Roma’nın Tükenmeyen Mirası: SU
Roma’nın Regina Aquarum (Suların Kraliçesi) olarak adlandırılması asla bir tesadüf değildir. Roma İmparatorluğunun su ile olan ilişkisi doğal bir kaynağın hem ticari hem de tarımsal açıdan verimli yönetiminin, ortak toplumsal yaşamın, halk sağlığının ve mimari ihtişamın temel taşı haline gelerek bir kültüre dönüşmüştür.
Günümüzde bile, Roma’da ya da Avrupa’nın herhangi bir başkentinde yürürken karşınıza çıkan büyük nehirler, devasa su kemeri kalıntıları ve çeşmelerden gelen su sesleri, İmparatorluk tarihinin suyun akışıyla nasıl kopmaz bir bağ içinde olduğunu bizlere hatırlatır.
Romalılar, su temini ve savunma için birçok hayati kaynak oluşturmalarının yanı sıra, her şeyden önce ulaşım ve ticaret yolu işlevi görmeleri nedeniyle büyük nehirleri kullanmışlardır.
Romalılar için büyük akarsular öncelikli ticari ve lojistik su yollarıydı. Ürünleri, malları, hayvanları ve birlikleri su yoluyla taşımak, kara yollarını kullanmaktan çok daha hızlı ve ucuzdu.
Ayrıca nehirler doğal savunma hatlarıydı. Bu nedenle pek çok askeri kamp, iki ya da üç taraftan doğal koruma sağlayan nehir kıvrımlarında veya büklümlerinde inşa edilmişlerdi.
Ve elbette tüm halk için, tarım için ve hamamlar ile su kemerlerinin beslenmesi için akarsular vazgeçilmezdir, çünkü kolay su temin etmeye elverişlidirler.
Sonuç olarak Romalılar tarihleri boyunca bir çok yerleşimi koloni ya da özerk kent statüsünde nehir boylarında kurmuş veya yeniden düzenlemişlerdir.
Roma döneminde kurulan, yeniden kurulan veya önemli ölçüde geliştirilen ve bir nehirle bağlantısı olan başlıca şehirler aslında hepimiz tarafından tanınmakta ve günümüzde sıkça da ziyaret edilmektedirler.
İtalya’nın başkenti Roma. Roma İmparatorluğunun da başkentliğini yapmış ve Caput Mundi (Dünyanın Başkenti) olarak tarihe geçmiştir. Tiber nehri şehri ortasından kateder. Geleneğe göre, MÖ 753 yılında Tiber Adası’ndaki sığ geçidin yakınında kurulmuştur.
İtalya Birleşik Krallığının ilk başkenti Torino. Savoy hanedanı ile tanınsa da Romalılar için İsviçre ve Fransa istikametine giden lejyonlar için önemli bir ikmal noktasıydı. Augusta Taurinorum adıyla bilinen şehir Po nehri (Dora Riparia kolu) üzerinde MÖ 28 civarında Augustus tarafından Roma askeri kamplarının mükemmel kare planına sahip bir koloni olarak kurulmuştur.
Verona; Romeo ve Jülyet’in büyük aşkının şehri MÖ 1. yüzyılda bir Roma kolonisi haline gelmiştir. Adige Nehri’nin stratejik bir kıvrımı üzerinde yer alır.
Rönesansın ve Medici hanedanının başkenti Floransa (Florentia) MÖ 59 yılında Jül Sezar tarafından, askerî gaziler için bir koloni olarak Arno nehrinin kıyısında kurulmuştur. |
İmparatorluğun kuzey sınırları boyunca genişlemesi, büyük Avrupa nehirleri (özellikle Ren ve Tuna) kıyısında önemli askerî garnizonların ve şehirlerin kurulmasına yol açtı.
Londra ya da Romalıların adlandırdığı gibi Londinium. MS 47 civarında, bir ticaret merkezi ve Thames Nehri üzerinde bir geçiş noktası olarak kurulmuştur.
Fransa’nın başkenti Paris, Romalıların Lutetia Parisiorum kenti. MÖ 1. yüzyıldan itibaren Île de la Cité üzerinde ve Seine Nehri kıyılarında gelişmiştir.
Lyon; bugünün önemli Fransız kültür şehri Lugdunum MÖ 43 yılında Lucius Munatius Plancus tarafından, Rhone ve Saone nehirlerinin birleştiği noktada kurulmuştur; Galya’nın başkentidir.
Almanya’nın kolonyaya adını veren önemli şehirlerinden Köln; Colonia Claudia Ara Agrippinensium olarak MS 50 yılında, Ren Nehri kıyısındaki daha eski bir yerleşimin bulunduğu alanda kurulmuştur.
Avusturya’nın başkenti Viyana; Vindobona adıyla MÖ 15 civarında Tuna nehrinin sınırı oluşturduğu bölgede Tuna boyunda bir sınır kalesi olarak kuruldu.
Budapeşte Macaristan topraklarında Aquincum adıyla Tuna Nehri’nin sağ kıyısında (günümüzde Óbuda) yer alan, Pannonia’nın askerî ve sivil merkeziydi.
Zaragoza (Caesaraugusta), İspanya’da MÖ 14 yılında Augustus tarafından, Ebro Nehri kıyısında bir koloni olarak kurulmuştur.
Belgrad (Singidunum) MS 1. yüzyılda, Tuna ve Sava nehirlerinin birleştiği noktada kurulmuş önemli bir askerî kaleydi.
Antik Romalılar için su, yalnızca tüketilecek bir doğal kaynak değil; medeniyetin, gücün ve toplumsal refahın da gerçek bir sembolüydü. Lejyonlar nereye ulaşırsa, kısa süre sonra onların ardından taştan su kanalları inşa ediliyordu. Roma için suya hükmetmek, doğaya hükmetmek ve Roma medeniyetini hakimiyetleri altındaki dünyaya taşımak demekti.
Kırsal arazide uzanan heybetli su kemerlerinden, halka açık hamamların oluşturduğu sosyal alışkanlıklara kadar su kültürü İmparatorluk’taki mimariyi, siyaseti ve gündelik yaşamı biçimlendirmiştir.
Başkent Roma ihtişamının zirvesindeyken, toplam uzunluğu 500 kilometreyi aşan 11 ana su kemeri ile besleniyordu. Su kemerleri İmparatorluğun altın damarları gibiydi. Bu olağanüstü mühendislik ağı, şehre günde yaklaşık 1 milyon metreküp su taşırdı. Bu; kişi başına düşen miktar bakımından günümüzdeki birçok modern metropoldekinden daha yüksek bir hacme denk geliyordu.
Romalılar, kaynak suları daha saf ve daha serin olduğu için, yakınlardaki nehirler yerine uzak dağ kaynaklarından su almayı tercih ederlerdi. Sistemin işleyişi bütünüyle yerçekimi kuvvetine ve bileşik kaplar yasasına dayanıyordu. Su kanalları, (bazen kilometre başına yalnızca birkaç santimetre olacak şekilde) asgari düzeyde ve sabit eğimlerle tasarlanmıştı, bu da olağanüstü matematiksel hesaplamalar gerektiriyordu. Suyun güzergâhında mühendisler bir vadiyle karşılaştığında su görkemli taş kemerler üzerinden karşıya taşınıyor, bir dağla karşılaştığında ise tüneller açılıyordu.
Su şehir kapılarına ulaştığında ana dağıtım haznesine (castellum aquae) akar, buradan da üç ayrı hatta besleme yapılırdı:
1. Halka açık çeşmeler (genel nüfus için),
2. Halka açık termal hamam tesisleri,
3. Varlıklı ve aristokrat yurttaşların villaları (elbette belirli bir verginin, yani vectigal’in ödenmesine tabidir).
Su kemerleri teknolojik motor işlevi görüyorsa, halka açık hamamlar da Roma sosyal yaşamının atan kalbini temsil ediyordu. Sembolik fiyatlarla (hatta destek arayışındaki bazı siyasetçilerin ısmarlamasıyla tamamen ücretsiz olarak) giriş imkânı herkese erişim hakkı sağlıyordu: soylulardan avam tabakasına ve en aşağıda bulunan kölelere kadar.
Hamama gitmek yalnızca kişisel hijyenle ilgili değildi, aynı zamanda günlük bir sosyalleşme alışkanlığıydı. Termal hamam kompleksleri (Caracalla veya Diocletian’ın meşhur hamamları gibi), bünyesinde farklı bölümler barındıran, adeta birer “sağlık ve kültür şehri” niteliğindeydi:
Hamam komplekslerinin en önemli özelliği farklı sıcaklıklara sahip bölümleri barındırmasıdır: Frigidarium’dan (soğuk banyo) tiepidarium’a (ılık oda) ve nihayetinde caldarium’a (sıcak banyo ve sauna) kadar; hypocaustum olarak bilinen, zemin altından ısıtma sağlayan dahice bir sistemden yararlanılmıştır. Aynı sistem Türk Hamamının da özünü oluşturur.
Fiziksel egzersiz, güreş ve top oyunları için spor salonları ve açık alanlar da önemli yer tutardı.
Roma’nın cadde ve sokaklarında su durmaksızın akardı. Lacus denilen halk çeşmeleri sürekli bir akışla çalışırdı. Çeşme yalaklarından taşan sular, eğimli sokakların temizlenmesine de yarar; kir ve kalıntıları, şehrin büyük kanalizasyon sistemi olan Cloaca Maxima’ya doğru süpürüp götürürdü.
Zenginler ve aristokratlar için su, aynı zamanda bir statü sembolü haline gelmişti. Aristokratlar, domus’larında ve kırsal bölgelerdeki villalarında, sıcak yaz aylarında odaları serinleten nymphaea (mozaikler ve heykellerle süslenmiş görkemli çeşmeler) ile kapalı sığ havuzlar (impluvium) inşa ettirirlerdi.
Bu karmaşık su sistemini yönetmek, en üst düzeyde bir görevliyi de gerektiriyordu. İmparator Augustus döneminde, Curator Aquarum (su işleri sorumlusu) makamı oluşturuldu. Bu görevli, senatör rütbesine sahip bir yetkili olup su şebekesinin bakımından, su kalitesinin sağlanmasından ve o dönemde de oldukça yaygın bir sorun olan kaçak su bağlantılarına karşı mücadele etmekten sorumluydu. En ünlü küratörlerden biri olan Sextus Julius Frontinus, bize ağın işleyişini en ince ayrıntısına kadar belgeleyen temel bir inceleme olan De aquaeductu urbis Romae başlıklı kitabı bıraktı.
Aslında su; güçlü bir siyasi propaganda aracı idi. Yeni bir su kemeri inşa etmek ya da şehre yeni bir termal hamam kompleksi hediye etmek, bir imparator veya siyasetçi için halkın kalıcı minnettarlığını kazanmanın en iyi yoluydu.
Roma’da yüzyıllar boyunca inşa edilmiş su kemerleri kalıntıları, sarnıçların yanı sıra çeşmeler günümüzde de şehrin sokaklarında dolaşan yerli ve yabancı tüm insanlara İmparatorluğun asla tükenmeyen mirasından paylarına düşeni vermeye devam etmektedir.
L’eredità inesauribile di Roma: L’ACQUA
Il fatto che Roma fosse definita Regina Aquarum (Regina delle Acque) non è affatto una coincidenza. Il rapporto dell’Impero Romano con l’acqua si è trasformato in una vera e propria cultura, nella quale la gestione efficiente di una risorsa naturale, sia dal punto di vista commerciale sia da quello agricolo, è diventata un pilastro della vita sociale collettiva, della salute pubblica e dello splendore architettonico.
Ancora oggi, passeggiando per Roma o per qualsiasi altra capitale europea, i grandi fiumi che si incontrano, i resti imponenti degli acquedotti e il suono dell’acqua che sgorga dalle fontane ci ricordano quanto la storia dell’Impero sia stata indissolubilmente legata al fluire dell’acqua.
I Romani utilizzavano i grandi fiumi non soltanto per creare numerose infrastrutture essenziali per l’approvvigionamento idrico e la difesa, ma soprattutto per la loro funzione di vie di trasporto e di commercio.
Per i Romani, i grandi corsi d’acqua rappresentavano innanzitutto importanti vie commerciali e logistiche. Trasportare prodotti, merci, animali e truppe per via fluviale era molto più rapido ed economico che utilizzare le strade terrestri.
Inoltre, i fiumi costituivano linee naturali di difesa. Per questo motivo, numerosi accampamenti militari venivano costruiti nelle anse o nei meandri dei fiumi, dove l’acqua offriva una protezione naturale su due o tre lati.
…






































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































