DUYGULAR, SEVGİ VE ZAMANIN DEĞERİ ÜZERİNE

Aristo, Nikomakus'un Etiği başlıklı erdem, kişilik  ve iyi bir yaşama dönük felsefi eserinde duygusal hayatımızı akıllıca yönlendirmenin şifrelerini veriyor bize. Ona göre tutkularımız düşüncelerimizi etkiler ve ancak iyi yönlendirilebildikleri takdirde bir bilgelik içerebilirler. Hepimizin bildiği gibi duygularımızın kontrolü hiç de kolay değildir. Buradaki sorun aslında duygusallıkta değil, duyguların yansıtılma şeklindedir.
 
 
Burada kendimize sormamız gereken soru şu olabilir mi?
 
İlişkilerimize nezaketi, toplumsal yaşamımıza şefkati ve sevgiyi nasıl taşıyabiliriz? Öfke yönetimi yapamayışımız ve sosyal frenlerimizin çalışmaması bizi ve çevremizi nasıl etkilemektedir?
 
Aristo'nun bir sözü bu doğrultuda çok  anlamlıdır:
 
"Herkes kızabilir, bu kolaydır. Ancak doğru insana, doğru ölçüde, doğru zamanda, doğru nedenle ve doğru şekilde kızmak işte bu kolay değildir."
 
İnsan doğasını duyguların gücünden soyutlayarak anlamaya çalışmak akılcı bir yaklaşım olmasa gerek. Duyguların hayatımızdaki yerini ifade eden 'Homo Sapiens' yani ‘düşünen tür-akıllı insan‘ adı bile konuyu anlamamızda bizde bir yanılsama yaratabilir.
 
Duygu ve düşünceyi, birbirinden ayrı iki süreç olarak görme eğilimi yaklaşık üç bin yıldır devam etmektedir. Bu ayrım, düz bir bakış açısının ürünüdür. Düz bir bakış açısı ya da bir başka deyişle çizgisel bir bakış, aslında önemli detayları görmezlikten gelme yani bir indirgenmişlik olarak da ifade edilebilir ki dağlık bir bölgeyi adeta düz bir ova gibi algılama bicimi buna ornek olarak gosterilebilir.
Modern öncesi dönemde dinsel paradigma, duyguların düşünceye egemen olmasını savunurken, modern sonrası dönemde ise aklın egemenliği ön plana çıkarılmıştır. Aklın hüküm sürmesini önerenler, aklın duyguya egemen olmasını da hedeflemişlerdir. Aslında düşünce-akıl-duygu-duygusallık bir örgü gibi birbirlerine bağlıdır. Bu nedenle de yaşamlarımızda her zaman birinin diğerine baskın çıktığı süreçler yaşamaktayız.
 
Kararlarımızı ve hareketlerimizi şekillendiren duygularımız çoğu zaman çok yücelttiğimiz düşüncelerimize   baskın çıkabilmektedir. IQ ile ifade edilen zeka seviyesine verdiğimiz önemde çok aşırıya gitmiş olabilir miyiz?  Duygular bize hakim olduğu sürece  zeka tek başına bir anlam ifade edebilir mi?
 
William Shakespeare’in ünlü eseri Hamlet ‘de; Prens arkadaşı Horatio'ya diyor ki ;
 
Sen, kaderin sillesini de ödüllerini de
aynı şükranla karşılamış birisin;
tutkularının kölesi olmayan bir adam göster bana ,
kalbimin içinde, taşıyayım onu,
tıpkı seni taşıdığım gibi...
 
Bir çeşit özdenetim, yani yaşamın duygusal fırtınalarına dayanabilme, Eflatun'dan beri yüceltilen bir erdemdir. Bunun eski Yunanca'daki karşılığı olan Saphrosyne, kişinin hayatını özenle ve akıllıca yaşaması; ahenkli bir denge ve bilgelik' anlamına gelmektedir.
 
Burada amaç duyguları bastırmak değil, dengedir. Günümüz dünyasında özellikle tutkunun en güçlü ve dizginlenmesi zor duygu olduğunu söylemek mümkündür. Aristo’ya göre denge erdemi simgelemektedir. Kuşkusuz her duygunun  kendine özgü bir değeri ve önemi vardır. Bize sıkıntı ve acı veren duyguları yönetebilme yetisi aynı zamanda sağlığımızın da anahtarı olacaktır.
 
Acı çekmenin yaratıcılığa ve ruhsal hayata katkıları lehinde söylenebilecek çok şey olabilir. Doğu toplumlarının yaşamı algılama biçimi felsefelerine de yansımış ve acıyla ruhun olgunlaştığı düşüncesi özellikle Tibet felsefesinde kendini göstermiştir. Yaşamın içinde sürekli mutlu olmaya ve mutlu olabilmenin şifrelerini bulmaya çalışma, ya da yaşamın içinde olgunlaşmanın yolunu acıda arama düşüncesi bu yüzden hep tartışılan konular içinde olmuştur.
Her zaman mutlu olabilmeyi  istesek de bunda başarılı olmamız mümkün değildir.  Yaşadığımız hayatların niteliği, geride bıraktığımız ya da içimizde biriken olumlu olumsuz duygular, çevremizde olup bitenler, sağlık sorunlarımız, iş tatminsizliği, sosyal yaşamdaki maddi-manevi beklentilerimiz… Bu listeyi istediğimiz kadar uzatmamiz mümkündür. Özellikle akılla dengelenmemiş duygusal mutluluklar uzun ömürlü olamamaktadır. Bu doğrultuda Alman filozof A. Schopenhauer de mutluluğun savaşarak elde edilen bir durum olduğunu söylemiştir. Biz insanların ne kadar karmaşık varlıklar olduğumuzu düşünürsek mutluluk denilen ihtiyacın savaşmadan emek vermeden kazanılamayacağını anlamamız zor olmayacaktır
 
Kalbin matematiğinde kişinin kendini iyi hissetmesi  olumlu ve olumsuz duyguların oranına bağlıdır. Bana göre kalbin matematiğinde olumlu bir oran kurmanın formülü bugünün yaşamımızdaki önemini kavramaktır. Bugün tüm yaşamınızın bir mikro kozmosu adeta minyatür bir örneğidir.
 
Yaşam içinde sonsuz zamanlara sahip olduğumuz düşüncesine (yanılgısına) kapılsak da yaşam yolculuğu ne yazık ki düşündüğümüz gibi gerçekleşmemektedir. Yaşam serüveni yaşadığımız anlardır yani şimdidir.  Bu değerli anların önemini ve anlamını bilmek, farkında olmak daha da önemlisi yaşam felsefemizi ve ilişkilerimizi buna göre düzenlememiz gerekir. Bernard Shaw’ın güzel bir sözü vardır; dünyada değişiklik yapmakta başarılı olanlar, değişikliğe kendilerinden başlayanlardır.
 
Birbirimizi sevelim, arzu ettiklerimizi yapabilmek için dünyanın bütün zamanlarına sahip olduğumuz yanılgısından sıyrılalım. Yaşamın içini dolduralım ve Yunus Emre'nin sözlerine kulak verelim:
 
Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim sevilelim
Bu dünya kimseye kalmaz

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.

Selin Tozkoparan - 10.04.2014 14:40
Yazınız hem kullandığınız fikirler ve göndermelerle ilintili olarak kurmuş olduğunuz denge hem de güzel Türkçesiyle hakikaten keyifli bir okuma oldu. Teşekkürler...