerinin hakim olduğu kuşkusuzdur.
 
Türk Kooperatifçilik Kurumu Kurulması

Atatürk aynı yıl (1931), kooperatifçilik konusunda çalışmalar yapmak üzere bir derneğin oluşturulması için İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'yı görevlendirmiş ve bunun üzerine 20 Mayıs 1931’de İstanbul Üniversitesi bünyesinde “Türk Kooperatifçilik Cemiyeti” kurulmuştur. (Bu dernek daha sonra Ankara’ya taşınmış olup, “Türk Kooperatifçilik Kurumu” adı altında halen faaliyet göstermektedir. Ben de uzun yıllar bu kurumun yönetim kurulu üyeliğinde bulundum)
 
Atatürk Döneminde Üniversitede Kooperatifçilik

Atatürk’ün kooperatifçilik konusundaki görüşlerini incelerken, şöyle bir düşünceye kapıldım. Acaba Atatürk döneminde kooperatifçilik üniversitelerde ders olarak okutuluyor muydu? Nasıl okutuluyordu? Bu amaçla kütüphanelerde bir inceleme yaparak Atatürk döneminde yazılmış kooperatifçilik ders kitabı olup olmadığını araştırdım ve 1935 yılında İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebin-de ders kitabı olarak okutulan “Kooperativler” adlı bir kitaba rastladım. 360 sayfa olan bu kitap. Kooperatifçilik ve Devletler Hukuku Profesörü Dr. Suphi Nuri İleri tarafından yazılmış.

Bu kitapta benim en ilgimi çeken bölüm “Kemalizm” bölümü oldu. Yazar, bu bölümde Kemalizmin sosyal ve siyasal yönünün bilinip anlaşıldığı halde, ekonomik yönünün açıkça bilinmediğini ifade ettikten sonra soruyor, acaba Kemalizm’in ekonomik yönü nedir diyor ve yaptığı inceleme ve tartışmalar sonunda Kemalizmin ekonomik yönünü ortaya çıkarmaya ve kooperatifçilik yönünden yorumlamağa çalışıyor.

Atatürk yaşarken, Türkiye’nin tek iktisat fakültesinde Kemalizmin (bugünkü deyimiyle Atatürkçülüğün) kooperatifçilik yönünden yorumlanması çok ilginç.

Prof. Dr. Suphi Nuri İleri, ders kitabı olarak okuttuğu kitabında Kemalizmi şöyle tartışıyor: Kemalizm acaba liberalizm midir diye soruyor (o zaman batıda, İngiltere ve ABD’de liberalizm var). Konuyu bu yönüyle tartıştıktan sonra, hayır Kemalizm liberalizm değildir diyor. Daha sonra, Kemalizm acaba faşizm midir diye soruyor (Düşünün o yıllarda İtalya’da Mussolini, Almanya’da Hitler var, faşizm var). Konuyu bu yönüyle de tartıştıktan sonra diyor ki, hayır Kemalizm faşizm değildir. O tarihlerde Sovyetler Birliğinde komünizm var. Yazar, soruyor ve tartışıyor, acaba Kemalizm komünizm midir diye. Ama bu konuda da vardığı sonuç şöyle: Hayır, Kemalizm komünizm de değildir. Yazar nihayet, o halde Kemalizm’in ekonomik yönü nedir diye soruyor ve burada biraz Kooperatifçiliği tartıştıktan sonra diyor ki; “Ne liberal ve ne de komünist olan Kemalizmin en tabi ve makul ekonomik rejimi yalnız ve yalnız kooperatifçiliktir. İşte yarınki Kemalizmin biricik ekonomik ideali.”

Bu kitap, Atatürk’ün yaşadığı yıllarda kuram ve uygulamada Kemalizmin (Atatürkçülüğün) önemli ekonomik ilkelerinden birisi olarak kooperatifçiliğin kabul edildiğini ve bu doğrultuda Üniversitelerde dersler verildiğini göstermektedir. O kadar ki, bu derslerde, bir dogma olarak değil, çok yönlü uzun tartışmalardan sonra Kemalizmin ekonomik yönünün kooperatifçilik olduğu sonucuna varılıyor. Bu sonuca herhangi bir zamanda değil. Atatürk’ün yaşadığı, CHP Programına kooperatifçiliğin konulduğu, 2834 ve 2836 sayılı Tarım Kredi ve Tarım Satış Kooperatifleri Yasalarının çıkarıldığı 1935 yılında varılıyor.
 
En Verimli Yıl

Atatürk döneminde kooperatifçilikle ilgili yasal düzenlemeler açısından 1935 yılı en verimli yıl olmuştur. Hem 2834 sayılı “Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu” ve hem de 2836 sayılı “Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunu” 1935 yılında Atatürk’ün direktifleriyle çıkarılmış ve derhal uygulamaya konulmuştur. Bu iki yasaya dayanarak yurdun her tarafında yüzlerce kooperatif kurul-muştur (Bu kooperatifler bugün de faaliyette olup ortak sayıları 2,5 milyon, kooperatif sayıları ise 3 bin civarındadır).
 
Parti Programında Tekrar Yer Alma
 
Aynı yıl (1935), Atatürk’ün yaşam dönemi içindeki ikinci ve sonuncu CHP Programı Dördüncü Büyük Kongre tarafından kabul edilmiştir. Bu programda da, kooperatifçiliğin iki madde halinde önemle tekrar yer aldığı görülmektedir, Şöyle ki; Parti Programı “Madde 7(b) - Küçük çiftçilerin mevsimlik kredisi tarım kredi kooperatiflerin-den ve çiftlik sahiplerinin yıllık kredi ihtiyaçları ipotek karşılığı sağlanmalıdır. Madde 10- Partimiz kooperatifçiliği ana prensiplerinden sayar. Kredi kooperatifleri ile toprak ürünlerinin hakiki diğerinden üretmenleri faydalandıracak olan satış kooperatiflerinin kurulmasına ve çoğaltılmasına önem vermekteyiz. Türkiye Tarım Bankası, tarım kooperatiflerinin ana bankasıdır”.

Görüldüğü gibi, Atatürk döneminde devlet yönetiminin felsefe ve ilkelerini en açık bir biçimde yansıtan ve Atatürk'ün genel başkanı olduğu CHP’nin 1935 Programında da kooperatifçilik ekonomik yaşam içinde önem taşıyan bir unsur olarak 2 madde halinde yer almış bulunmaktadır. Bunun, Atatürk’ün önerisiyle olduğundan hiç kuşku duymuyoruz. Bu nedenle, kooperatifçiliğin CHP Programına giriş yeri ve kooperatif anlayışı, Atatürk’ün o zamanki kooperatifçiliğe bakışını göstermesi açısından ilginçtir. Kooperatifçilik, CHP Programının ekonomi bölümüne madde olarak girmiştir. Bu da, Atatürk’ün Kooperatifçiliğe ekonomik bir örgüt olarak baktığım göstermektedir. Bu çağdaş bir yaklaşımdır. Günümüzde de, bütün dünya ’da Kooperatifler ekonomik kuruluş olarak görülmektedir.
 
Bir Tarımsal Kooperatif Kurucusu Atatürk

1936 yılı ise Atatürk’ün kooperatifçilik eylemi yönün-den büyük önem taşımaktadır. Çünkü Atatürk, 30 Haziran 1936’da İçel’in Tekir köyünde sahibi bulunduğu Tekir Çiftliği civarındaki üreticilerle birlikte bir tarım kredi kooperatifi kurmak üzere Ziraat Bankasına bir dilekçe verir.

Bu dilekçeyi kooperatifin kurucu üyesi 36 üretici imzalamıştır. Bu imzalardan birincisi Kemal Atatürk’e aittir. Burada imzanın Mustafa Kemal olarak değil, Kemal Atatürk olarak atılmış bulunması ilginçtir. Atatürk, 1934 yılında Soyadı Kanunu çıkıncaya ve ona dayanarak Mecliste, özel bir kanunla kendisine 26 Kasım 1934'te Atatürk soyadı verilinceye kadar Mustafa Kemal imzasını kullanmıştır. Atatürk soyadını aldıktan sonra, imzasında Mustafa adına yer vermeyerek imzasını Kemal Atatürk olarak atmıştır.

Bankaya verilen dilekçenin metni şöyledir:

“Silifke Ziraat Bankasına,

Merkezi Tekir Çiftliği olmak ve Arkarası, Persenti, Avşar, Karadedeli, Tekir, Tekirkoyuncu, Türkmenli, Türmenaşağı, Tozara Köyleri'ni de ihtiva etmek üzere mıntıkanızda 2836 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri Kanununa uygun bir tarım kredi kooperatifi kurmak istiyoruz. Dileğimiz bankanızca da muvafık görüldüğü takdirde imzalanmak üzere altı nüsha ana mukavelenamenin Ekonomi Bakanlığı'nca tasdik ve noterlikçe tescil muamelelerinin ifası için gereğinin yapılmasını dileriz.

30 Haziran 1936

1) Tekir Çiftliği sahibi Kemal Atatürk (imza)
ve diğer 35 imza."

Bu kooperatifin kuruluşu derhal kabul edilmiş; bunun üzerine dönemin Ekonomi Bakam Celal Bayar Atatürk’e bir kutlama telgrafı göndermiştir.

Atatürk, 13 Temmuz 1936’da Celal Bayar’ın kutlama telgrafına şu yanıtı vermiştir.

“Tarım kredi kooperatiflerinin ilki olan Tekir kooperatifinin muamelesinin bittiğini sevinerek öğrendim. Bu kooperatifte bir sayılı üye olarak bulunmamı muhabbetle yad etmenize teşekkür ederim. Tarım Kredi kooperatiflerinin az zamanda bütün yurdu kaplamasını başarı ve gayretlerinizden bekliyoruz”
 
K. Atatürk

Günümüzde Silifke kasabasına taşınmış bulunan bu kooperatifin adı “Atatürk Tekir Tarım Kredi Kooperatifi” olarak yeniden düzenlenmiştir. Kuruluş dilekçesinin verildiği 30 Haziran günü ise son yıllarda çeşitli kooperatif Örgütlerince “Kooperatifçilik Bayramı” olarak kutlanmaktadır.

Atatürk, bu tarımsal kooperatif kurma eylemi ile kooperatifçilik konusunda, ülkenin gerçek efendisi olarak nitelediği üretici Türk köylüsünün yanında ve onunla beraber olduğunu göstermiştir. Onlarla beraber bir kooperatif kurma dilekçesinin altına imza atmış; ayni kooperatifin kurucu ortağı olmuştur.

2834 ve 2836 sayılı tarım satış ve tarım kredi kooperatifleri yasalarının çıkartılması ve bütün yurtta derhal uygulanmaya konulması üzerine, 1 Kasım 1936 günü TBMM’ ni açarken Atatürk kooperatifçiliğe yine değinmiş ve “Kooperatif teşkilatı her yerde sevilmiştir. Kredi ve satış için olduğu gibi istihsal vasıtalarını öğretip kullandırmak için de kooperatiflerden istifadeyi mümkün görüyoruz” demiştir. Bu sözler Atatürk’ün tarımsal kooperatifçiliğe geniş boyutlu bakışını (tarım satış, tarım kredi ve makine kullanma) göstermektedir. Daha önemli olanı ise, Atatürk’ün sadece kooperatifçilik yasalarım çıkartmakla yetinmeyip, uygulama için milletvekillerine gerekli direktifleri vermiş olmasıdır.
 
Atatürk’ün Bir Kooperatifçilik Devrimini Gerçekleştirmesi

Sayın Rektör, değerli konuklar,

Konuşmamın bu noktasında Atatürk’ün 1935 ve 1936 yıllarında, bana göre Türk kooperatifçiliğinde bir devrim olan tarım satış ve tarım kredi kooperatifçiliği olayını nasıl gerçekleştirdiğini bir gözden geçirmekte yarar var.

Atatürk o yıllarda çiftçinin en önemli sorununun kredi ve pazarlama olduğunu, daha doğrusu aracılık ve tefecilik yoluyla çiftçinin sömürülmesi olduğunu biliyor ve görüyor. Bu konuda üreticinin ancak kooperatifler yoluyla tefecilikten kurtulabileceği ve yeterli kredi alabileceği; diğer taraftan ancak tarım satış kooperatifleri ve birlikleri yoluyla aracılık kazancını asgariye indirebileceği ve üreticinin böylece iç ve dış pazarlarda ürünlerim en iyi bir biçimde pazarlayabileceğim düşünüyor. Ve bu düşüncelerini gerçekleştirebilmek için, önce 1935 tarihli 2834 ve 2836 sayılı tarım satış ve tarım kredi kooperatifleri yasalarının çıkartılmasını sağlıyor.

Atatürk, bu iki yasanın çıkartılmasını yeterli görmüyor. Bu iki yasanın benimsenmesi ve yurt çapında uygulanabilmesi için, bu iki yasayla ilgili konunun, kendisinin genel başkanı olduğu Cumhuriyet Halk Partisinin Programında da yer alması gerektiğini düşünüyor. 1935 yılında toplanan Dördüncü büyük Kongrede CHP Programına kooperatifçilik konusunda iki yeni madde konuluyor.

Atatürk, tarım satış ve tarım kredi kooperatifleri yasalarının çıkması, bu konunun CHP programına girmesi ile de yetinmiyor. Bu konuda bizzat kendisinin bir kooperatif kurma eylemi yapması gereğini duyuyor ve 1936 yılında, Tekir tarım kredi kooperatifini kuruyor ve onun 1 numaralı ortağı oluyor. Hatta o kuruluş nedeniyle, Ekonomi Bakanı Celal Bayar’ın kutlama telgrafına verdiği yanıtta, bu kooperatiflerin geliştirilmesi talimatını Ekonomi bakanına veriyor. Ve nihayet bütün bunlarla da yetinmeyen büyük önder, 1 Kasım 1936 Meclis açılış konuşmasında bu iki kooperatife yer vererek, bu kooperatiflerin geliştirilmesi gereğini Meclis kürsüsünden tüm ulusuna duyuruyor.

Böylece, bütün bu safhalardan geçirerek Atatürk, tarım satış ve tarım kredi kooperatifçiliğinin bir devrim niteliğindeki temellerini çok sağlam bir biçimde atmış oluyor. Bu kooperatiflerin günümüze gelindiğinde halen bütün yurda yayılmış 2,5 milyon ortağı ile üreticiye büyük hizmet vermeğe devam ediyor olması, Atatürk’ün bu konudaki devrim ve eylemlerinin ne kadar isabetli olduğunu bugün bile açıkça göstermektedir.

Nihayet Atatürk, 1 Kasım 1937 günü, “Milli ekonomimizin temeli ziraattır” diye başlayan ve ulusal tarım politikamızın hedeflerini belirten, kendi sesinden yaptığı son TBMM açış konuşmasında da “Köyde ve yakın köylerde müşterek harman makinaları kullandırma köylülerin ayrılamayacağı bir adet haline getirilmelidir” diyerek makine kullanmada kooperatifçiliğe verdiği önemi bir kez daha dile getirmiştir.

Atatürk, bu konuşmasında tarım sanayinde de kooperatifçiliğinin önemine değinmiş ve şöyle demiştir: “Ziraat sanayi bilhassa üzerinde meşgul olacağımız mevzu olacaktır. Bu arada sütçülüğe, süt sanayine hususi önem vermekteyiz. Sırasıyla şehir ve kasabalarımızın temiz ve ucuz süt mamulatı ihtiyacını temin edecek fabrikalar tesisine ve bununla ahenkli bir surette köylerdeki sütleri kıymetlendirecek ve satışı kolaylaştıracak kooperatifler kurulmasına çalışılacaktır” demiştir.

Atatürk'ün tarım ve süt sanayine kooperatifler yoluyla yaklaşımı çok çağdaş ve doğru bir düşüncedir. Bugün tüm gelişmiş ülkelerde (İsveç, Norveç, Hollanda, Danimarka, Almanya gibi) süt ve tarım sanayi yüzde 50 ila yüzde 100 arasında kooperatiflerin elindedir. Bu oran ülkemizde maalesef bugün sütte yüzde 3, tarım sanayinde ise yüzde sıfır ile yüzde 10 arasındadır.

Atatürk 1 Kasım 1937 Meclis açış konuşmasında tarım satış kooperatifleri birliklerinden bahsetmiş ve şöyle demiştir:

“İhracat mallarımızın hükümetin yakın kontrolü altında satışlarının teşkilatlandırılması önemlidir. Bunu göz önünde tutan Ekonomi Bakanlığı, geçen yıl içinde Iğdır’da, Ege, Trakya bölgelerinde türlü konulara ait satış kooperatifleri kurmuş ve onları faaliyete geçirmiştir. Önümüzdeki yıl içinde, başta fındık olmak üzere, diğer belli ürünlerimizi de ilgilendiren birlikleri kurmalıdır".

Atatürk'ün böylece ihracatta satış kooperatifleri birliklerinin kurulmasını önemle izlediği görülmektedir.

Atatürk, ağır hasta olduğu için Başbakan Celal Bayar tarafından okunan 1 Kasım 1938 Meclis açış konuşmasın-da da kooperatifçilikten bahsederek şöyle demiştir:

“Memleketimizin muhtelif yerlerinde kredi ve satış kooperatiflerinin ve birliklerinin kurulmasına devam edilmiştir. Ezcümle Karadeniz Bölgesi'nde fındık ürünü için beş kooperatif ve bunlar için merkezi Giresun'da olmak üzere bir birlik kurulmuştur”.

Büyük önder Atatürk’ün ölümünden sadece 9 gün önceki (1 Kasım 1938) Meclis açış konuşmasında bile kooperatifçilikten bahsetmesi, özellikle de 1 Kasım 1937 konuşmasında sözünü verdiği Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği'nin Giresun’da kurulmuş olduğunu bildirmesi büyük önem taşımaktadır. Ne mutlu ona ki ulusuna verdiği her sözü, her zaman, her konuda mutlaka yerine getirmiştir.

İşte devlet adamlığı, işte politikacı ciddiyeti, işte Atatürk budur. Böyle bir büyük lidere sahip olduğu için ne mutlu Türk Ulusu'na.
 
Sonuç olarak deriz ki;
  1. Atatürk, kooperatifçiliği ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınmasında önemli bir araç olarak görmüştür. Özellikle de tarımsal kooperatifçiliğe ayrı bir önem vermiştir. Bu doğru bir yaklaşımdır.
  2. Atatürk, kooperatifçiliğin ekonomik bir halk hareketi olduğunu görmüştür. Geniş üretici ve tüketici kitlesinin kooperatifçilik hareketi ile ekonomiye katılmalarını sağlamaya çalışmıştır.
  3. Atatürk, ülkede kooperatifçiliğin gelişmesi için, kooperatifçiliğe olan ilgisini ilk TBMM’nin açıldığı 1920 yılından 1 Kasım 1938’e kadar her zaman canlı tutmuş; çeşitli yurt köşelerinde halka yaptığı konuşmalarında ve TBMM açış söylevlerinde kooperatifçilik konusundaki görüşlerini açıklamış; kooperatifçiliğin gelişmesinin gerektirdiği yasal düzenlemelere öncülük yapmıştır. Yani 1920’ den 1938’e kadar Türk kooperatifçiliğinin kurulması ve gelişmesi için bütün hayatı boyunca sürekli çabalamıştır.
  4. Atatürk, kooperatifçilik konusunda Türk toplumuna sürekli olumlu mesajlar vermiştir. Bu da, kooperatifçiliğin ülkemizde benimsenmesi ve gelişmesi yönünden çok isabetli bir yaklaşımdır.
  5. Atatürk, kooperatifçilik konusunda sadece özgün düşüncelerini belirtmekle yetinmemiş, ilgili yasaların çıkarılmasına öncülük yapmış ve hatta halkıyla beraber biri kentsel (tüketim 1925) ve biri de kırsal (tarım kredi 1936) olmak üzere iki kooperatif kurmuştur. Bu nedenle kendisi iki kooperatif kuran Dünya’da eşsiz bir Cumhurbaşkanıdır. (Dünya çapında yaptığımız incelemelere göre, her ne kadar ABD Başkanı Clinton da kooperatifçilikle ilgilenmişse de “Clinton’un Çözüm Yolu Bizde de Geçerli" adlı makalemizde (Cumhuriyet 1 Aralık 1992’de görüleceği üzere), Clinton sadece gençlere kooperatif kurdurmuş, ama bizzat kendisi kooperatif kurmamış; Atatürk ise bizzat kendisi 2 kooperatif kurmuştur; bu nedenle eşsiz bir Cumhurbaşkanıdır).
  6. Atatürk, Türk kooperatifçiliğinin her yönden eşsiz önderi olmuş ve tüm düşün ve eylemleriyle Türk kooperatifçiliğinin kumcusu olarak kooperatifçilik tarihindeki saygın yerini almıştır.
  7. Burada ünlü tarihçi Profesör Herbert Meizig’iın Atatürk için söylediği bir sözünü hatırlamakta yarar vardır. Prof. Meizig Atatürk için, “Dünya tarihini araştıracak olursak, söylemi ile eylemi birbirine onunki kadar uyan hiçbir devlet adamı bulamayız” diyor. Gerçekten Atatürk’ün kooperatifçilik konusundaki söylemleri ile iki kooperatif kurucusu olarak eylemleri Prof. Meizig’i doğrulamaktadır.
  8. Kooperatifçilik, çağdaş Atatürkçü düşüncenin en önemli ekonomik temellerinden birini oluşturmaktadır. Bu nokta asla unutulmamalıdır.
  9. Atatürk’ten sonra özellikle de 1950 sonrası gelen devlet adamları kooperatifçiliğe Atatürk’ün gösterdiği duyarlılık, ilgi ve inancı göstermemişler ve hatta 12 Eylül (1980)’den sonra açıkça kösteklemişlerdir ve maalesef bu kösteklemeyi halen de sürdürmektedirler. Bugün kooperatifçiliğimizin çağdaş düzeyde gelişmemiş olmasının birinci nedeni budur.
  10. Hâlbuki biz Atatürk’ün ekonomi politikasına öz olarak sahip çıkabilsek; örneğin Atatürk’ün özgün kooperatifçilik politikasını devrimci bir biçimde izleyebilsek, ulusumuzun çoğu sorunları çözümlenebilecek ve ülkemiz Atatürk’ün amaçladığı çağdaş uygarlık yolunda sosyal ve ekonomik yönden çok daha hızlı gelişebilecektir.
  11. Son olarak, kooperatifçilik konusunda büyük önder Atatürk’ün tüm yaklaşımlarının çok doğru, çağdaş ve üniversal olduğunu bir kere daha, kuşkusuz bir inançla belirterek sözlerimi tamamlıyorum.

Örnek kooperatifçi büyük önder Atatürk’ün kooperatifçilik konusundaki düşün ve eylemlerini bana burada bir konferans ile sunma olanağı veren başta Sayın Rektör Prof. Dr. Ferit Bernay olmak üzere tüm ilgililere içten teşekkür eder; beni sabırla dinlediğiniz için sizlere de sevgi ve saygılarımı sunarım.
 
Samsun Ondokuzmayıs Üniversitesi Kültür Merkezinde 23 Mart 2005 günü verilen konferansın metnidir. Bu Konferans daha önce Moskova Sovyet Bilim Akademisinde (7 Aralık 1981) ve Bursa (1982), Ankara (1998, 2000, 2001, 2001,2002), Tekirdağ (1998), İzmir (1998), Aydın (2000), Manisa (2000), Datça (2000), Maraş (2000), Adana (2000), Antakya (2000), İstanbul (2000, 2000, 2001), Çankırı (2000), Kırklareli (2000), Van (2002), Isparta "(2002), Konya (2003), Bolu (2004) illerinde belirtilen yıllarda çeşitli üniversite ve yerlerde sürekli geliştirilerek 100 defanın üstünde verilmiştir.

Prof. Dr. Ziya Gökalp Mülayim Kimdir?

Akademisyen, profesör, araştırmacı yazar.1932,  Ceyhan / Adana doğumlu. Baba adı Yusuf Ziya, anne adı Hanife. 1950´de Kabataş Lisesini bitirdikten sonra İtalya´ya giderek Floransa Üniversitesi Ziraat Fakültesini bitirdi ve aynı üniversitede kooperatifçilik konusunda doktora yaptı. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinde 1964´te Doçent, 1970´de ise Tarım Ekonomisi Profesörü oldu. Bu arada 1 yıl Amerika´da Harvard, 8 ay Almanya´da Giessen Üniversitelerinde incelemelerde bulundu.1970-1971´de CHP Yüksek Danışma Kurulu Başkanlığı, 1973-79´da CHP Samsun Senatörlüğü ((14.10.1973 – 14.10.1979), 1977-79´da ise Senato Dışişleri Komisyonu Başkanlığı yaptı. 1958-80 yılları arasında A.Ü. Ziraat Fakültesinde Kooperatifçilik ve Tarımsal Değer Biçme dersleri verdi. 1979-80´de KÖY-KOOP Yönetim Kurulu üyeliği yaptı.

İtalyan Hükümeti “Ufficiale” ve “Commendatore” nişanları ile Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Gümüş Madalyası ve Dil Derneği Onur Ödülü(2012) ve “Ankara Üniversitesi Çınarı” beratı (2014) sahibidir. Ayrıca bir suluboya ressamıdır. (Kişisel 13 sergi açmıştır).

Toprak Reformu ve Kooperatifçilik konularında Ulus, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerinde yayınlanmış birçok makalesi bulunmaktadır. Alanıyla ve yakın tarihle ilgili kitaplar yazmıştır. Evli, 2 çocuk babasıdır.

Başlıca Eserleri:

Tarımsal Kooperatifçilik (1967),Tarımda Düzen Değişikliği (1970),Genel ve Tarımsal Kooperatifçilik (1975), Toprak Reformu ve Kooperatifleşme (1976), Bağımsız Dış Politika (1979), Demokratik Kooperatifçilik Politikası ve Toprak Reformu (1993), Atatürk´ten Bugüne Kooperatifçilik (1998), Kooperatifçi Atatürk ve Kooperatifçilik (2006), Tarımsal Değer Biçme (2008), Kooperatifçilik (7. Baskı 2013), İsmet İnönü´den Siyaset Dersleri Niteliğinde Anılar (2014).
 
Konu ile ilgili Apelasyon E Dergideki diğer yazılar.
 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.